Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Pınar Selek’ Category

Hâlâ tanığız

Taraf 03/03/2010 – Hilal Kaplan

“Yeri kavganın göbeği olan ve bundan hiç gocunmayan cesur bir kadındır Pınar Selek. Doğru bildiğini yapmaya çabalayan ve sırf bu çabanın kendisi sebebiyle özgür bir kadındır Pınar Selek. “Çağdaş Türk Kadını” diye yutturulmaya çalışılan dolmayı yalancı çıkaran sahici bir kadındır Pınar Selek. Cesurdur, özgürdür, sahicidir; bu yüzden iftira-geçirmez bir varoluşu vardır. Hülasa, ‘kadın gibi kadın’dır Pınar Selek ve ben, Hilâl Kaplan; kendisiyle aynı cümlede adım geçtiği için bile şeref duyan ben, kendisinin insan hayatına fiziksel veya sözel şiddet kastıyla yapılacak herhangi bir eylemlilik içinde olamayacağına şahitlik ederim.”

Geçen sene Pınar Selek’in arkadaşları benden kendisine dair bir tanıklık isteyince yukarıdaki paragrafı yazmıştım. Pınar yukarıda anlatabildiklerimden çok daha fazlasına tekabül eden bir kadın. Bu ülkede adalet mücadelesinde her daim “ama’sız” yer almış ve başkalarının ne diyeceğini kafasına hiç takmamış bir kadın. Örneğin birçok feminist siyasal ittifaklarına paha biçip başörtüsü meselesinde sessiz kalmayı tercih ederken, Pınar feminist camiadaki algıyı önemsemeyerek başörtülü kadınlarla dayanıştı. Başörtüsü takıp “yasağa karşı dayanışma fotoğrafı”nda yerini aldı. Yine tüm itirazlara rağmen Amargi Dergi’nin ilk sayısının başörtüsü meselesine ayrılmasını sağladı. Çünkü o böyle biriydi işte. Hesapsız kitapsız, içinden geldiği gibi, doğru bildiği gibi yazan ve eyleyen, mazlum bildiği kim varsa onun yanında saf tutan bir yürek. Ancak Pınar şimdi “yürek ki paramparça” bir halde. Yordular Pınar’ı, kırdılar…

Aslında Pınar’ın davası Türkiye’de siyasal mücadeleyi samimi olarak dert eden ve eli kalem tutan herkese ibret olsun diye sürdürülüyor sanki. Zira ortada bir ‘dava’ yok. Biraz Kafka’nın “Dava”sını hatırlatan bir dava bu.

Mısır Çarşısı patlamasından sonra polisin olay yeri inceleme sonuç raporu da kriminal laboratuvar raporu da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı raporu da “bomba kaynaklı bir patlama yok” diyor. Patlamanın tüpgaz kaçağından kaynaklandığı belirtiliyor. Pınar tahliye ediliyor. Ancak İçişleri Bakanlığı, hukuken üstlerine vazife olmamasına rağmen davaya müdahil olup başka bir bilirkişi tayini talep ediyor ve şu işe bakın ki atanan bilirkişiyse diğer tüm raporların aksine bomba olduğu hükmüne varıyor.

Yerel mahkeme de en sonunda patlamanın sebebi anlaşılamadığı için Pınar’ın tahliyesine karar veriyor. Fakat Yargıtay kararı bozuyor. Ağır Ceza Mahkemesi kesin delil bulunamaması gerekçesiyle tekrar beraat kararı veriyor. Yargıtay 9. Ceza Dairesi Pınar Selek için “PKK mensubudur ve eylemi gerçekleştirmiştir” iddiasıyla 36 yıl hapis cezası verilmesini istiyor. Yargıtay Başsavcısı’nın itirazına rağmen Yargıtay Ceza Genel Kurulu 17’ye karşı 6 oyla, Pınar Selek’in cezalandırılması gerektiğine karar veriyor. İşin garibi sonradan işkence altında ifadeye zorlandığını itiraf eden ve baskıyla alınan ifadesinde bombayı Pınar’ın talimatıyla koyduğunu söyleyen A. Öztürk’ün beraatına karar veriliyor ve savcı buna itiraz etmiyor. Pınar’ın aleyhindeyse bu adamın işkenceyle alınmış itirafından başka hiçbir delil olmamasına rağmen müebbet hapsi isteniyor.

Bu süreç içindeyse aradan tam 12 yıl geçmiş, Pınar cezaevinde yatmış, işkence görmüş, kızkardeşi işletme lisansından sonra ablasının başına gelenler yüzünden hukuk okuyup avukatı olmuş, bir aile perişan edilmiş oluyor.

Dilimize pelesenk olan sözler genelde bizde eksik olanı ama olmasını istediğimizi ifade eder. “Adalete güveniyoruz” da işte böyle bir cümle… Güvenmek istiyoruz ama Pınar’a 12 yıldır çektirilen cefa gözönüne alındığında adaletin yerini bulma vakti çoktan geçti belki ama yine de Pınar’ın hak ettiği beraat kararının çıkması artık hepimiz için bir onur meselesi. O yüzden birtakım karanlık odaklar da bilsin ki Pınar asla yalnız olmadı, bundan sonra da olmayacak çünkü biz “hâlâ tanığız”.

Read Full Post »