Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Durup Dururken Çiçeği – Neslihan Altun’ Category

DURUP DURURKEN ÇİÇEĞİ Serkan’a… Oysa her şey yolunda gitmeye başlamış gibi görünüyordu. uzaklıklara alışılmış, gözün artık yol çekmiyor. İlk anlardaki bir yer bulup oturmana engel telaşının yerini sakin bir bekleyiş, umutlu bir tevekkül almış gibiydi. Evet “gibi”ydi. o arabaya bininceye kadar, “gibi”ydi. o arabaya binmeyecektin! Ne vardı binecek, ne vardı her zamanki yerine oturacak, ne vardı mesaiye dakikalar kala, üzerinden aylar geçmiş, hatıralar geçmiş bir çiçeği bir sis perdesinin ardından ayrımsayacak ne vardı? Şimdi sinsi bir sokulganlıkla parmak uçlarından ve göz sinirlerinden damarlarına karışıp midenin üstünde bir yerlere acı biber tohumları ekmeye başlayan o tanıdık çiçeğin görüntüsü, zincirleme intiharlara çoktan yol almış bir arabanın buğulu camından bir an görünüp kaybolurken, sana aldığı ilk çiçeği hatırlayacak ne vardı? Ve işte, geri geldi. Çiçekten evvel: Dokunmalar ve bakmalar biriktiriyordun; “Bu bardaktan su içmişti, dudak izi kalmıştır, yıkayamam” yıkamadın “Kazağını ne kadar beceriksizce katlayıp koyuvermiş köşeye” özlem sinmiş, kazağın şeklini bozmak, bir şiiri bozmakla eşdeğer, dokunmadın. “Bu sigara izmariti nereden çıktı, onun sigarası” “Pencereden bakarken buraya dokunmuş mudur?” “Bu posteri o mu asmıştı duvara?” “Bu şarkı, of!” “Bu cümlenin altını çizmiş” “Bu duvar, bu pencere, bu halı, bu kadeh, bu oda, bu ev, bu sokak, bu yol, bu ışıklar, bu içimdeki…. gel!, lanet!” Dedin mi demedin mi? Ve o çiçek, ah o çiçek! O “durup dururken çiçeği”, uyuşuk zehir, geri geldi. Şimdi tüm dünyayı, denizleri, balıkları, kuşları, taşı, toprağı, havayı, cümle cihan efradını, mahlukatı, önceyi, sonrayı, sonsuzu, sonu, sonluyu, of! İşte her ne var ise görüp duyulan, aklına gelen gelmeyen, sıraya uyan uymayan, hepsini, öyle bir derin iç çekişle ciğerlerine soğuk soğuk solumak isterken ağzından çıkıveren o ipince “ah”, masal aşıklarını tutuşturuveren Kerem’in “ah”ı değil mi? ama bu en olmadık zaman, bu çok ağızlı çok gözlü insan kalabalığında, elinde bir kitap bile yokken, dilin bir şarkıyı sözlemezken, radyon kapalı, için dingin, deniz sakin, su aydınlık, her şey yerli yerinde, üstelik daha sabahın körüyken! Ah o çiçek… O çiçek ki; hiç İstanbul görmemiş birine İstanbul’u özletir. O çiçek ki; Şimdi, içinin altını üstüne getirip, birlikte öğrenilmiş, birlikte unutulmuş, birlikte boş verilmiş, birlikte bulunup birlikte kaybedilmiş, birlikte isyan edilip birlikte sabredilmiş her şeyi, yani “siz” iken payınıza düşen iki karış göğün; bulutuyla, martısıyla, pusuda bekleyen yağmuruyla, öfkesi ve şefkatiyle sizi izlerken şahit olup hafızaladığı her şeyi bir bir gizli sandığından aşırıp yağdırıyor ve sen, ağlıyorum sanıyorsun. Diliyorsun; Bir şeyler yıkılsın! Yıkılmayacak, Biliyorsun… NESLİHAN ALTUN

Read Full Post »