Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Ağustos 2009

Kapitalizmin ölümü kalbe saplanan bir hançerle değil, bir milyon arının sokmasıyla gerçekleşecektir. İşte bizler o arılarız.

John Holloway—

Reklamlar

Read Full Post »

boşluk
Hiçliğin kaygan zemininde yürümek
Ve hafifçe temas etmek
Gerçeğin içindeki gerçeğe
Yavaş yavaş
Ağır ağır
Her şey olmak
Ve karanlık
Ve kör nokta
Ve anlamı aramak
Ve anlamsızlıkta kaybolmak
Ve sonunda bir fantezide bulmak kendini…

açlık
Gerçeği kitaplardan indirdik soframıza
Tok olsak ta tadına bakmaya hevesli
Sabırsız dilimiz dışarıda
“insanoğluinsan” yine kefaretsiz tatminlerde
Yaşam ıslak ve uyuşuk
Ölüm kuru ve dinamik…

(from nowhere to everywhere))

Read Full Post »

The journey…

UPL_UPL_6

the journey—

(from somewhere to anywhere))

Read Full Post »

* Düşüncede saplantı, ayrıntının ortaya çıkmasını sağlayan bir ayrıştırıcıdır. Kimyadaki ayrıştırıcılardan tek farkı ise, ayrıntıya yapışık olarak yaşamasıdır. Oysa bir kadına saplanmak, ‘saplantının’ kendisini görmezden gelme çabası içinde istemeden uygarlaşmaktır. Saplantı, bu açıdan bakıldığında, düşünsel bir cesarettir. Hastalıklı bir kadın, nasıl bir türlü sevdiği erkeği bırakamıyorsa, saplantılı düşünce de olguların temelindeki ayrıntı noktayı öyle kavrayıp, ona sıkı sıkıya bağlı kalarak sıradışı sonuçlar üretir. Saplantı ve önyargı, birbirlerini tamamlayan ve haz prensibi doğrusunca yaşayan iki düşünme tekniğidir.

* Eskiden büyük sözler edebilmek için çok kitap okumak gerekiyordu şimdi ise çok aşık olmak. Bu aşk, ne kadar gerçekleştirememişse kendini, büyük sözler de o derece inandırıcı olacaktır. Görünümler dünyasının görüntüler dünyasına olan üstünlüğüne benzer biçimde, inandırıcı olmak da inanca karşı yadsınmaz bir üstünlük taşır.

* Pierre Reverdy imgenin katıksız zihnin yaratımı olduğunu söylüyor. Bugün bunun tersini yaşıyoruz. Zihnin imgeler tarafından yaratıldığı bu dönemde yabancılaşmanın yerine ancak parçalanmadan söz edebiliriz. Her parça, anın zihnini taşıyor. İmgelem, sürekli doğurarak kendini kaybettiren bir yoğunluk olarak var. Artık şiiri yazan şair değil, şairi yazan şiirin ta kendisi.

* Yitirilmiş olanla yok edilmiş olan arasında derin bir uçurum vardır. Birincisi uygarlığın nedenidir, ikincisi nedensizliğin nedeni.

Andre Breton (Sürrealismus)

(http://surrealismus.blogspot.com/search/label/Aforizmalar)

bir söz de benden gelsin:

Beyin şekil olarak en çok bağırsaklara benzer, çünkü beyin esas olarak bir sindirim organıdır—

Read Full Post »

“…Her zaman benimle birlikte olan, birlikte taşıdığım, yaşadığım sözcüklerime dönmem gerek. Sözcüklerim olmadan o gökyüzüne nasıl dayanabilirdim. O caddeye, o geceye, gecelere, uykuyla uyanıklık arasında öylesine yatıp uyuyamadığım için sinirlendiğim ve her şeyi düşünüp, kalkıp düşündüklerimi sözcüklere çeviremediğim gecelere. Ya da uykunun ölümsü derinliğinde var oluşumuzun küçüklüğünü algıladığım gecelere. Bu yaşam, beni ancak içimde esen rüzgarları, içimde seven sevgileri, içimde ölen ölümü, içimden taşmak isteyen yaşamı, sözcüklere dönüştürebildiğim zaman ve sözcükler, o rüzgara, o ölüme, o sevgiye yaklaşabildiği zaman dolduruyor.
Başka hiç bir şey.
Şimdi sen bir anısın. Tenin herhangi bir yerde sürdürecek yaşamını. Hiçbir sevginin ardından gidemem. Sevgi inandırıcı değildir. Düşüncelerin bulduğu, düşüncelerin biçimlendirdiği bir durumdur. Düşünüldüğü oranda büyür, derinleşir, büyütülür, derinleştirilir. Ne denli düşünülürse, o denli büyür. O denli dayanılmaz boyutlara ulaşır, ulaştırılır. Gerçekleştirilemez. Soyutlaşır. Ve hiçbir zaman bitmez. Yaşam gibi. Ölüm gibi.”

Yaşamın Ucuna Yolculuk

Read Full Post »

Sinem Sal…

Konu: Tindersticks ile yazılmış İki Şiir

58. Sokak

bak önümüzde koştura koştura
ve sırtlarındaki tırnak izlerini saklayarak
ipsiz sapsız adamlar geçiyor
gecenin bir yarısı olmuş sen, yani muhtemelen
göğüslerini çıkarıyorsun sütyeninden

izbe bir otel odasında, karnında sancının en ağırıyla
dilini bilmediğimiz bir ıslık ve ince bir sigara sıkıştırıyorsun
altı morarmış dudaklarının arasına
ve kasıkların iğdiş ediliyor dikensi bir yağmurla
birlikte gökyüzü iniyor ayak parmaklarından aşağı
her ne varsa ağzında küfür , aşk, günah , dua
dökülüyor

ağzını bir açsan üç mevsim değişecek sanki
ağzını bir açsan sonsuzluğun tarihine inanacağım
ve hiçbir yere gitme niyetim olmayacak
ama sen hükmedemediğin bedenlerin buyruğunda mutlu
ve sen ismi cisminde ezilen
hangi iklime uydurmaya kalkarsan kalk
bu çiçeğin ömrü iki vakit
toprağına siyanür karışmış , kalçana at nalları

tamam
gözlerinde camlar kırılan kadın
içi sıkıntılı rüyanı bende görebilirsin
gündüzü sana bıraktım

geceleri uyu !

Sinem Sal

Sabaha Varan Gece Yorgundur

bir porsukağacının tepesindeyiz işte
oturmuş salıncak kurma niyetindeyiz
ayaklarımızın altında dallar çiğneniyor ve
damarlarımızda haddinden fazla anason
ağzımızda kaçmaya cesaret edemeyen küfürler
içimizde çok fazla kırgınlık ve geçmiş var

boşversene sen bunları , burada güzel olan her şey günah

uzun bir gece kılığına girmiş gündüz
sancı kere sancı
Meryem’in öteki yüzü adeta tüm bu olanlar
sen de ben de o da toplamda hepimiz işte
biliyoruz kollarından gerecekler hatalarımızı
uzun bir gece kılığına girmiş gündüz artık
çırılçıplak

boşversene sen bunları, burada acı olan her şey sevap

odamın köşesindeki solgun balık
yarısı ısırılıp bırakılmış elma
dişlenmiş sütyen
nemlenmiş kapı kolu
hiçbirinize ulaşmaz sesim
yara , kabuğu kabullenmiyor
rüya, göz kapağını
hepimizin organları içimizden çıkmaya niyetli
ben tedirginim bu günlerde, içim kasvetli ve

boşversene sen bunları, dışımdaki duvarı kırıyorsun

yastığımın içinde bir kara kutu
yastığımın içinde durmadan uğuldayan bir sen var
şehre giden son vapuru kaçırdık
bırak da sevişelim, yapacak başka şeyimiz yok
öyleyse
yavaş yavaş terk edelim birbirimizi
belleğime asılı bir terazi
karşına ne koysam hafif

boşversene sen bunları, içimdeki sakinliği deşiyorsun

Sinem Sal

Read Full Post »

Mektup

Konu: επιστολή – Mektup

(rembetiko)

επιστολή

Όταν θα λάβεις αυτό το γράμμα
εγώ θα είμαι πολύ μακριά
και θα πιστέψεις πως δε χωράνε
δύο αγάπες σε μια καρδιά

Όταν θα λάβεις αυτό το γράμμα
τότε θα κλάψεις με μαύρο κλάμα

Πάντα με μάσκα εσύ μιλούσες
κι ήθελες να ‘χεις δυο αγκαλιές
μα που το βρήκες αυτό γραμμένο
εσύ να παίζεις με δυο καρδιές

Όταν θα λάβεις αυτό το γράμμα
τότε θα κλάψεις με μαύρο κλάμα

Κι εδώ τελειώνει μια ιστορία
μ’ αυτό το κλάμα το θλιβερό
δε μετανιώνω που σ’ αγαπούσα
όμως λυπάμαι που σ’ αγαπώ

 

Mektup

Bu mektubu aldığında
ben çok uzaklarda olacağım
ve inanacaksın bir kalbe
iki sevginin sığmadığına

Bu mektubu aldığın zaman
ağlayacaksın simsiyah gözyaşlarıyla

Her zaman bir maskeyle konuşurdun sen
ve hep iki kucak isterdin sarılmaya
ama nereden çıkardın
iki kalple birden oynayabileceğini?

Bu mektubu aldığın zaman
ağlayacaksın simsiyah gözyaşlarıyla

Ve bir hikaye daha bitiyor burda
bu hüzünlü ağlayışla
Bir zamanlar seni sevdiğime pişman değilim
ama hala seni sevdiğim için üzgünüm
——————–

Read Full Post »

Older Posts »