Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Mucak’ Category

Mucak (gift-ed)

penceresiz
  •  
    floresan ışığı gibi gibi gelip gider migren misali
  •  
    dörtgen şekilli turuncu muşambadan
  •  
    bir erkek çocuğudur o.
  •  
    bir kadın için için yeterince iyi değil ama kocam diyebilirsin ona.
  •  
    anası bir inci gibi himaye eder onun eşeyini
  •  
    bir bebeğin var senin, benim iki.
  •  
    Cornwall açıklarında oturmalı ve saçlarımı taramalıydın.
  •  
    Kaplan desenli bir pantolon giymeliydim
  •  
    bir ilişkimiz olmalıydı
  •  
    başka bir hayatta karşılaşacağız, havada rastlaşacağız
  •  
    ben ve sen…
  •  
    Yüzdürürüz kafalarımızı, iki zehirli zıtlık
  •  
    kemiklerimiz ve saçlarımız..
  •  
    Dolu dolu susardık..
  •  
    Hiç duymadığım sesin kulağımda küpe..
  •  
    Sana sevgililer ya da anemon, kleptoman sevgililer denizden gelen
  •  
    Yalanlar ne içindir bilirsin
  •  
    Seninle Zenn cennetinde buluşmak dileğiyle..
  •  
    Kadehimi şu anki varlığına kaldırıyorum

anıl aktaş—

———————

(buna da ağlamalıyım biliyor musun anıl, bu verdiğin doğum günü hediyesini sözcüklere sığdırmak zor, neredesin bilmiyorum, şu anda dünyanın o en bilinmeyen yerini öpmek istiyorum, bir güzellik daha oldu bu doğumgünümde, 15i benim doğumgünüm, 16sında kuzenimin nikahı vardı, karadenizin enfes bir köyünde bir kır düğünü, gelin rus, da da da diyen bi kaç yakın akrabası, en rusundan votkalar, bir gün öncesini anlatayım önce, anne tarafım tam teşekküllü oradaydı, onbir gibi beni çağırdılar, otuz-kırk kişi, pastalar geldi, önce kuzenim bir konuşma yaptı, paket program bir konuşma değildi, neyse oydu, ve işte o neyse, o kadar değerliydi ki, sonra ben iki-üç cümle ettim ve daha konuşamadım, gözlerim doldu, allah baba, allah kardeş, allah yenge, toplamına hayat birader diyeyim, sevinçten ve sevgiden gözlerim yaşardı, kederden de çok ağlamış bir insanım ama kalbimin içinde küçücük bir yer, penceresiz bir odacıkta, bir halisinasyon gibi hep duydum bunu altıyıldır, o inci taneleri sevgiden de saçılır, sevgiden, sevinçten de olur bu değil mi allah baba, allah kardeş, allah yenge, hayat birader,,, zaten bir mitim aralarında, külliyatım sağlam, ama ortada saygı yoktu, kırıntısı yoktu, o gözlerdeki sevgiyi görünce, şunu düşündüm yatarken, saygı dediğin, sevgi kapısının önündeki bir paspas sadece, ne eksiği, ne fazlası,,, devamını da yazmak istiyorum biraz, düğün gecesini yani, çok dansettim, içim coştu durdu, gelinin slav arkadaşları, slav desen oluyor, slow desen oluyor, ama bizimkilerin grup olarak çektikleri bir horon var ve ne eşeklik ki onu bilmiyorum işte, çıktım odama, alanı görüyorum, yarım saat seyrettim onları hayranlıkla, erkeklerin alkolden lülük horonları biraz sarsaktı ama kadın kısmısı bir tepti horonu yok böyle bir şey ya, o ahenk, o estetik, kot kadar rahat oturmuş bir kıyafet gibi; o doğallık,,,

e anıl bi taraftan da post zamanın içindeyiz, hani cluba gidiyoruz, tek kişi coşuyoruz, rezonans olursa iki kişi oluyoruz bazen, ama yirmi kişiden eksilmişiz iki-üç kişiye, insanın matematiği işte, farklı bir dili vardır bilirsin, bir birdir, iki ikiden fazladır, yirmiye ne diyebilirim ki, gökyüzüne baktım sadece, yıldızlara,,, hadi beynimin kıvrımlarında yol alayım biraz, net sayı ver de köksal, aynı anda atan, tepinen yirmi kalbin karşılığı nedir; iki üzeri yirmi : ))

olur ya bir gün penceresiz bir odaya düşerim, bu olursa şu da olur çok sanki, ilişkimiz orada başlar, o odamın penceresi olursun,,,

varlığımı kadehine dolduruyorum, ister yavaş yavaş ağzında çevir yuvarla, istersen fondip yap : )))

özellikle senin tarafından hatırlanmak, daha önce sözcüklerimizin birbirine dokunduğunu, birbirini öptüğünü, seviştiğini unutmamış olman, nasıl toparlasam, dağınık kalsa da olur, şunu da yaşadım ben, bok gibi bir acizlik içinde, şunu da unutmak istiyorum, şunu da unutmak istiyorum… ve işte hayat ve işte mucize, o bokun üstünü toprak kapladı, şahane de bir çiçek hayata kanatlarını açtı: BUNU DA UNUTMAK İSTEMİYORUM LAN!!!

MUCAK (nasıl oluyor bilmiyorum ama oluyor işte; bir kucak dolusu öpücük : )))

bu sabahı da anlatmalıyım sana, sabahın altısı, sigara için yarım saatlik bir mesafeye yürüyordum, mp3player dinlemeye utanıyordum, öyle bir kuş türü var ki burada, kapat lan o aygıtı ayıp diyordu, önce bir manas gördüm (bok böceği), böyle diyorum da şuradan diyorum, manas eski mısırda kutsaldı, bir tanrıydı, gördüğüm böcek belgesellerde gördüğüm gibi değildi, onun iki katı büyüklüğündeydi ve siyahında parlak bir mavi cila vardı, ben kutsalım diye bas bas susuyordu,,,

o sırada fındıklıklara gözüm takıldı, bir ceylanla gözgöze geldim, o kadar güzeldi ki, boynuzları vardı, benim de boynuzlarım var, neden beni şeytan zannediyorlar hala anlayabilmiş değilim,,, gözlerim de onunki kadar güzel halbuki,,,

dönüşte eve yaklaşmışken iki ortanca (çiçek) kümesi gördüm, biri mavi mavi hava atıyordu, diğeri lacivert lacivert, tam üstlerinden de turuncu-kahve bir asma renkleri üçbinle çarpan bir kontrast oluşturuyordu, gökyüzünün ellerini, dudaklarını, sesini o kadar özledim ki o an, nar çiçeğim o benim, yolda 3 tane bir tane de bahçe de, nasıl unutulur ki o kırmızı, bir başkası daha var, birine soracak olsam, bana bir kırmızı göster desem, büyülü bir kırmızı istesem, cebinden çıkartıp verecek biliyorum, sözlükteki en kırmızı sözcükleri kime sorarsın desen, o da sensin, bunu da biliyorum,,,

açgözlü müsün desen, hayır değilim, sadece yıldızlar konusunda açgözlüyüm, bütün yıldızlar benim olsun istiyorum,,,

bencil misin desen ama evet derdim, yine dağınık yazayım…

madde1; istanbulda kankamla buluştum, kanka sözcüğünü sevmiyorum, ben ona başka bir isim taktım, kafkam!

madde2; istanbulda kafkamla buluştum şişlide bir birahanenin açık arka bahçesinde,,,

madde3; iki saat kadar oturduk, bir kamera olmalıydı, sabit durmalıydı, hiç bir kamera hareketine ihtiyaç yoktu ve iki saatlik bir waking life’dı sohbet,,,

madde4; kafkama çok uzun zamandır pornografi seyretmediğimi söyledim, sen pornografi seyretmezsin zaten köksal dedi, senin gibi bir insan için bu küçültücü olurdu, sen “fantezi” kurarsın,,,

madde5; kafkamdı beni tanıyordu,,,

madde5 (ek); karısı ve oğlu geldi, bir gün önce görmüştüm veledi, uykusuzdu ve mızmız buruşuk suratlıydı, ikinci görüş, bana öyle bir gülücük attı ki, ikinci görüşte aşk,,,

madde6; bir insan çocuklara ve çiçeklere aşık olamıyorsa kronik depresyona girmeli; üç yıl antidepresanlarla idare ettikten sonra intihar etmeli,,,

madde7; FLOP!

Flop v1.0 (üç renk kırmızı için);

flop şu, hard robinson cruiese, üç renk kırmızı da ben ve 3 kırmızı kadın dışında tüm homo sapiens camiası flop diye yokoluyor,,,

Flop v2.0 (neslihandan ilham aldım, insanlardan bıktım şu ara demişti)

benim bir tanrım var biliyorsun, kıyak bir tanrı, başka tanrılara benzemez, bana da benzemez, ben bi kaç kez ona benzemeye çalıştım, “başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin” dedi, gittim aynaya baktım, haklısın dedim,,,

bu aslında çok da tatlı bir film fikri ve sayısız versiyonu çevrilebilir,,,

tanrıcığım bana soruyor, ne istiyorsun diye,,,

flop istiyorum diyorum, flop tüm homo sapiens ve muadillerinin cismen paralel bir dünyaya aktarılması,,,

iki dal aklıma şöyle geldi, birinde tanrı tüm makineleri de off durumuna getiriyor, diğer versiyonda dünya tam tıkırında işlerken sadece insanlar flop oluyor, ikinci versiyonda, mesela trafikteki bir otomobilin gaz pedalı birden flop etkisine maruz kalıyor ama mesela belirli bir hızda da olduğu için çarpıyor, yoldan çıkıyor ya da yavaşlayarak duruyor, uçaklar keza düşüyor felan, nükleer santraller faallerse belirli bölgelerde patlıyor, barajlar, elektrik santralleri vs. vb. bi müddet idare edip kesiliyorlar, flop oldu düşünsene, koca dünyada artık tek insansın, aklıma ilk gelen şey müzik oldu, jeneratörlerle ve pillerle o sorun çözülüyor, sahnelere baksana, sadece insanlar flop oldu, bir anda istiklal caddesi yere yığılmış bi ton giysiyle doluyor, insanları merak ediyosun bi kaç eve giriyosun, bazı yataklarda iki pijama flop olmuş, bazılarında iki don, tabi ki tüm bunlara bir ay içinde yaşanacak muazzam bir kitlesel katliam eşlik ediyor, hemen hemen tüm çiftlik hayvanları ölüyor, beni düşünsene, blog delisiyim ya, hadi bi şekilde bir pc’yi ayağa diktim, başka hiç bir insan yok, genişletelim, hadi deli de bir kalemim, hala yazılır mı, bunu düşündüm ciddi ciddi, hemen bir günlük tutmaya başlardım, yirmi dört yaşımda birbuçuk yıl tuttum, o zaman onun içinde keşfettiğim güzellik, kıçımın kılı ağardığında olup biteni okumaktı, çıtayı yükseltelim, ya peki gerçekten on numara, yüz numara sanatsal şeyler yazıyorsun, kritik soru beliriyor, sanat-sanatçı ve sevicisi arasındaki ilişki, müzik de yaptığım için bu alan daha elverişli, kimse dinlemese bile kendin dinler durursun, hayvanat kısmı bir şekilde tehdit oluşturabileceği için, beline bir silah takmak makul görünüyor, çok merak ediyorum, sadece yirmiyıl içinde dünya neye dönüşür;

cevap: FLOP! 

(bu düşün ilk nüveleri yine o günlük tuttuğum yıldadır, 25-30 kişiye varan bir grup oluşturmuştuk, o zamanlar sadece bu grubun kaldığı geri kalan insanlığın flop olduğu hayeller kurardım, ama radikal flop göt istiyor, ben yalnızlığı severim diyen artüstler için bile, hım, kelime doğurdum>demek ki sanatçı için artist denir, sanatkar içinse artüst!

Reklamlar

Read Full Post »