Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Nisan 2012

Ea…

Enki, Sümer mitolojisinde su, zeka ve yaratmanın tanrısıdır. Daha sonraları Babil mitolojisinde Ea olarak anılmıştır.

 

Enki’nin baş tapınağı Eridu’daki é-engur-ra yani “(su) derinliğin evi”dir. Enki, Me olarak anılan kutsal güçlerin koruyucusuydu.

 

Enki, Sümer panteonunun tepesindeki 4 yaratıcı tanrıdan biridir. (Diğerleri Enki’nin babası olan Anu, Enlil’in annesi olan Ninhursag/Ki ve babası olan An’dır) Panteonda yeri An ve Enlil’den sonra gelmesine karşın zamanla An’ın önemini kaybetmesi ile 2 sıraya yükselmiştir. Sümer panteonunun en güçlü tanrısı Enlil olmasına karşın icra edici olan tanrı Enki idi. Bu yüzden Sümer destanlarında adına en çok rastlanan tanrıdır.

 

Su tanrısı olarak sınıflandırılmıştır. Sümer ülkesine bereket veren Dicle ve Fırat nehirleri Enki’nin penisinden fışkıran su ile oluşmuştur. İnsanı yaratan, bereketi, tohumların yeşermesini, hayvanların üremesini sağlayan, en güçlü büyüleri yapan tanrı Enki’dir. Enki’nin resimlerinde keçi ve balık sıklıkla kullanılmıştır. Balık figürü zaman içinde su ya da nehire dönüşmüştür, bu yüzden nehirli tanrı da denilir.

 

Enki’nin önemli rol oynadığı 5 mit şunlardır:

Enki ve Ninhursag: Sümer Cennet Miti

Enki ve Ninmah: İnsanın Yaratılışı

Enki ve İnanna: Yeryüzünün ve Kültürel Süreçlerin Düzenlenmesi

İnanna ve Enki: Uygarlık Sanatlarının Eridu’dan Uruk’a Aktarılışı

Enki ve Eridu: Su Tanrısı’nın Nippur’a Yolculuğu

 

Bu mitlerde anlatılan öyküler belli değişikliklerle Asur, Elam, Hitit, Yunan, İbrani edebiyatına ve dinsel metinlerine girmiştir. Sami dillerinde Enki adı Ea olarak anılmış, Akad/Asur mitolojisine bu adla yerleşmiştir. İbranilerin tanrısı Yehova de Enkiye dayanmaktadır.

 ((( İki adım daha atsan Allah’a çarparsın,,, Yıllar önce elime Gılgamış Destanı geçmişti,,, İki nehir arasındaki havzada yaşayan Sümerler için nehirlerin taşması bir afetti, Tufan miti de Sümerlere aittir, Sami dinlerine gelindiğinde Nuh tufanı olarak bahsedilen mittir,,, Bir Su Tanrı’sının celallenmesi desek,,,

((( Sümerler

((( Yerleştiklerinde çanak-çömlek yapmayı ve madenleri işlemeyi biliyorlardı. Aşağı Mezopotamya’da Dicle ve Fırat nehirleri kıyısında Uruk, Lagaş, Eridu, Ur, Kiş gibi kent devletleri kurdular. Gelişmiş bir yapı tekniği kullanıyorlardı. Yerleştikleri kesimlerde muazzam bir sulama sistemi kurup, kanallar, barajlar ve bentlerle hem seli önleyip bataklıkları kuruttular hem de düzenli sulamaya dayalı bir tarım geliştirdiler. Tekerleği de icat eden bu toplum tarlaları öküzlerin çektiği sabanlarla sürüyorlardı.

60 rakamına dayanan seksajismal sayı sistemini kullanan Sümerler’in “sos” dedikleri bu 60’lık birim bütün zaman ve mekân hesaplarında kullanılmaktaydı ve onları bir uyum içersinde birbirine bağlıyordu. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar. Gece ve gündüzü 12’şer saate böldüler. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular. Daireyi 360 dereceye böldüler. Sümerler Matematik ve Geometrinin temellerini atmışlardır. (Dört işlemi bulmuşlar, dairenin alanını hesaplamışlar, çarpma ve bölme cetvelleri hazırlamışlardır.) Sümerliler astronomide de gelişmişlerdir. Burçları ilk Sümerler bulmuştur ve günümüze değin gelmiştir. Artıklı ve doğru bir takvim kullanmışlar, ayrıca Güneş saatini icat etmişlerdir. Dünyada ilk kez ay yılı hesabına dayanan takvimi Sümerliler bulmuşlardır.

((( Sümerlerde başlangıçta anaerkil kültür baskındı,,,

((( Gılgamış Destanında Geçen Tanrılar

    Anu veya An: Gök tanrısı, önceleri baş tanrıyken sonra yerini hava tanrısı Enlil almıştır.
    Ki: Yer Tanrıçası.
    Enlil: Hava tanrısı, tanrıların babası, tapınağı Ekur Nippur kentindeydi.
    Enki (Ea): Bilgelik tanrısı
    Nimmah (Ninhursag): Ulu hanım, Doğum Tanrıçası, ana-tanrıça
    Nanna (Sin): Ay tanrısı
    Utu (Şamaş): Güneş tanrısı, ay tanrısı Nanna’nın oğlu.
    Ecem (Kueen) : Kraliçe Soylular tanrıçası.
    İnanna (İştar): Aşk ve Bereket Tanrıçası.

((( Yaratılış Miti’nin orjini Sümerlere aittir, insan Tanrılara hizmet etsin diye Nimmah ve Namma tarafından Balçıktan yaratılmıştır. Yaradılışta Enlil sarhoş olduğu için ilk 7 insan kusurlu doğmuştur ve Enlil bu yüzden Nimmah tarafından lanetlenmiştir,,, Yunan mitine geldiğimizde insanı yaratan Prometheus’un bu yüzden Zeus tarafından cezalandırıldığını görürüz,,, İki toplumun ait olduğu medeniyet kategorisi hiyerarşik, fetihçi, savaş içeren, köleci toplumlardır,,, hiyerarşinin gereği olarak otoritenin korunması ve düzenlenmesi ihtiyacı Sümerlerde (ilk) hukuku doğurmuştur,,,

düş zamanı,,,

((( Ea,,, 61,,, .):)

((( Trabzon’un plakası,,, özel sayılarımdan biri,,, ben orada Manas’ı gördüm,,, Mısırda kutsal olan böceği,,, dev bir böcek,,, Tanrı gibi değildi,,, Tanrıydı,,,


Reklamlar

Read Full Post »

Iceland…

İzlanda’dan bir kişi feelozof’u sıkı takip ediyor, merak ettim, tanışmak isterdim,,, İzlanda’ya neden Iceland dendiğini de bu vesileyle öğrendim, Avrupa’yla arasında büyük bir mesafe var ve Grönland’a daha yakın görünüyor,,,

.):)

Read Full Post »

İlkel Kültürler ve Uygar Toplumlar

Daha önce vurgulandığı gibi, her kim bu “ilkel” kültürlerden birini incelemek isterse, onların metafizikleri, kendi dünya anlayışları içine girmedikçe ve onların zihinsel yapısını bizimkiyle kökten bir biçimde karşı karşıya koymaktan vazgeçmedikçe, geçerli sonuçlara ulaşmayı beklememelidir. Çünkü çok eski çağlarda donup kalmış bir durum olmak şöyle dursun, bu insanların kendi tarihleri olmuştur ve belli bir anlamda, kendilerine özgü olan ve hep kendiyle tutarlı kalmış bir dizgeye uygun olarak kendi felsefelerini kurmuşlardır kafalarında.

Bunun için bu insanlara “ilkel” terimini yüklerken her türlü gerekli önlemi almalıyız. Ağır olduğu kadar haksız da olan değer yargıları saçarız ortalığa; bir zamanlar bu insanları, sırf “uygar” denen toplumlarla aynı yaşam biçimini, aynı ölçütleri, aynı düşünme biçimlerini paylaşmıyorlar diye hemen hemen horgörüyle “geri toplumlar” diye nitelerken yapıldığı gibi.

Tersine “ilkel” diye yargılanan toplumlar, sırf avadanlıklarının ve yaşama araçlarının genel özelliklerine verdikleri önemden ötürü, çok daha ileri diye düşünülen topluluklarda bulamayabileceğimiz görece eksiksiz teknikleri çok iyi kullanabiliyorlar.

Sayıları Doğrudan Algılamanın Sınırları

Kendimizi sayıları dolaysız tanımayla ilgili doğal yetilerimizin kılavuzluğuna bıraksaydık sayı alanında çok daha iyisini yapabilirdik diye düşünmek pek hatalı olurdu.

Uygulamada şu ya da bu niceliğin ayrımına varmak istediğimizde belleğe ya da karşılaştırmaya, bölümlemeye, zihinsel öbekleme ya da daha iyisi, soyut olarak sayma yetisine başvururuz. Öyle ki, bu konudaki yatkınlığımızın sınırlarının bilincine varmak bizim için genellikle zor olur.

Yine de, karşımıza ‘yan yana duran’ bir dizi benzer varlık ya da nesne koyup ‘tek ve çabuk bir bakışla’ (yani hile karıştırmadan) bunların kaç tane olduğunu söylemeye çalışalım. Kaça kadar gidebiliriz?

İlk bakışta ve hatasız olarak bir, iki, üç, hatta dört öğe seçeriz. Ama sayıları ayırt etme gücümüz orada durur. Çünkü dördün ötesinde kafamızda her şey karmakarışık olur ve toptan görünüşün bize artık hiçbir yardımı dokunmaz. Şu yığında onbeş tabak mı, yirmi tabak mı var; şu cephede beş pencere mi, altı pencere mi, sekiz pencere mi var? Bunları bilmek için saymak gerekir.

Göz, deyim yerindeyse, yeterince kesin bir “ölçü aleti” değildir; sayıları dolaysız algılama gücü dört sayısını çok ender olarak aşar (hiç aşmaz demiyorum).

Bu olgunun ilk doğrulaması, Okyanusya’da, tekil, ikil, üçül, dördül ve çoğul gramatik biçimlerle çekim yapma alışkanlığı olan birçok kabilenin varlığıdır. Bu insanlarda ortak adları bireyselleştirme yeteneği dörtle sınırlıdır. Gerçekten, dörde kadar, varlıkların ya da nesnelerin adları onların dillerinde açıkça ifade edilir ve her birinin kendine özgü bir özelliği vardır; ama dörtten sonra, sayılar gibi adlar da çekimden ve kişilikten yoksundur ve maddi çokluğun belirsiz, kötü dile getirilmiş özelliğini kazanırlar. Bu biraz bizim Fransızcada, bir eşek için baudet, iki eşek için baudeta, üç eşek için baudeti, dört eşek için baudeto, eşekler için baudets gibi şeyler söyleyerek, bir, iki, üç, dört ve birçok eşek arasındaki farkı dile getirmemiz gibidir.

Aynı şekilde Romalıların bir adet olarak erkek çocuklarına (o çağda kızlara ön ad verilmezdi!) verdikleri ön adlar dördüncü çocuğa kadar (dört dahil), örneğin, Appius, Aulius, Gaius, Lucius, Marcus, Servius gibi olağan biçimde verilmiş özel adlardı. Buna karşılık, beşinciden itibaren oğullarını yalın numaralarla çağırmakla yetiniyorlardı: Quintus (beşinci), Sextus (altıncı), Octavius (sekizinci), Decimus (onuncu) ya da hatta Numerius (birçok). Burada örneğin çözümlemeci Quintus Fabius Pictor’u, şair Quintus Horatius Flaccus’u, Sextus Pompeius Magnus’u (Büyük Pompeius’un oğlu) ve asıl adı Decimus Junius Juvenalis olan hiciv şairi Juvenal’i düşünelim.

Yine, eski Roma yılında (Romulus denen yıl) yalnız ilk dört ayın özel adı (Martius, Aprilis, Maius, Junius) bulunduğuna dikkat çekilmiştir; çünkü beşinciden itibaren ay adları artık yalnızca sıra numaralarıydı: Quintilis, Sextilis, September, October, November, December.

Sayısal işaretleme bu temel ruhbilimsel yasadan doğmuştur. Bir, iki, üç, dört çizik atarız ve sonra bunun üzerini çizeriz (temel 5’lik sistem).

Rakamların Evrensel Tarihi I (Tübitak Yayınları)

Read Full Post »

ben allahı gördüm ön

— —

Ben Allahı Gördüm

“Ben, Allah’ı Gördüm…”

Kaos Çocuk Parkı Kolektifi tarafından basıldı ve dağıtıldı. Buradan özellikle duyurmak istedim…

— —

Read Full Post »

Belki basit ve sıkıcı

belki değil

ve yüzeysel

derin

ve tahmin edilebilir

mi

ama

sana dair olurdu

sen gibi…

ve hiç bir zaman hata demezdin…

her zaman dediğin gibi.

dediğin

hep

gibi

?

değil gibi

!

dediğin gibi hep;

değiştin

gibi.

.):)

Read Full Post »