Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Öte ve Beri – Sinem Sal’ Category

 

Öte ve Beri
“Doğrusu onun ölmüş olması beni mutlu ediyor.
Çünkü bu dünya ikimize yetecek kadar büyük değil.”
Halil Cibran

Büyük ihtimalle geceydi, hatırlamıyorum. Yüzünde insanlığın bin yıllık sancısını taşıyordu. Ve ben her zamankinden daha hassas bir dengenin üstünde sırtımda on bin yıllık tahtadan sandıkla üç yüz iki yıldır yol almaya çalışıyordum. Hava yağmurluydu. Islak… Islak… Birbirimizin yüzünü göremeyecek kadar sevişiyorduk ya da çoğalmayı beceremeden bölünüyorduk birbirimizin lağım çukurlarında. Büyük ihtimalle geceydi ve günlerden perşembe olmalı. Hiçbir şeyin umurunda olmadığı kadar umurundaydı hayat. Sürekli gerçekleşmeyen hayallerinden bahseden bir zavallı gibi duruyordu karşımda. O, içten içe ağlayamadıkça, kendimi güçlü hissediyordum ve şöyle sesleniyordum:
-“Al, sırtımdaki meşe oymalı bu sandık, ve ayağımın altından kayıp giden otomobiller, yüzlerini seçemediğim seçsem de hatırlayamadığım insanlar, ceplerimden sokağa savrulan mavi ve yeşil kâğıtlar… İçinde bir ur gibi büyüyen huzursuzluğuna yakıştırdığın türlü türlü isimler onu huzursuzluk yapmaktan bir an olsun alıkoyduysa eğer ve sen başarabildiysen bir an olsun sadece kendi huzursuzluğunla yaşayabilmeyi, al diyorum. Sandık içinde atılan bir tur bu dünya üstünde ne yazık ki kıpırtı sadece. Al diyorum. Bu “sırça fanus” olsa olsa tek kişiliktir. Öteki türlü kırılır.”
Yüzüme anlamsızca bakıyordu. Belki onun anlamının benim sözlüğümde yeri yoktur diyorum. Bana arayıp durduğu öteki yarısından söz ediyor ve ben oturup öylece dinliyorum. Hem kendisinin tanrısı olan hem tanrısının kulu olan öteki yanından şikâyet ediyordu. Durup durup kemiklerini kırıyor gözümün önünde. Her şey baştan yanlış diyor. Korkunç çığlıklar eşliğinde, ben ipin üstünde , o ipin altında, leylak şarabı içmeye başlıyoruz.

Büyük ihtimalle geceydi, hatırlamıyorum. Gölge ve karanlık sık sık birbirine karışır. İpten aşağıya iniyorum, belki onun çıkacağı yok diye belki de başım dönmüş olmalı. Sokağın ortasında gürültü kopuyor. İçinde bir yere yetişmeye çalışan insanlarla dolu otobüsler, okullara koştururken karbon kâğıdıyla birbirine çizilen çocuklar, dün gece müthiş bir sevişmeden sonra her tarafını örtüp morlukları kapatan kadınlar, büyük mağazaların poşetlerinin birbirine değerken çıkardığı sesler, kanalizasyon borularından yağmurla birlikte akan atıklar, fırında sabah için hazırlanan taze kurabiye kokuları… Hepsi birbirine karışıyor. Büyük ihtimalle geceydi yoksa tüm bunları başka türlü uyduramazdım. Karşıma geçip oturuyor taştan bozma portakalları cebinin içine doldurmuş, dilim dilim kesiyordu.On türlü hikâyeden geçmiş ve ona kimse portakalların taştan olacağını söylememişti. Şaşkınlıkla gözlerime bakmayı akıl edebiliyor.

Ona al diyorum bu çağın onulmaz tüm boşlukları, çatından akan bin türlü şehvet ve benim kendime getirmeye niyet ettiğim tüm kahve çekirdeklerini bırakıyorum sana. Ölümden söz etmeye gerek yok, o nereleri gezdiğini önemsemiyor.Benim parçalarımı türlü türlü yerlere ayrı ayrı gömebilirdiniz oysa. Adımlarımın gezerken ses çıkarmaktan korktuğu yerlere köprücük kemiklerimi atın ki bir başkası geçerken düşmekten ürkmesin, üstünden geçsin diyorum. Kendisi en iyi ihtimalle şu an yaşadığı çukurdan daha derin bir katman bulacaktır bedenine.Ve herkes gibi, arkasından ağlayacak, arkasından durup durup sütsüz kahveyi ve eski filmleri ne çok severdi diyecek kadınlar bırakmaya çalışıyordu. Başka türlü iz bırakamayacak kadar aciz ve zayıf bir bedeni var.

Bugün öldü.

Büyük ihtimalle gündüzdü, çünkü hiçbir şey göremedim. Günün ışığı gözlerimi almış kendisine götürmüştü. Hayvanat bahçesine götürdük onu. O vahşetler saçabilecek hayvanı nasıl da teller arkasında bırakabileceğimizi gösterdik.Küçük çocuklar tellerin önünden geçerken bir fotoğraf da kendisiyle çekilmek istediler.Herkesin işaret parmakları havada. Aynen dediği gibi oluyor işte.Ölümünden sonra onu anacak insanlar var. Ben sergilerden hoşlanmazdım oysa. Bir ressamın insanların önüne sunacağını bildiği resimleri önemsemiyordum.Otobüste çizilmiş resimler, şarap etiketlerine karalanmış çizgiler daha çok umurumdaydı.

Ellerimi tellerin arasından geçirip uzun sayılacak saçlarını taradım. Al, dedim artık hayvanat bahçeleri de kimsenin umurunda değil.İnsan bazen ne öğreniyorsa korkunç bir sahneden öğreniyor. Ellerini alıp aylardır eşelediğim bir başka çukura gömüyorum. Parmaklarında kenevir kokusuyla bir başka iklimde açmanın tedirginliğini apaçık sunuyor. Az sonra kendisinden daha küçük bir başka hayvan daha gelip iliklerine geçirecek ellerini. Bunu bilen tek insan olduğumdan ellerinin etrafına tel örgüler geçiriyorum ve şöyle diyorum. Hayatın boyunca sana en yakın olan organlarını dün gece bir başkasının toprağına ektim. Ve kim ulaşmak istiyorsa onlara önce bu telleri geçecek. Sen sakinliği uykuyla karıştırırdın hep. Yani o gece, o sokağın ortasında duyduğun tüm gürültüden ancak uykuyla kaçabileceğini anladın. Bense ipin üstünde dengede durmaya çalışırken sırtına meşe sandığı yüklenen bir hayalden başka bir şey değilken… Al diyorum kendime. Al bu çağın onulmaz tüm yalnızlığı artık üstüne giydiğin ve seni soğuktan koruyan kalın ve tüylü bir giysidir. Omuzlarını biraz daha küçült. Kemiklerin çatırdayacak. Al diyorum kendime. Al. Bu etrafında açılıp kapanan ağızlar ve içlerinden sesine yakın bir ses çıkarsın diye beklediğin tüm boğazlar kendi elleriyle sıkıyor kendisini. Bu tanışması mıdır insanın kendisiyle, hem de memnun olarak yoksa müziğin en yükseldiği anda fişten çekilen kablo mudur…

Günlerden perşembe. Büyük ihtimalle geceydi. Hatırlıyorum. Bir hayvanat bahçesinden kaçış bundan daha dram dolu olamazdı. Üstümde tüylü ve kalın bir giysiyle, meşe sandığın içinde kabuklarından sıyrılmış taş portakalları yutkunmaya çalışan boğazlar vardı. İnsanlar fotoğraf çekiyor.İnsanlar fotoğraf çekerken gülümsüyor. Kimsenin gücü yok durup hassas dengeli ip üstünden düşerken aldıkları ivmeyi çekmeye. Kimsenin vakti yok durup taş portakalları dilimlemeye.
Her günah hazla işlenmiştir. Gel gör ki bu tarafta bir gün daha uzun sürüyor. Bunu ancak öteki tarafa geçmiş olan anlar.Ve bu tarafta duyulan her haz, öteki tarafta günahtır bilmeliydin. Hayır,size ölümden sonrasını anlatmadım hiç diyorum ona. Ben tüm günahlarımı dünya üstünde gördüm. Gel gör ki bu tarafta bir gün daha uzun sürüyor.
Bu tarafta bir gün daha uzun sürüyor!

Sinem Sal

Reklamlar

Read Full Post »