Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘politika’ Category

RedhAck…

redhacking

“Ölürsün bu ülkede.
Metin Göktepe olur duvardan düşer ölürsün.
TOKİ bodrumunda yoksul olur ölürsün.
Cephanelik patlar ölürsün.
Kübra bebek olur acından ölürsün.
Dilan olur 2 yaşında vajinal yırtıkla ölürsün.
Festus Okey olur gözaltında ölürsün.
Vahhabi Selefi yalakası iktidarın bombaya göz yumar Reyhanlı olur ölürsün.
Asker bilir kaçağa gittiğini ama Roboski olur ölürsün.
Davutpaşa’da tekstilde, Seyrantepe’de çadırda kavrulur ölürsün.
Gün ortasında gaz sıkarlar Çayan Birben, Metin Lokumcu olur ölürsün.
Gün ortasında şehrin göbeğinde memura mukavemet der, çeker alnının çatına sıkar, ŞerzanKurt olur ölürsün.
Kimliğin yoktur polisten kaçarken sırtından vurulur Dicle olur, Murat İzol ölürsün.
Karakoldan ormana havan atarlar Ceylan olur ölürsün.
Sokak ortasında kıstırılır 12 yaşındayken 13 kurşunla Uğur Kaymaz olur öldürülürsün.
17.000 kişi olursun, faili meçhul olur ölürsün.
Asit çukurlarında kemiğin bulunur, bilinmez kim olduğun.
1 liralık koli bandıyla şehit olur ölürsün.
Sayalım mı daha? Sayalım mı?
Güvercin ürkekliğinde Hrant olur ölürsün.
Eşcinsel olur Dora olarak olürsün” – REDHACK

10 Eylül 2013

Abdullah Cömert’in Katilleri:
1-http:///b/sjdx4.jpg (Eğitim Alan)
2-http:///b/sjf8v.jpg (Görevli)
3-http://b/sjjxu.jpg (Üç Katil)

RedHack

11 Eylül 2013

Linkler Kısaltmadır, Açık halleri ilgili kurumların gerekli yasal takibatı yapması için Sosyal Ortamlarda paylaşıldı..  numaralarından tesbit edilenleri çizelgelerden yayınlandı..

 

RedHack2

Read Full Post »

Atakan 1

Şerefe!

— —

Ahmet Atakan Ölümsüzdür!
Saat 19.00’da Taksim’deyiz.

Doğrudan Eylem#

Saat 20:00 de Alsancak Sevinç Pastanesi önünde buluşuyoruz. İzmir Ahmet için sokağa…

Anarşi#

Bugün saat 20.00’de 100. Yıl Migros önünde buluşulacaktır. 100. Yıl insiyatifi.

direnodtü#

AKP faşizmi Ahmet Atakan’ı aramızdan aldı. Ahmet Atakan için sokağa çıkıyoruz….

Saat 20:00 Ankara

Toplanma Noktaları

Kızılay – Güvenpark

Mamak – Tuzluçayır Meydanı
Dikmen – Ziraat Bankası Önü
Batıkent – Batıkent Meydanı
Keçiören – Yunus Emre Direniş Parkı
Seyranbağları – Özgürlük Parkı
Yüzüncüyıl – Migros Önü
Eryaman – 3.Etap Kavşağı
Anıtpark Forumu – 19.30 – milli kütüphane

ahmetiçinyürüyoruz#

Eskişehir

Eskişehir halkı 18.00′da Espark önünde buluşacak.

Antalya

Aydın Kanza Parkı’nda saat 19.00’da toplanılacak Cumhuriyet Meydanı’na yürünecek.

Adana

Adana Küçüksaat 5 Ocak Meydanı’nda saat 19.00’da toplanılacak. Eylemi Adana Halkların Demokratik Kongresi, İnsan Hakları Derneği, KESK Adana Şubeler Platformu, Disk Adana Bölge, Adana Tabip Odası, Halkevleri, ÖDP, Çağdaş Hukukçular Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği düzenliyor.

Mersin

19.00′da Barış Meydanı’nda bir araya gelinecek.

Tarsus

Tarsus halkı 18.00′da Özgürlük (Yarenlik) Meydanı’nda bir araya geliyor.

Bursa

Bursalılar saat 19.00′da Setbaşı Mahfel önünden Heykel’e yürüyecek.

Kocaeli

Kocaelililer Cumhuriyet Parkı’nda saat 19.00′da buluşacak.

Gebze

19.30′da Gebze Çamlık Parkı’nda bir araya gelinecek.

Çanakkale

Çanakkale halkı saat 18.00′da Özgürlük Parkı’nda buluşup İskele Meydanı’na yürüyecek. Saat 19.00′da İskele Meydanı’nda olunacak.

Bolu

Bolu Halkevi, saat 18.00′da Kardelen Meydanı’ndan AKP önüne yürüyecek.

Zonguldak

Zonguldaklılar saat 18.00′da Madenci Anıtı önünde buluşacak.

Bartın

Bartın’da da saat 19.00′da eski belediye önünde olacak.

Samsun

Samsun muhalefeti, 19.00′da Öğretmenevi önünden Çiftlik Caddesi’ndeki Akbank önüne yürüyecek. Samsun’da yarın (11 Eylül) da Atakum Amfi Tiyatro’dan Atakum AKP’ye bir yürüyüş yapılacak.

Trabzon

Trabzon Halkevi 17.30′da Meydan Park’ta basın açıklaması yapacak.

Manisa/Akhisar

Halk saat 18.00′da Tahir Ün Caddesi’ndeki Hedef Dershanesi önünde bir araya gelerek Hükümet Konağı’na yürüyecek.

Aydın/Didim

Aydın Didim’de saat 18.00′da Eğitim Sen binasında bir basın açıklaması yapılacak.

Çorum

Çorum halkı Özdoğanlar önünde saat 20.00′da buluşacak.

Antep

Antep halkı, 17.00′da Yeşilsu Parkı’nda buluşacak

Afyon

Afyonlular, 20.00′da Anıt Park’ta bir araya gelecek

Uşak

Saat 19.00 Tiritoğlu Parkı.

Balıkesir

Saat 18.00 TTM önü

Bandırma

Saat 19.00 Cumhuriyet Meydanı

sendika.org#

Read Full Post »

Hatay’ın merkez Antakya İlçesi’nde Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ndeki (ODTÜ) protestolara destek vermek ve ‘Gezi Parkı’ protestolarında hayatını kaybeden Abdullah Cömert’in faillerinin bulunması için düzenlenen eylemde ağır yaralanan 22 yaşındaki Ahmet Atakan’ın hayatını kaybettiği bildirildi.

 

Emine Ülker Tarhan
Sayfamıza gelen bir mesaj…

Hastane yakınındaki bir parkta arkadaşlarla oturuyorduk. Bir arkadaşım haber verdi. Hastaneye gittik. Öldü dediler. Ailesi arkadaşları orada hepsi perişan halde. Bir anda ne olduğunu anlamadan boğazımız yandı. Canını aldıkları kardeşimin yakınlarına saldırdılar. İki kişi ağır yaralandı. Derken kalbi çalıştı haberi geldi. 20 dakika sonra tekrar verdiler ölüm haberini. Göz yaşlarını yeterli bulmayan polis, tam da morga götürülürken bir kez daha doldurdular ciğerlerimize gazı. Ciğerimiz yandı. Gazın allah belasını versin. Bu benim şehrimden 3. can. Gencecik giden 3. adam. Yüreği büyük insanlar. Ben yarın Ankaraya dönüyorum okul için. Cehennemin ortasında bırakıyorum ailemi arkadaşlarımı kardeşlerimi. Çok yaktılar canımızı. Bu güzelim memleketi cehenneme çevirdiler. Siz benim kardeşimi aldınız. Canımı aldınız benden. Bu halk yanınıza bırakmaz. Abdullahın Alinin faili sokakta gezerken Ahmeti de katlettiniz. Bu halk hiçbir yere benzemez. Medeniyetler beşiğidir Hatay. Barıştan kardeşlikten başka bir şey yoktur tarihinde. Bu şehre kanı siz getirdiniz. Defolup gideceksiniz. Diktatöre söyleyin Armutlu direnişi geri döndü. Bu kez hiç olmadığı kadar öfkeli. Hazır olsun. Hesabını soracağız.”

— — — — — —

Abdullah, Ali ve Ahmet ve Hatay.. Bak kardeşliğe dokunuyorsun, bak kardeşine dokunuyorsun, vebali var bilesin!

— — — — — —- —

içimizde bazıları varlığından yoksun kalacak bir acıyla, sabır dileyeyim;

içimizde ışık olarak kal, lakin biçareyiz.

10 Eylül 2013

Read Full Post »

Resist…

square-600x400

Read Full Post »

Emile Henry…

“Siz Şikago’da bizi asabilirsiniz, Almanya’da boynumuzu vurdurabilirsiniz, Jerez’de işkenceyle öldürebilirsiniz,Barcelona’da kurşuna dizer, Montbrison ve Paris’te giyotine gönderebilirsiniz, fakat Anarşiyi asla yok edemezsiniz! Onun kökleri çok derindedir. Anarşi parçalara ayrılan çürümüş bir toplumun bağrından fışkırıyor. Anarşi yerleşik düzene karşı şiddeli bir tepkidir. O otoriteye karşı gelişen tüm eşitlikçi ve liberter düşleri temsil ediyor. Anarşi her yerdedir; ki bu onu yenilmez kılıyor. Ve Anarşi sizin sonunuz olacak!”

Émile, öldürülen devrimci bir yoldaşının intikamını almak için kimsenin ölmediği bir bombalı eylemle bir hükümet binasını tahrip eden Auguste Vaillant’ın idam edilmesi üzerine büyük bir öfkeye kapıldı.
Cáfe Terminus’u bombalamasının nedeni, bu mekanı burjuvazinin bir temsili olarak görmesiydi. Bombayı yerleştirirken olabildiğince çok sayıda burjuvanın ölmesini amaçlıyordu. Eylemleri nedeniyle mahkemeye çıkarıldığında, neden boşu boşuna birçok masum insanın zarar görmesine yol açtığı sorulunca, mahkemeye şöyle yanıt verdi, “..masum burjuva yoktur.”
Émile Henry 21 Mayıs 1894 günü Paris’te giyotinle başı kesilerek idam edildi.

Read Full Post »

ORUÇ ARUOBA / Recep Tayyip Erdoğan’a Açık Mektup

 

“Demokrasi bir matematiktir ancak aritmetik değildir.”

Metin Paşarel

GaSte, Mayıs 2007, s.17


Sayın Erdoğan,

İzmir, 17 Haziran 2013

Son iki gündür, ama aslında bu son iki haftadır, sizi düşündüm — nedense, aklım hep üniversite hocalığı yaptığım yıllardaki (1973-1983) eski anılarıma geri dönüp durdu. İlk birkaç gün içinde de bunun nedenini kavradım: Siz o yıllarda üniversite öğrencisiydiniz; benim de, kafaları sizinkine benzer biçimde çalışan birkaç öğrencim olmuştu. —Yani, o islamî ‘kafa’nın çalışma biçimini düşündüm, aslında — kendimi de sizinle birlikte bir üniversite anfisine geri dönmüş buldum… Birçok nokta da, aradan geçmiş 30 yılın ardından, yerliyerine oturdu. Bu noktaları size anlatmağa çalışmak için yazıyorum:-

O yıllarda, size benzer, ‘islamcı’ denilen öğrenciler de geliyordu üniversiteye. Biz, hocalar olarak, öteki; ‘devrimci’ ve ‘ülkücü’ olarak gelen öğrencilerin arasında, bunları kayırmağa eğilimliydik, çünkü o ötekiler arasında bir tür kıskaç içine düşüyorlardı.

‘Mağdur’ ve ‘mazlum’ oluyorlardı, sizin deyimlerinizle. Aslında, ideolojik olarak, en az ötekiler kadar ‘sıkı’ bir ‘kafa yapıları’ vardı — üstelik, eyleme de yatkındılar; ama, bazen kendilerine “Akıncı” ya da “Mücahit” deseler de, ötekiler kadar şiddet yanlısı değillerdi. Gerçi ötekilerin “Tek Yol Devrim”, “Tek Vatan, Tek Millet” gibi grafittilerine karşılık “Tek Yol İslâm” yazıyorlardı duvarlara; ama, ötekiler yazarken yakalamasınlar diye dikkat de ediyorlardı — ne de olsa ötekilerin çoğunlukla bıçakları, hatta tabancaları vardı; onlarınsa (galiba?) yoktu. Ötekiler silahları aslında biribirlerine ve ‘polis’e karşı kullanıyorlardı; onları ise, arada öylesine bir pataklıyorlardı — ama, olsun, ne olur ne olmaz…

Siz de böylesi cenderelerden geçtiniz, tahmin ediyorum: Hem de, “Tek Yol” sayarak içinde yetiştiğiniz İslâm ve kafanızdaki ezber Kur’an karşısında, ‘kâfirlik’ olmasa bile ‘zındıklık’ saydığınız bu ideolojilerin arasında; üstelik, en büyük kâfirler saydığınız “iki ayyaş”ın izleyicileri olma iddiasındaki ‘silah sahipleri’nin tehtidi altında, yapabileceğiniz pek birşey yoktu. O ‘silah sahipleri’nin en sonuncuları, bereket versin (?!) o iki ideoloji sahiplerini doğradılar, astılar—siz de İmam-Hatip sonrası (bir lyceé’nin de kağıdını alarak) zar-zor girdiğiniz İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nden devşirme, bir-işe-yaramaz diplomayla, kendinizi Kasımpaşa kaldırımlarında buldunuz. Gerçi, herhalde, genç bir yaşta girdiğiniz gençlik örgütleri ve bağınız olan ‘düşünsel’, yani islamî örgütler size göz-kulak oluyordu; ama, ‘lumpen proleter’diniz artık: Kısa bir süre ayaktopunu denediniz ama buna da yeteneğiniz olmadığını anladınız. Hayatınız boyunca, ‘politikacılık’ (‘resmi’ biyografinize göre limonata ve simit satmak?!) dışında, görünür bir ‘iş’ tutmadınız; bilgi sahibi olmak anlamında bir ‘meslek erbabı’ olmadınız.

O yıllarda, sizin dilinizden konuşur gibi görünen badem bıyıklı, rengarenk kravatlı bir makina profesörü, “din-iman” diye bağırıp çağırmağa başlamıştı; siz de onun yanına gidip ‘divan durup el bağlayarak’ rahle-i tedrisine çömeldiniz. (Mekanik falan değil, politika tedrisatı görmek için, tabiî…) Bu ‘kadayıf pişirici’ iyiydi-hoştu da, herşeyi yüzüne-gözüne bulaştırıyordu; ama sizi de Belediye Başkanı yaptırdı. Gene de, işte, partinizin oyları yüzde 20’nin üstüne çıkmıyordu bir türlü; boyuna da kapatılıp duruyordu. Siz de başka yolların denenmesi gerektiğine karar verip, ‘hoca’nızı da yüzüstü bırakarak, kendi ‘yol’unuzu yürümeğe başladınız. Yaptıklarınıza, kendi ilkeleri açısından, muarızlarınızdan hiçbirinin (tutarlı olarak) karşı çıkamayacağı yollar tuttunuz: İnsan Hakları ve Kişi Özgürlüğü’ne dayanmak; ‘demokrat’ olmak—Avrupa Birliği’ne girmek; çağdaş hukuk (“muasır medeniyet”—maazallah?!) normlarını yasalara sokmak…

Bu yollar işe yarıyordu—hem, demokratikleşiyormuşsunuz gibi bir görünüm veriyordu yaptıklarınıza, hem de popularitenizi, dolayısıyla aldığınız oyları artırıyordu. Böylece, o üniversite yıllarında sizi ezip duran ‘solcu’ ve ‘sağcı’ları (ve 12 Eylül’den artakalan herkesi) ‘sandık’ta altettikten sonra, asıl ‘muarız’ınız olan ‘silah sahipleri’ne yöneldiniz—tabiî tamamen hukuklu ve demokratik görünen yollar kullanarak… Gerçi arada bir islamî takıntılarınız ortaya çıkıp sırıtıveriyordu (“zina”, “idam” gibi); ama bunları hemen düzeltiyordunuz, ya da es geçiyordunuz. Böylece on yıl içinde ‘güçlü başbakan’ oldunuz. Artık önünüzde duracak hiçbir güç kalmamıştı ortada—ne sandıklı, ne tokmaklı, ne de silahlı… O zaman ‘fayrap’ ettiniz: Haydi bakalım; yok Osmanlı’ydı, yok altı minareli ‘selatin’ taklidi camiydi, yok ‘men-i mezkûrat’tı, yok ‘sünnilik-alevilik’ idi, yok ‘dindar-kindar’ gençlikti… ‘Yürüdünüz bu yollarda’; ne de olsa ‘istatistik’ sizden yanaydı.

Derken, birden birşey oldu: ‘Küffar’a karşı ‘cihad’ anıtı olacak (“iki ayyaş”tan ikincisinin yıktırdığı) bir garabeti ‘ihya’ edip, kenarına; “ilk ayyaş”ın ve ayyaşların hepsinin kurduğu cumhuriyetin de, anıtının karşısına, bir cami konduracağınız; solcuların da 1 Mayıs meydanı olan yeri, ‘kafa’nıza göre düzenleyeceğiniz sırada, birkaç “çapulcu” (yoksa “kemirgen” mi?) ortaya çıkıp, atacağınız ilk adımla ezmeğe çalıştığınız ağaçlara sarılıp, “Yeter artık” dedi size. Siz hemen ‘Urun Kellesin!’ diye ünlediniz; ama, heyhat, birdenbire, nereden çıktıklarını anlamadığınız yüzbinlerce ilave çapulcu çıkıverdi aynı alana, alanlara, bütün ülkeye…

Anlamadınız: Kendinizi, o eski çapulcu kafir-zındıkların kapıştığı geçmişteki akademi anfisine geri dönmüş buldunuz—temizlediğinizden emin olduğunuz ‘silah sahipleri’ de sanki kapıyı yeniden zorluyorlardı, bile… Hiç anlam veremediniz olup-bitene: “Feshüpanallah bunlar elhamdülillah yokolmamışlar mıydı inşaallah?”…

Olmamışlardı. O ‘Baş Ayyaş’ın “emanet”iyle yetişmişlerdi bunlar ve şimdi emanetlerine sahip çıkıyorlardı bunlar; sizin de bol bol kullandığınız ‘hak’ ve ‘özgürlük’ söylemiyle, hiç anlayamadığınız tümceler kuruyorlardı, bunlar, hem de… Bunlarla nasıl başedebileceğinizi bilemiyordunuz artık—bir de, üstüne üstlük, bir ‘şaklaban’ çıkmıştı ortaya, kocaman anfinin en ortasında, ‘Baş Ayyaş’ın resminin önünde dikelip, size karşı duran. Ardından binlercesi… —Ne yapmalıydınız bu anfiden çıkıp kurtulmak için— bu otuz yıllık kâbus bir bitse… Ama çıkamıyordunuz; çünkü anlamamıştınız. Üstelik anfiden çıkmak da istemiyordunuz ki…

Artık tek bir yol kalmıştı: sandığa ve istatistiğe geri dönmek: o yol güvenliydi, kimsenin itiraz edemeyeceği bir yoldu, şimdiye dek de sizi hiç gücendirmemişti. Bunu anladınız; en azından, tek çıkış olduğunu. Ama gerisini hiç anlamadınız. —Şimdilerde de, o sandık için bağırıp duruyorsunuz. Eh…

Umarım burada yazdıklarım, size de, benim gibi, otuz yıl öncesinin anılarını geri getirir de bugün yaşadıklarınıza anlam vermenizi ve kâbustan kurtulmanızı sağlar. Ama, doğrusu, son günlerdeki tutumunuzdan, başlangıçta ‘iman’ ettiğiniz yolunuzdan başka bir yol tutacağınız konusunda, pek bir umut görmüyorum.

Gene de, son birşeyler söyleyeyim: Sandık ve istatistik makbul bilgi edinme yollarıdır; ama, görüyorsunuz, buna rağmen, oradan çıkan sonuçlara aldırmayan birtakım ‘çapulcu’lar ortaya çıkarak, o ‘Baş Ayyaş’a uyup, özgürlükten (‘istiklâl’den ve tabiî ‘gaflet, dâlalet ve hıyanet’ten…) falan dem vurabiliyorlar—boşverin hepsine; nasıl olsa bunları sandıkla birlikte gömersiniz… Onlar da birer ‘kul’ olduklarını anlarlar; sizin kendinizin bir ‘hizmetkâr’ olduğunuzu anladığınız (söylediğiniz) gibi…

Ama şunu, hiçbir sandıkla ya da sandıkta, gömemezsiniz:- Her bir insan, özgür bir kişidir; her bir yurttaş da, eşit hak sahibi, geçerli söz sahibi, bir bireydir. Bunu —bunları— da, hiçbir istatistik değiştiremez.

Size saygılar sunuyorum, gene de,

Oruç Aruoba

25 Haziran 2013

Not: Bu mektup verilen tarihlerde yazılmış; ancak gönderilmesi için, ‘belki umut vardır’ kuşkusuyla; sizin, “şiddete karşı şiddet” sözünü sarfetmenize dek bekletilmiştir. Sizin, Başbakanlık’ta ve Facebook’ta bulunan e-adreslerinize, sonra da yayımlanmak üzere, Cumhuriyet gazetesine, gönderilmiştir. Size, artık, ‘saygılar’ bile, sunmuyorum…

O.A. / 24 Temmuz 2013

— — — —

EVVEL’İN ÖZEL NOTU:

Metin, Oruç Aruoba’nın Cumhuriyet gazetesine gönderdiği, asıl metindir; yayımlanırken, gazete Aruoba’nın, kendine özgü noktalama düzeneğinin yer yer dışına çıkmıştır; ancak metinsel bir değişiklik yapmamıştır. (Zy)

Read Full Post »

Canlar

Read Full Post »

Older Posts »