Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Pıt’ Category

Pıt…

Anlatacaklarım tamamen gerçektir,,,

Üzerinden iki yılı aşkın zaman geçti,,,

Bir arkadaşımı bekliyorduk ecstacy getirecekti, geldi ve süperman bunlar uçarsınız dedi, neyse beş altı kişi aldık, iki arkadaşımla sevgilisi vardı ben ve bir hatun daha, biraz turladık müzik çalan bir yere girdik, ses yeteri kadar yüksekti ve yakaladığım, kanıma giren kıvrak bir müzik çalıyordu, çocuğun dediği gibi uçuş başladıktan yarım saat sonra  altı güzel kadının merkezinde danseden bir adama dönüşmüştüm, (üç hatunun daha eklenmesiyle oluşan altı elektronla karbonu temsil etmem ne kadar manidar, dans hayatın dillerinden biridir, ilkel insan bunu “yaşamak”ıyla ilişkilendirir, hayata karşı olan şükran duygusunu ifade ederdi, uygar insan kafayı bulmadan dansedemez, halbuki uygar insan bu kıpırtıyla hayata uyanabilir ancak, yıllar önce bir grup zenciyle reggae yapmıştım, herifler kuğu gibiydi, siyah kuğular, zencilerin genlerinde dans olduğunu anlamıştım o gün,), müzik onaltı vuruşluk döngülerle ilerliyordu, ama kesintisiz bir birlikle akıyorduk, müziği algılanabilecek en üst düzeyde algıladığımı, ses dalgalarını tanıdığımı ve dansla bir nevi bu dalgalarda yüzdüğümü söyleyebilirim, genelde kollarımı kullanarak dansediyordum, 16 vuruşta bir figür değiştirerek, ya da bir sesin frekansı yükselirken dansı yükselterek, müzikle dansın arasında bir bağ var işte; onu kurduğunuzu hissedebiliyosunuz, dans diğer taraftan, yatakdışı yapılan en güzel sevişme, kadınlar genelde benden kısaydı ve kafaları hafif kalkık olarak bana dönüktü, merkez ve uydular, çevremde hafifçe sallanan bir güzellik plazması. dans aşkın ondabirini kapar, bu hesapla aşkın onda altısını merkezden çepere doğru yayıyordum, dans öyle bir noktaya geldi ki, müziğin üzerine melodi yazmak gibiydi, dedim ya yükselmiştim, bir yaratıydı ya da ince bir bezeme, benliğim tam olarak benin merkezindeydi, bu ben ve merkez durumu ben de nasıl bir tanrısallık sanrısı yarattı bilemiyorum, ama dansı şöyle bitirdim, ellerim tamamen öndeyken, büyük dairelerden küçük dairelere geçerek yani küçülen daireler çizerek ellerimi göğsüme birbirlerine karşıt bakacak şekilde götürdüm, avuç içlerim yere bakıyordu, müzik son notasını bıraktığında ben de avuç içlerimi göğsüme bastırıyordum, 10000m ou! ye!, müzik bittiğinde çok içten bir biçimde ben tanrıyım dedim, avuçiçlerimi göğsüme kapatmak, bir tür aydınlanmış bir egonun dışavurumuydu ve ben tanrıyım sözünün içinde, yükselmiş ama egoist bir bakış vardı,,,,,,,,,,,,,,,,

Olay anı! hikaye burada kırılıyor, ben tanrıyım deyip ellerimi göğsüme birleştirdiğimde müzik bitiyor ve bir saniyeliğine gözlerimi kapıyorum, gözlerimi açtığımda rahat bir koltukta oturuyorum, önüm sis, yanımda biri var, yüzde yüz kadın olduğuna yemin edebilirim, yüzde yüz erkek olduğuna da yemin edebilirim, bana ben Cebrail diye seslendiğinde, sesinin tonu aşık bir kadın gibi ve aynı zamanda bilge bir erkek gibi duyuluyordu, beri taraftan ortada duyduğum bütünlüklü tek bir ses vardı, önümdeki sise baktım, onun tanrı olduğunu anladım, Cebrailin orda ne gördüğünü bilmiyordum,,, dedim ya yükselmiştim, büyüklendim, ama bir taraftan bu büyüklüğü de hissediyordum, enel hak kapısından tanrıydım, belki de onun öz parçalarından biriydim, olanlar bana oldukça doğal geliyordu, bir tür sıçrama yani, ecstacyle kendime güvenim de sevgim de dolayısıyla samimiyetim de yüksekti, direk o sise bana cemalini göstermeyecek misin dedim, içimde kuvvetli bir sezgi vardı, sonsuz yüze ve mutlak bir cemale sahip olduğu yönünde, bir an nedense başka bir şey olacağını kavradım, bu soru için çok erken olduğunu da, içimdeki tanrılığa şaşkınlığın da eşlik ettiği bir arada Cebrail sisle konuşmaya başladı, yedi dakika mı, her bir günah için bir dakika mı dedi, ben sakince ama biraz tedirgin olarak arkama yaslandım, Cebrail hafifçe sol omzuma dokundu, birkaç saniyelik bir duraksamadan sonra vücuduma bir şey enjekte edildiğini anladım, vücuduma orgazm enjekte ediliyordu, on saniyede normal seviyesine kırk beş saniyede oldukça güçlü bir orgazma dönüşen bu şey ilk bir birbuçuk dakikasında görüp görebileceğim en yüksek haz seviyesiydi, ikinci dakikada ecstacyle dengelemeye çalıştığım ama kuvvetinden bir şey kaybetmeyen bir şeye, bir ağrıya dönüştü, haz bakiydi, üçüncü ve dördüncü dakikalarda bitir şunu artık diye yalvarıyordum, beşinci dakikada muhtemelen gözleri kıpkırmızı, bütün vücudu kasılmış bir adamdım, ve son iki dakika tahammül ötesiydi, sadece böğürtü şeklinde, çıkmayan canın sınırlarını test ediyordum, nefessiz kalmak başlı başına bir handikaptı, ve bir yandan boğulduğumu hissediyordum, yedinci dakika bitti ve bayılmışım, ne kadar zaman geçti bilmiyorum, bir elin saçımı okşadığını hissettim ve gözlerimi iki üç saniye açmaya çalıştım, yanımda sihirli bedenini gayet olağan karşıladığım, (böyle şeyleri rahat rasyonalize edebiliyordum, iki görüntünün, iki gerçeklik katmanının aynı anda görünebileceği, hatta bunların birbirine katışabileceği bir gerçeklik kurgulamak zor gelmiyordu bana) önümde hala bir sis vardı, cebraile döndüm endişeyle bir daha yaşayacak mıyım, bu sana bağlı dedi, sen sadece kendi bakışının sonuna yolculuk ettin, sadece yoğunlaşmıştı, neden yedi ölümcül günaha da bulaştın, anlasana dostun (dostum?) seni uyarıyor, bu kendine yaptığın en büyük kötülük, günahları düşündüm, cehennem çiçekleri, ruhta değil kanda dolaşıyorlardı sanki, ama haz da dahil geçici bir tatmin sunuyorlardı, boş yere ilk günah dememişler, bir günahı bir kere işledin mi, onun kendi bağımlılık mekanizması işlemeye başlıyordu, bana modern bir ereksel yaşamdan bahsetseydin dedim sustum, modernliği biliyorum dedi, ve tebessüm ederek ekledi şimdideyiz, gerçekten de tüm varlığım ordaydı, ah o hazlar dedim modern ereklere tercih edilebilir, daha canlılar, bunu kibirle değil, akılla söylediğimi düşünüyordum, bu bir erek değil dedi bir hal, günahkar olmamın bir “sebebi” var dedim, bana cevşenden bahsetti, hz muhammede okuduğu dualardan biri; tanrının sıfatlarıyla bezenmiş; cevşen zırh anlamındadır dedi ve bu duaları okumadan önce, muhammede “zırhını çıkar, bunu oku” dedim, ve sise döndü, ona şöyle seslendi;

—Sebeplerin aslı sana dayanır, sebepler perdesini kaldır aradan ey Müsebbib,

Bunu algılayabildim! Sizin o rasyonel beyninizin bunu çürütebileceğini sanıyorsanız fena aldanıyorsunuz ve o anda bu hakikatle temasa geçtim, ve önümdeki sis birden saydam bir ışığa döndü, ancak rengi hayranlık uyandıracak bir renkti, ve bunu, bu rengi size anlatamam çünkü öyle bir renk görmediniz, gözlerim açıldı, benliğimin içine işlemiş kendini yokluk üzerine kurmuş bir hakikat eskinin bir tür kabuğuydu ve şimdi soyuluyordu, bir başka hakikat ortaya çıkmıştı, ve benliğimin eski parçası tuzla buz olmuştu, bu anda lou reedin magic and loss albümünde bir şarkı olarak seslendirmem gerekiyormuş gibi, I know loss, you show me magic, dedim içimden,  loss’u size şöyle anlatayım, bu bir tür batılı bir insanın ölüm anlayışını da yansıtıyor; ölüm: flow into the miss, ezeli bir yenilgi ya da kaybın bilincinin trajedisiyle,,, şimdiyse karşımda ölüm solmuş, bu renk ise ölümü bile konudışı eden bir eşsizlikle gözümün önündeydi, hayranlıkla baktım o renge, derken otuz saniye içinde ortamı kaplayan bu renk bir ışık noktasına dönüştü, ve iki tarafa doğru ufukta yitti gitti, bu sadece bir saniye kadar sürdü, orda gördüğüm renkleri hatırlamıyorum, ama genel olarak aklımda kalan şey ufuğa doğru sonsuz bir çeşitlilikte olduğuydu, tanık olduğum renk bile sonsuzcanın bir-tek parçasıydı sadece, sebeplerin aslı. Cebrail: mevlanın cemalini görmek ister misin, hayır dedim, yaşadıklarımı sindirememişken, sanırım buna hazır değilim, biraz sessizlikten sonra sen gördün mü dedim, öyle bir baktı ki bana, dünyanın bütün dillerinin bütün sözcükleri takla atsa, fil kadar karınca, karınca kadar fil kullansa bile, bu anlamın yanından geçemez, nasıl anlatsam size algılarım ve bilincim olması gerekenin üç-beş katı fazlaydı, ve bu bakış beni irkiltti, ama sonra öyle bir hakikati temsil etti ki, yüreğimi ikiye ayırmıştı sanki, daha doğrusu yüreğim hep ikiye ayrıkmış da bunu şimdi idrak ediyordum, şu anda hissettiğim yüreğimin yapışmasıydı, bir duygu ya da düşünce oluşturmuyordu, ötesinde bir şeydi, insan farkı anlayabiliyordu, bir an bir aydınlık esti içimde, cebrailin gözleri olsa olsa puslu bir aynaydı, ya da belki de bir zerreydi, bu gözler şunu söylüyordu, Allah’ı sonsuz sözcükte anlatamazsın da cemalini görünce onu tanırsın, gözlerinin dostane ve aşık ışıltısı saf anlayışı fısıldıyordu, aklını uçurtma yap arada uçur ama bu fısıltıyı ancak yüreğin duyabilir dedim kendi kendime, temiz bir yürekle çıkmak gerek karşısına diye düşündüm, bir tür sorumluluk hissettim,,, Muhammede başka ne kelam ettin diye sordum cebraile,,,,

Kalbimizde saklı en ince sızılar Senin ilmindedir, ey Alim

Yolundan çıkan herkes Senin ilmindedir, ey Alim

Devamını getirdim

İlminle donat beni, ey Alim,,,

Tüm bunlar beynimin oyunu diyeceğim, ama o haz cehennemini de, o rengi de hatırlıyorum ve o bakışı gördüğümde tüylerim diken diken olmuştu, o bakışı ve anlamını da hatırlıyorum

Koltukta hafifçe geriye kaykıldım, cebrail öteki tarafıma geçti ve diğer omzumu ancak bir dostun sıkabileceği gibi sıktı, gözlerim kapanmak üzereydi, ama kendimdeydim, ellerim istemsiz olarak göğsüme gidiyor ve son dans figürüne dönmek istiyordu,

Bu sırada cebrail bana seçildin dedi, biliyordum dedim, biliyordun dedi,,,

Tekrar gözlerimi açtığımda ellerim göğsümde ve şarkı bitmişti ama yeni şarkı başlamamıştı,

En yakınımdaki kıza eğildim, benim gitmem gerek dedim, sen kimsin dedi, o anda yüreğimde bir yarıklık hissettim, sözcüklerle ancak şöyle ikili ifade edebilirdim, bunun bir önemi var mı, bunun hiçbir önemi yok, o bakış çaktı bir an, sessizlik içinde yanağına bir öpücük kondurdum,

gözlerinde hoş bir çizgi belirdi,,,

İlminle donat bizi ey Alim,,,

(pıt:ecstacy)

Reklamlar

Read Full Post »