Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Kasım 2012

ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler, yürüyüş biçimini hiç değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.

ağır ağır ölür tutkudan ve duygulanımdan kaçanlar, beyaz üzerinde siyahı tercih edenler, gözleri ışıldatan ve esnemeyi gülümseyişe çeviren ve yanlışlıklarla duygulanımların karşısında onarılmış yüreği küt küt attıran bir demet duygu yerine “i” harflerinin üzerine nokta koymayı yeğleyenler.

ağır ağır ölür işlerinde ve sevdalarında mutsuz olup da bu durumu tersine çevirmeyenler, bir düşü gerçekleştirmek adına kesinlik yerine belirsizliğe kalkışmayanlar, hayatlarında bir kez bile mantıklı bir öğüde aldırış etmeyenler.

ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.

ağır ağır ölür özsaygılarını ağır ağır yok edenler, kendilerine yardım edilmesine izin vermeyenler, ne kadar şanssız oldukları ve sürekli yağan yağmur hakkında bütün hayatlarınca yakınanlar, daha bir işe koyulmadan o işten el çekenler, bilmedikleri şeyler hakkında soru sormayanlar, bildikleri şeyler hakkındaki soruları yanıtlamayanlar.

deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.

pablo neruda

— —

http://pienssa.blogspot.com/

Read Full Post »

Aklının korunması için Tanrı’ya ilk yalvaran insanın dileği yerine getirildi. O günden bu yana insanın aklı, Tanrı tarafından korundu. Belki bir kasada, belki de cennette. Çünkü aklın, insanın bedeninden kaçabileceği beş delik ve akıl yoksunu bedende delilik vardı. Akıl, insandan korundu. İnsan beş duyulu bir hayvan oldu. Bedeni ölümlü, aklı korunan, beş duyulu bir hayvan. Tanrı’nın insan olarak doğacağı güne kadar böyle sürecek. Aklı, insanla öldüğü gün öpüşecek. Hayattakilerse son ana kadar koklayacak, duyacak, görecek, tadacak, dokunacak ama asla düşünemeyecek. Çünkü aklı alınmış insana bırakılmış olan beyin, sahibine sadece hayal veren bir organdır. Var olanın üzerine kurulan hayaller. Oysa akıl, yoktan düşünce yaratır. Yoktan var etmek bir düşünce, yoktan var ettiğini düşünmek bir hayaldir. İnsan düşünmez, düşündüğünü hayal eder. Akıl sadece Tanrı, beyinse bir çocuk tarafından korunabilir. İnsanı koruyansa ölümdür. Bir hayal organıyla yaşadığı sürece kendine zarar verecek olan insanı sonsuz acıdan kurtaran ölüm, doğumdan üstündür.

Hakan Günday-Malafa

Read Full Post »

  1. “… o’nun iki düşmanı var: ilki arkasından ve köklerinden sıkıştırıyor, ikincisi ise önünde uzanan yolu parmaklıkla kapatıyor. o, ikisiyle de mücadele ediyor. aslında ilki o ikincisiyle mücadele ederken onu destekliyor; çünkü o’nu ileri doğru itmek istiyor, aynı biçimde ikincisi de o’nu birincisiyle mücadelesinde destekliyor; çünkü o’nu geriye doğru sürüklüyor. ama bu ancak teoride böyle; çünkü varolan yalnızca iki düşman yok, kendisi de var; ve o’nun niyetinin ne olduğunu gerçekten kim bilebilir ki?…”

Read Full Post »

Güneş

 

Read Full Post »

Sevmiyorum

1

SEV SEV SEV diyorlar…
Sevgi bir buyruk değildir! Kendime dönüp, kendimi görmektir, bilmektir…
o yüzden samimiyetimdir kendime, itirafımdır, temennimdir, o yüzden…

2

Sevmiyorum kaypak insanları, ağzımdan dökülen karanfil yapraklarına ağzı açık bakanları mesela… Sonra aynılarının kirli sözcüklerimden tiksinen yüzlerini sevmiyorum. Gül dediğimde dikenlerimi görmeden gelenleri, dikenlerimi gösterdiğimde dökülenleri mesela…

Sevmiyorum rahle-i tedrisatlarında, suni beşer hafızasında otuz birlerinden yenilmez çıkanları, kirliliği kendi dışlarında tasavvur edip ak olanları, edepli olanları…

Dibe batanları sevmeyen grostonluk ticaret gemilerini sevmediğim gibi… Denizaltıların dibe çekici maharetini lanetleyenleri ki o denizaltılarını üreten bütün malzemeleri, sırf ticaret olsun diye su üstünden taşıyıp dururlarken…

Çöllerde hiç dolanmamak, hiç kaybolmamak düşüncesiyle beslenen ince fikirleri, evlerinden dışarı çıkmayanları, kendi suni vahalarında cennet rüyalarına, hülyalarına yatanları…

Sevmiyorum, bir kadının peygamberine hasretle dokunuşunu gören edep dillerinin “ bu edepsizliktir” diye sayıklayan edipsizliklerini, dipsizliklerini, ‘o orospu değil midir’ diye başlayan cümlelerini mesela…

‘ Şu sevgisizliğim onlarda yeşermesini beklediğim sevgi içindi’ diyen kendimi, ara sıra sevmediklerime benzediği için sevmiyorum ben.

3
Her sevme, sevgiye hizmetçilik etmez, bazı sevmeler ona efendilik taslar.

Kali Rind
———————————————————————————————————————————
Sev-ebilmek
I am a human-being,
here:
kendini doğurup, kendini yiyen bir miti, meddi ve ceziri tattıran bir tanrıçayı, bir aynayı, bir tanığı, geceye gözkulak olan
o sırdaş dostu; Ayı sevebilmek,,,

(kafadan girdim, başım göğe çevriliyken, ama daha sade yazacağım, ruhu(ma)nuza küçük küçük raptiyeler çakacağım, o raptiyelerle çizeceğim deseni,
imgelerin diliyle konuşan bir şair gibi değil de, bir aziz gibi konuşacağım daha çok, doğru, dosdoğru)

güneşi yani Şemsi sevebilmek, Şemssizliği de, bulutları ve yağmuru ve karı da,,,

bir dudak, bir göz, bir ten, bir kalp olan, o narin terennümü, kadını sevebilmek, kokusuyla bile sarhoş edebilen aşkını sevebilmek,,,

sevişmeyi sevebilmek,,,

tanrının sesi olduğunu bildiğim,
keyif ve haz pınarı, vecdin anahtarı, insanı “iç”lendiren, bedenine raksın ateşini
sokan müziği sevebilmek,,,
—(insan sevdiği şeye karşı ilgi duyar, merak besler, 12 nota sistemi mesela, katı bir matematiktir, iki oktav arasındaki dalga boyu uzunluğu
tam iki katı artmaktadır ve
bu tam onikiye bölünmüştür,,,

layıkıyla enstrüman çalmak, ölüyü diriltmek, onu konuşturmaktır;
tanrı benim için bir enstrüman, intihar mı ettiği yoksa bir cinayete mi kurban gittiği belli olmayan o meftayı,

((müslümanlar kızmasın ama bence mumyası hala Kabe’de ihtişamla yatıyor, hem belki de sadece O var, hem belki de Ben yokum!))

önce diriltiyorum, sonra konuşturuyorum)—

kutlarım diyebildiğiniz ama kıyasıya da eleştirdiğiniz bir tanrıyı sevebilmek,,,

(tanrı: dört tane gözüm, altıtane kolum, iki tane aklım var, ben: doğrudur, tanrı: ama bütün numaram bu değil, ben: doğrudur,,,)

evreni sevebilmek, o devasa (gerçekten devasa) ateştoplarını, ışığın hızını, evren kendi kendine bu hale gelmişse bu da
bir mucize diyen evrimi sevebilmek,,,

çiçekleri sevebilmek, çiçeklerin de teni vardır, gül hele,,,

dikenleri sevebilmek, hele gülün dikeni, o diken, o ince keskin diliyle bize hayatın en anlamlı uyarısını yapmaz mı, beni sev, ama dalımdan koparma,,,

tebessümü ve kahkahayı sevebilmek,,,

gerçek bir iyiliği, aydınlık bir doğruluğu, öğretici bir kötülüğü sevebilmek,,,

gururu ve onuru sevebilmek,,,

cesurluğu, uçurumları ve girdapları sevebilmek,,,

edebi ve edepsizliği sevebilmek,,,

kendini sevebilmek,,,

ötekini, yabancıyı sevebilmek,,,

yapamayanları ve yapanları sevebilmek,,,

ezilen, insan; İnsaN, diyebilen bir politik şiarı sevebilmek,,,

sokakları ve caddeleri, şehirin damarlarını sevebilmek,,,

evini, yurdunu sevebilmek,,,

ağaçları, kökleri ve dalları sevebilmek,,,

güveni ve belirsizliği sevebilmek, düzeni ve kaosu, kesinliği ve ihtimalleri,,,

o binbir gözlü tarihi, onun ovasında çiçek açmış kültürleri, medeniyetleri sevebilmek, imparatorları, dervişleri,
ve entellektüelleri,,,

ilkelliği sevebilmek,,,

dünyayı sevebilmek,
onu tükettiğimiz gerçeğinin canımı yakmasını sevebilmek,
insanın kimi hallerine içimin kalkmasını
sevebilmek,,,

çıkmaz sokağa, bu bir çıkmaz sokak dediğin anı sevebilmek,,,

limon sarısını, nar çiçeği kırmızısını, denizin mavilerini, sütlü kahve rengini, renkleri sevebilmek,,,

doktorları ve öğretmenleri, aileni ve dostlarını sevebilmek,,,

peki diyebilen insanları sevebilmek,,,

parfümleri ve ayakkabıları; kotu sevebilmek,,,

karidesi ve tekiri,
mantıyı ve pizzayı,
rakıyı ve birayı sevebilmek,,,

sırları ve esrarları sevebilmek,,,

genetiği ve fotonları biliyoruz, bunu sevebilmek,,,

şansı ve şanssızlığı, huzuru ve huzursuzluğu, mutluluğu ve mutsuzluğu, yazgıyı sevebilmek,,,

çocukları ve yaşlıları ve kuzuları sevebilmek,,,

akıllıları ve delileri sevebilmek,,,

bilgeleri, şairleri, aşıkları (onların sözcüklerini, kendi(nin-işte bu nin suresi-) sözcüklerini sevebilmek,,,

ırmakları ve kuşları, incileri, taşları, eksikliğimden dilime varmayan binbir envai şeyi sevebilmek, eksikliğimi ve tamlığımı sevebilmek,,,

hayatı(nı-nı suresi)
ve
ölümü(nü-nü suresi) sevebilmek,,,
are you there?
ke

//ocak 2011//

Read Full Post »

Nora…

 

fırında pişen göğüslerimizi, dengesi bozuk bir kedi yedi

 

her sabah avuçladığım geometrik yüzün artık yok

 

tensiz, etsiz ve bacaksız ruh gibi sokul burun deliklerimin gölgesine.

 

bu yalnızlığı ancak seninle yenebilirim nora.

 

çünkü sen benim yerleşim bölgemde saklanacak delik arayan bir orospu

 

ben senin özgeçmişinde bir fiil!

 

yani ikimiz de ikimize yapış yapış

 

ikimiz de ikimize sarhoş bir film arası… bunun şakası yok nora.

 

bir gün saçlarını yedi atmışbeşlik mermiyle dağıtıverirler.

 

ve ben gözlerinde koşarken ölürüm yapma!

 

Read Full Post »

Fransız Felsefeci ve Toplumbilimci Jean Baudrillard, 1976 yılında yayımladığı “Simgesel Değiş-Tokuş ve Ölüm” adlı eserinde “Sistem Hepimizi Sorumsuzlaştırmaktadır” demektedir.

Fransız Toplumbilimci aynı yapıtında “…Aydınlanma çağının bireysel kalıntısı olan sorumluluk, zaman içinde giderek rasyonelleşen sistem tarafından bizzat tasfiye edilmiştir…” demek suretiyle toplumsal yaşam karmaşıklaştıkça, toplumsal yaşam koşulları ağırlaştıkça bireysel sorumluluğun gerilediğine vurgu yapmaktadır. Bu nedenle toplumsal dinamizmi yakalamak ve sorunların üstesinden gelebilmek için hem bireysel, hem de örgütsel sorumluluk bilinci ile hareket etmek gerekmektedir.

Bu kurallarla da yetinmeyerek 2005/9986 karar sayısı ile Bakanlar kurulunca 19 Aralık 2005 tarihinde kararlaştırılıp Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin imzaları ile yürürlüğe giren “Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre, kanun taslak ve tasarıları hazırlanırken uyulması gereken ilkeler tespit edilmiştir.

Buna göre; çıkarılan yasalar.

  • Üst hukuk normlarına aykırı olmama,
  • Düzenleme amacına uygun olarak hazırlanma,
  • Yargı kararları göz önünde bulundurularak hazırlanma,
  • Tek metin olma özelliğini bozacak hükümlere yer verilmeme,
  • Kapsam maddesinin herhangi bir tereddüde yol açmayacak açıklıkta düzenlenmesi,
  • Madde metinlerinin kıssa ve anlaşılır biçimde düzenlenmesi,

ilke olarak benimsenecektir. Ancak son zamanlarda çoğu kez bu ilkelere uyulmadan yasa çalışmaları sürdürülmektedir.

Sayın başkanlarım;

Mevcut siyasal iktidarın, hukuka, yargıya ve özellikle savunmanın temsilcileri avukatlar ve onların örgütleri Barolar ve Türkiye Barolar Birliğine çarpık bakışının bir ürünü olan bu ve benzeri yaklaşımlar ancak meslektaşlarımızın ve Barolarımızın bireysel ve örgütsel sorumluluk duygusu ve ortak gücü ile aşılabilir.

Yaşanan acı olaylar göstermiştir ki,siyasal iktidar temsilcileri asla bizim yıllardır dillendirdiğimiz “Eksiksiz Demokrasi, İnsan Hakları, Hukukun Üstünlüğü, Hukuk Devleti” ilke ve kavramlarına içtenlikle inanmamakta, sadece bu kavramları biçimsel olarak dillendirmektedirler.

Oysa siyasal iktidar temsilcilerinin bu sorumsuz yaklaşımlarına karşın bizim avukatlar, Barolar ve Türkiye Barolar Birliği olarak ulusumuza, mesleğimize ve meslektaşlarımıza karşı çok ciddi sorumluluklarımız vardır.

Bu sorumluluğumuzun gereği olarak başta siyasal iktidar olmak üzere herkesin keyfi ve sorumsuz uygulamalardan uzak durması gerektiğini ve tüm sorunların hukuk içinde çözülmesinin mümkün olabileceğini önemle hatırlatmalıyız.

Özgürlük ve güvenlik kavramlarının ciddi boyutlarda sorgulanır hale geldiği, hukuk devleti kurum ve ilkelerinin göz ardı edildiği, laiklik ilkesinin her geçen gün yıpratıldığı, demokrasinin sadece oy’a indirgendiği, siyasetin ise söyleme endekslendiği, yargı kararlarının yeterince etkili olamadığı, ekonominin yanında iç ve dış güvenliğin yabancılara bırakıldığı, manevi ve moral değerlerin acımasızca kişisel çıkar malzemesi yapıldığı, tüm bunların yanı sıra eskiye dönüşü politik bir amaç edinmiş siyasal bir anlayışın yönetiminde Türkiye asla uygar ve çağdaş değerlerle buluşamaz.

Eğer yurdunuzu seviyorsanız, halkınızın insanca uygar bir dünyada yaşamasını özlüyor bunu önemsiyorsanız, sadece meslek sorunlarınızı çözmek yetmez yurt ve meslek sorunlarınızı aynı duyarlılıkla izlemek ve çözümler üretmek durumundasınız.

Ben sayın başkanlarıma sadece sahip oldukları mesleki ve örgütsel güçlerini hatırlatıyor, bu gücün yaşama geçmesi halinde meslek sorunları yanında, ülkemizin demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilke ve kavramları başta olmak üzere, önde gelen bir çok sorununa ciddi katkılar sunacağı ve çözümler getireceğine olan inancımı yineliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle toplantımızın olumlu sonuçlar vermesini diliyor, sizlere sevgi ve saygılarımı suruyorum.

Türkiye Barolar Birliği
Başkanı
Avukat Özdemir ÖZOK

Read Full Post »

Older Posts »