Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Şubat 2012

Öz…

tüm yalanların, tüm aldatışların, tüm o kara lekeler için, ruhunda, hala ama ben..ama böyleyim derken acınaklı notaların, son bir hamleyle varlığının sahtekar avukatı, ne yaparsan yap. başa döneceksin. aynı cehennemde bıkmaya usanmadığın hikayelerin parantezlere doyamazken, sen üç noktalı boşluklara hapsedileceksin..ta ki bir sabah -ki cennet dediğim budur arkadaşım, anandan doğmuş kadar çıplak, hakiki uyanıncaya dek.
insan, ektiğini biçer, ettiğini bulur. neysen osun.
kısa ve öz.

j a d e d

Read Full Post »

Outside…

Read Full Post »

Ne giydiğini yaz bana!
Sıcak tutuyor mu?
Nasıl uyuduğunu yaz bana!
Yatağın yumuşak mı?
Nasıl göründüğünü yaz bana!
Hep aynı mısın?
Neyi özlediğini yaz bana!
Kolumu mu?
Nasılsın, yaz bana!
Hoş tutuyorlar mı seni?
Ne bok yiyorlar, yaz bana!
Cesaretin yetiyor mu?
Ne yaptığını yaz bana!
Yaptığın şey iyi mi?
Neyi düşündüğünü yaz bana!
Beni mi?
Elbette sorulardır sana bütün verebildiğim.
Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim, mecburum buna.
Yorgunsan, uzatamam sana elimi.
Ya da açsan, seni besleyemem.
Sanki yaşamamışım bu dünyada, hiç yokmuşum.
Unutmuşum sanki seni.

Bertolt BRECHT

http://urumabdal.blogspot.com/

(nam-ı diğer: gecikmiş neandertal)

(hey KARDEŞ! Kardeşsen -kelimenin gerçek anlamıyla; abin olabilirim yani senin- bak bu adam ipodundaki 99 tane işe yaramaz şeyle ilgilenmiyor, bir göz at, biraz insan evladı olmanın sorumluluğunu al, lütfen! yaf hani ben de otuzunda akıllanmadım, onbeş yaşımda girdi kanıma delikanlılık, yapamayacak değilsin; YAPMIYORSUN! NİYE?) 

Read Full Post »

 
 
‘Gerçeklik, çok gizlidir, açıklanamaz; ona giden yollar dar; yolcunun karşısına doymaz ateşler, engin çöller çıkar. Yabancı, işte bu patikalardan geçer, Durak’larda görüp yaşadıklarını anlatır. Bunlar kırk Durak’lardır:
1- Yöntem (adab)
2- Korku (raheb)
3- Yorulma (nasab)
4- Arama (taleb)
5- Şaşırma (aceb)
6- Yıkılma (ateb)
7- Esrime (tarab)
8- Tutku (şereh)
9- Doğruluk (nezeh)
10- İçtenlik (sıdk)
11- Yoldaşlık (rıfk)
12- Özgürleşme (ıtk)
13- Gösterme (tasvih)
14- Dinginlik (tervih)
15- Anlama (temyiz)
16- Tanık olma (şuhud)
17- Oluş (vucud)
18- Sayım (ıdd)
19- Çabalama (kedd)
20- Eski duruma dönme (rada)
21- Yayılma (imtidad)
22- Hazırlanma (itidad)
23- Kendini Yalıtma (infirad)
24- Bağlanma (inkıyad)
25- Çekim (murad)
26- Görüntü (huzur)
27- Uygulama (riyazet)
28- Dikkat (hıyatat)
29- Yitirilen şeyler için üzülme (iftikad)
30 – Direnme (istilad)
31- Dikkate alma (tedebbür)
32- Hayret (tahayyür)
33- Düşünme (tafakkur)
34- Sabır (tasabbur)
35- Yorumlama (taabbur)
36- Onaylamama (rafd)
37- Güçlü eleştiri (nakd)
38- Uyma (riayet)
39- İşaret alma (hidayet)
40- Başlangıç (bidayet)

(Nokta Üzerine, Tavasin, Hallac-ı Mansur, Yaba Yay.)

Read Full Post »

 

 
 
 
âşığa bağdat sorulur

sen yenisin galiba; sözcüklerin akşamdan kalma
dünyada… kendini yaşayacağın içten bir köşe yok
omzunda eskimiş kuşlar, dilinde radikal bir rüzgâr
gülcü çocuk, hayallerinde cimrisin, diyor sana
sen yenisin galiba, ürkekliğin yabansı ve yabancı
cümle kurmakta gecikiyorsun, harflerin serçe
sen yenisin galiba; âşığa bağdat soruyorsun

sen yenisin galiba; aşkının işaret parmağı kayıp
için haram su’lar talanı, dışın dağınık dizeler iklimi
kalbinden başka, geçmişin ve geleceğin yok
gittiği yere kendini götüremeyen göçmez kuş
sen yenisin galiba; her aşkta azınlığa düşüyor yüreğin
bir aşkın içinde arabölgede milis gibi yaşıyorsun
sen yenisin galiba, hiç haram öpücük biriktirmemişsin

sen yenisin galiba; diyalektiği ve aşkı şaka sanıyorsun
kış serçesi gibi pencere önlerinde telaş yapıyorsun
aşk ile alışkanlığı birbirine karıştıran sayısal tarih
kuşların doğu’ya ölüme gitmesi içini üşütmüyor
sen yenisin galiba; aşkta havalar her dem kötü
iki yenilgi arasında sözcüklerini araf’ta soğutuyorsun
sen yenisin galiba; soruların yetim, cevapların öksüz

sen yenisin galiba; kalbinin dış politikası yok
savaş’ta sivil âşık, barış’ta birinci tekil şahıs
en yaşlı mevsim kış gibisin, beyazların tarih
doğu’n haramaşk divanı, batı’n helâlsu gazeli
sen yenisin galiba; aşk bu şehirde iki kere acemi
her yangından sonra suçu su’yun üstüne atan âşık
sen yenisin galiba; dağları sürç-i lisan sanıyorsun

sen yenisin galiba; ezberinde hiç ayrılık yok
sözü devlet dışarı âşıkların selâmını almıyorsun
her aşktan çırak çıkmak en büyük marifetin
şiirlerini eksiğine bozduruyorsun loncalarda
sen yenisin galiba; insanı devlet terimi sanıyorsun
aşka yenilip âşığı yenen hariçten okunan bir gazel
sen yenisin galiba; âşık oldukça küsme hakkı kazanıyorsun

sen yenisin galiba; teoride ve pratikte yedeğe düşmüşsün
aşkta imlâ hatası yapmakta dönem birincisi
ikinci sevişmede kendine ve sevgiline devlet
her aşk, her âşık ikinci baskıda düzelir sanıyorsun
sen yenisin galiba; nedenlerin sonuçlarını kıskanıyor
yanıldığın, yenildiğin cümlelerden hatırlıyorsun çıtkırıldım hayatı
sen yenisin galiba; kimi kucaklasan arabölge’de ölüyorsun

sen yenisin galiba; galiba sen yenisin
her aklından geçeni aşk ve devrim sanıyorsun…

sezai sarıoğlu

Read Full Post »

(Silver Shot)))

Geçtiğimiz iki yıl boyunca, büyük ölçüde bu farkların tanımlanmasına yönelik araştırmalar yaptım. Çalışma arkadaşlarım ve ben, evrimsel ağaçları rastgele süreçler olarak modelliyoruz. Bir ağacı “büyüttükten” sonra, onu ana “dallarına” ayırıyor ve her dalın zaman içindeki tarihini ele alıyoruz. Her dal için mekik çizelgeleri adı verilen çizelgeler oluşturuyoruz. Mekik çizelgeleri oluştururken, her zaman diliminde yaşamış olan türleri sayıyor ve çizelgenin genişliğini bu sayıya göre belirliyoruz.

Daha sonra bu çizelgelerin çeşitli özelliklerini ölçüyoruz. K.M. dediğimiz bir ölçüm, kütle merkezinin konumunu (yaklaşık olarak dalın en geniş, yani çeşitliliğin en fazla olduğu yeri) tanımlar. Eğer bu maksimum çeşitlilik konumu dalın yaşam süresinin orta noktasındaysa, K.M. değeri 0,5’tir (dalın toplam hayatta kalma süresinin orta noktası). Eğer dal en büyük çeşitliliğe orta noktasından önce erişiyorsa, K.M. değeri 0,5’in altında kalır.

Bizim rastgele sistemimizde K.M. her zaman 0,5 dolayındadır; ideal dal, en geniş yeri ortası olan, baklava şeklindeki daldır. Ancak bizim rastgele dünyamız kusursuz bir denge dünyasıdır.

1975 yılının büyük bölümünü, gerçek dallar için mekik çizelgeleri oluşturmak üzere fosil cinslerini sayıp hayatta kalma sürelerini kaydetmekle geçirdim. Şimdi elimde Kambriyen patlamadan sonra ortaya çıkan ve ölen gruplar için 400’den fazla dal var. Ortalama değerleri 0,4993 – denge halinde – ki idealleştirilmiş dünyamızın 0,5 değerine bundan daha yakın bir sonuç bekleyemezdim.

(Tür patlamaları ve yokolmaları evresi logaritmik bir evredir, ancak ekstrem bir koşulun etkisini gösteren bu logaritmik evreyi kararlı bir evre izlediği için, kararlı devreye dair dengeli  bir seyir oluşur; bir damla ya da ters damla şekliyle frekanstaki (evrimdeki) kırılmalar izlenebilmektedir.)

Read Full Post »

Oysa din ile bilim arasındaki gerçek ilişki çok daha karmaşık ve değişkendir. Din çoğu zaman bilimi etkin bir şekilde desteklemiştir. Bilimin değişmez düşmanı din değil akıldışılıktır.

Üstelik Thomas Burnet’in Tanrı’sı, bilim öncesi zamanların sürekli ve mucizeci eyleyeni değil; maddeyi yaratıp yasalarını düzenleyerek, doğanın kendi seyrinde akmasına olanak veren bir Tanrı, Newton’un evrensel saatinin zanaatkârıydı: “Tanrı’yı, çalmak için saat başı müdahale isteyen bir saatin değil, işlerliğe koyduğu zemberek ve çarklar sayesinde düzenli olarak çalan bir saatin zanaatkârı olarak düşünmek daha doğru olur. Uzun zaman boyunca her saat başı çalan, her hareketi düzenli olan ve zamanı gelince bir işaretle ya da bir zembereğin dokunuşuyla, kendi uyumu sonucunda parçalara ayrılan bir saat, bir işçinin belirli bir zamanda gelip balyozla parçalayacağı bir saatten daha büyük bir sanat yapıtı değil midir?”

Oxford Üniversitesi’nden matematikçi John Keill, Burnet’in açıklamalarının tehlikeli olduğunu, çünkü Tanrı’nın gereksiz olduğuna ilişkin bir inancı desteklediğini öne sürdü.

Buna karşın, Burnet’in talihi bir süre yaver gitti. III. William’ın sarayında Klozet Rahibi oldu. (Bu terim ayakyolu temizlikçilerine verilen farklı bir ad değil, kraliyet üyelerinin günahlarını çıkaran papazın ünvanıdır; klozet, kralın kişisel ibadetleri için kurulmuş küçük bir tapınaktır.)

Bugün liberal retoriği kullanarak evrim kuramını ulusun ders kitaplarından çıkartmak istiyorlar.

Kuşkusuz bilim de zaman zaman haddini aştı. Muhaliflere haksızlık edenler, kitapçıklara sığınanlar ve bilimin otoritesini, güçsüz olduğu ahlaki  alana yaymaya çalışanlar oldu. Ancak etkili olduğu alanda bilime ve akılcılığa bağlılık göstermeden, çevremizi saran sorunlara çözüm bulamayız.

Darwin ve Sonrası – Stephen Jay Gould

not1: tuvaletin sosyolojisini inceleyenler, bunun sanıldığı gibi her zaman özel ve gizli bir davranış olmadığıyla karşılaşırlar; efes antik kentine gidenler; tuvaletin ortak ve açık 30-40 bölümden oluştuğunu görebilirler.

not2: s. jay gould ince zekalı bir evrim araştırmacısıdır ve muhteşem bir yerinden yakalamış kuramı; basit bir matematik bilgisiyle kavranabilecek kadar net; onu da yarın ekleyeyim.

not3: playlistim contact kurdu nihayet, bilginize.

Read Full Post »

 

———

  Paganizm, öncelikle Hıristiyanlığın tam karşıtıdır; ve rahatsız edici gücünü, belki de kalıcılığını tam da buna borçludur.

*   Dualist değildir ve ne ruhu bedenin; ne de inancı bilginin karşısına koyar.
*   Bireysel ve toplumsal yaşamın rastlantılarının yansıttığı güç ve anlam ilişkilerine (dışsal bir kural olarak) ahlak tahsis etmez.
*   Tüm olayların bir işaret olduğunu ve tüm işaretlerin anlamı olduğunu ileri sürer.
*   Kurtuluş, aşkınlık ve gizem ona temelden yabancı şeylerdir. Bunun sonucu olarak yeniliği ilgiyle ve hoşgörüyle karşılar; tanrıların listesini uzatmaya her zaman hazırdır.
*   Sentezden değil eklemeden ve munavebeden anlar. (Bu kuşkusuz hıristiyan misyonerliği yüzünden yanlış anlaşılmasının en derin ve kalıcı nedenidir.)
*   Kendi adına asla bir misyonerlik pratiği yoktur.
———————————————————-
*   Doğanın efendisi değil, onun bir parçası olunduğu düşünülür.
*   Pagan inancının temeli “Gaia”, kutsal kitabı doğadır. 
  “Cennet”, “cehennem” inancı olmadığı gibi “Şeytan” inancı da yoktur.
*   Yaşamın sonsuz döngüsüne inanılır, içsel bir huzur hedeflenir.

Munavebe: doğrunun yanlışı ortadan kaldırması

Gaia: Toprak Ana

 

Kaynak :  Paganizmin Dehası
/ Marc Augé / Dost

http://albatroslar.blogspot.com/

Read Full Post »

 

 

———

Herkes farklı hayatlara sahip olsa da insanlar sosyal hayat alanlarında birbirlerine aynı sosyal tavır ve adetleri takınır. Bu toplumun yonttuğu ya da kollektif bilinçaltının dikte ettiği kültürel durum insanlara aynı havayı solutur. Mistik ve şizofren bu bütünlüğün gerçek insani değerlere kapalı, sadece, hissedilen şeyin yobazlığa ve travmaya yol açabilen, sahte, düşsel, hassasiyeti tüketen ya da bir savaş yumuşatma aracı kadar rolü olan ahlaki normların kontrol mekanizması olduğunu ve hakim paydanın güç eksenli bir yaşam kültürü dayattığını bilir. Şizofren Tanrının parçalara ayırdığı gerçeği tek tek parçalarda görüp tükenirken mistik parçalardaki bütünden doğar. Aşklarını aynı çizginin iki yönünde bulurlar: Tanrı ve insan. Mistik Tanrının adını insana söylerken, şizofren insanın adını Tanrıya söyler. Mistikler insandan kopmadan Tanrıyı, şizofrenler Tanrıdan kopmadan insanı aşk edinmişlerdir. Tasavvufta ilki sahv, ikincisi sekr halidir.

———

 

Read Full Post »

Gandhi…

 

 

———

Hermann Hesse, Gandhi için şu sözleri söylemiştir; “Sonsuz gibi görünen kimi gerçekleri bulduğu pek o kadar önemli değil. Bunlara her köşede, bucakta rastlanır. Asıl dikkate değer olan, O’nun bu gerçekleri hemen ve tavizsiz gerçekleştirmeye girişmesidir. Ancak, başkalarına karşı bir takım talepler olarak değil, tersine kendi benliğinden ve arzularından vazgeçmek bahasına, bizzat kendisine karşı talepler olarak.”

———

Read Full Post »

Older Posts »