Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Yüzler – Sedef Erkman’ Category


“Ne tuhaf bir adam” dedi. “İnsan, yüzüne
bakınca yakında öleceğini anlıyor”.
Gabriel Garcia Marquez
İnsan yüzleri kadar ilginç başka bir görüntü
var mıdır yeryüzünde? Bu karmaşık dünyada
hayalle gerçek arasında gidip gelip yaşarken
gördüğümüz en soyut, belki de en değişken
nesne insan yüzü değil midir? Dünya tarihini,
bu bambaşka açıdan yazabilir ve muhtemelen
oldukça değişik sonuçlar elde edebilirdik.
Yüzlerin ardında gizlenenlere ulaşmanın bir
yolu var mıdır? Bu sorunun arkasındaki merak,
Hurufileri insan yüzlerini çözmek için harflere
başvurma yoluna itmişti. Yüzlerden kelam
okuyabilmek Arap alfabesindeki kıvrak
harflerin bir marifeti de sayılabilir elbette, ancak
bize göre yüzlerdeki anlamları, o değişken ve
belirsiz görüntüleri somut bir hale getirme
çabası olarak da görülebilir. Oysa, Tanrının
suretleri olan bizler, tıpkı O’nun gibi bir
bilinmezlik perdesi ardında kalmaya
mahkumuz. Tıpkı Gabriel Garcia Marquez’in
Yüzyıllık Yalnızlık romanının kahramanlarından
Jose Arcadio Buendia’nın deneyip de
başaramadığı gibi. Buendia, çevresindeki
herşeyin fotoğrafını çekip üstüste basarak
Tanrı’nın resmini elde edeceğine inanır ama
sonuç koca bir sıfır.
Ya Borges’in Sheakespeare’ine ne demeli?
“Ötekiler, hiç kimse olmadığımı farketmesinler
diye ‘başka birisiymiş gibi yapmak
alışkanlığını” geliştiren ve tüm yaşamını tiyatro
sahnelerinde geçiren Sheakespeare. Tarihler,
ölmeden önce ya da sonra kendini Tanrı’nın
huzurunda bulduğunu ve o’na şöyle dediğini
yazar: “Boşuboşuna onca kişi olan ben, tek ve
kendim olmak istiyorum.” Tanrı’nın sesi bir
girdaptan karşılık verdi ona: “Ben tek kişi
değilim; senin eserlerini düşlemen gibi, ben de
dünyayı düşledim, Sheakespeare kulum. Ve sen
de düşümdeki suretlerden birisin; ve tıpkı benim
gibi, hem herkes hem de hiç kimse olansın.”

 

sedef erkman

 

Read Full Post »