Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Yarasa – (…Levinastan sonra Hegel) -Volkan Çelebi’ Category

 586663201

 

Yarasanın, ona gelmekte olanı, dünyaya ters bir biçimdeyken hissetmesi
ama görmemesi gibi, onu ses radarıyla taraması ama onun içine
girmemesi gibi, başka’nın ben’i taraması, işte ihlali bu bilinmeyene,
yaraya doğru gidiş/giriş başlatır. Gitme karşılıklı gibidir, biz
gittikçe içimizde olan ama bizim düşüncemizle yakalayamadığımız bir
öte-yan bize doğru, hiçbir zaman görüşümüze düşmeden sesleniyor
gibidir. Aslında bu karşılıklı seslenme fakat bulamama, dünyayla olan
ve gözden kaçırılan bütün ilişkilerin yüreğidir Levinas’ta. Yarasa
düşüncenin kendi imkanı olan sesi ortama verir, karşılaşma olmayanı
böylece gözden kaybederiz, unuturuz. Blanchot’nun dediği gibi
beklediğimizi unutmaya başlarız, düşünce unutmada bekleşmeye başlar,
kimi/neyi beklediğini bilmeksizin: bilme olan gözlerini kendisinden
çıkartıp atmışçasına. Ancak bu unutarak yaşama halidir ki, kendine
gelmeleri ve bütünleşmeleri imkanlı kılar, zaman ve uzay görüsü bile
kesikliklerin içinden doğar. Işık sesleşmenin, unutmanın ardından
gelir ve Batı Metafiziği’nin uzunca, yalnızca varlık içine kapattığı bu
ses, kendi özgürlüğüne bu yoldan açılır.

 

 

 

Işığın, bakışın, varlığın, ontolojinin, düşünce ve madde ikileşmesinde
vücut bulan düşünümsel tarafsızlaştırmanın/nötrleştirmenin mekanı olan
şiddetle doldurulmuş geçmişin sadık kalmadığı ilk çıkış noktası:
aynı’nın şiddeti, aynı’nın sonsuz türlülükte tekrar eder görünen ışık
oyunlarının kapattığı ve derin uykuyla betimlediği karanlık yaradır.
Yeni ekonomi, yeni yarasa, geçmişin hakiki temsilcisi, bu oyunlara bir
son vermelidir. Karanlıktaki yaraya giriş için bir yarasalılık
deneyimi gündeme getirilmelidir. Ancak böylelikle başka’nın çıplak
deneyimi, ben’in dışında, farkın kalbine, hakiki mevcudiyetin sesine
erişecektir: hep kendini ihlal edenin, genişleyenin erişmesi:
Yarasanın taramasının/dilinin ışığın karanlığını fethi… bütün insani
yenilgilerin gerçek yeri: mutlak kökenlerden ve düşünsel ufukların
çizdiği geleceklerden farklı bir dile gelişin asıl başlangıcı.

Bu farklı dile gelişin yeniliğini belki de düşüncenin ben’in
içkinliğindeki tahakkümüne başkaldırmasıdır diyebiliriz zira
Levinas’ın kendisi de bir tür düşünümsellik izine yenik düşmeyle
yüzleşir. Son olmayanı sona yerleştirmek, düşünümsel olmayanı
düşüncenin ihlalinin tehlikesine atmak demektir. Bu saf geleceğin
nasıl saf kalacağı sorusunu da gündeme taşır, geçmişin bütün izlerine
bir mesafe çeken, başkalık tasavvurunu ben’in düşünceleştirici,
soyutlamacı, temsil edici yeteneğinden uzakta konumlayan bu başka
deneyiminin yazının ötesine nasıl geçeceği sorulur. Yazının kesikliği
özümsemiş yaralarını ifşa eden bu mevcudiyetin saklı biçimi eyleme
nasıl akacaktır, bütün deliklerin bir bütünün simgesel gücü haline
dönüştüğü nesneler dünyası nasıl yara-sa-lanacaktır? Kendisini eylemin
ansallığına ve öngörülemezliğine bırakışını yazının merkezi,
düşünümsel kayıt altına alma biçiminden bile kurtaramayan bu ihlal
merkezli kaymanın, mağarada derin uykuda bulunan yara’nın ben’deki
mevcudiyetini, gün ışığına nasıl çekeceği,,, önümüze dikilen büyük
hakikat anlatısının ilk sorusu olur.

 

 

levinas’ın yarasa imgesiyle ilgili kısmından alıntıladım,,,

 

…Levinas tan sonra Hegel // Volkan Çelebi‏

Read Full Post »