Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Müzik ve Ruh – Can Murat Demir’ Category

“Müzik ve Ruh II” | Can Murat Demir

“TEHDİTKÂR BİR ALIŞKANLIK”
“Eğer müzik akla ve duygunun üst katlarına seslenmemiş olsaydı ona sanat diyemezdik, onu basit gösteri danslarının estetik katına alırdık. Bütün sanatlar içinde, yapısı gereği, insan duyularını en çok avucu içine alan, fiziksel olarak insanı büyüleme gücü en yüksek olan sanattır müzik. Seslerin aklın üzerinde büyük bir güç kurması, hareketin duyuları körüklemesi, bilgili ama çığırından çıkmış bir müziğin bizde bırakacağı duyu sarhoşluğu, bu tür müziğin başlıca niteliğidir. Bu sarhoşluk sadece estetik değildir, dinleyicinin düşünce bütünlüğünü ve irade gücünü elinden alır…”
Nietzsche

Müzik, en duygusal ve en içten şeylerin bir yansıması olarak hayatımızın en önemli fenomenidir. Onu içten yapan şey, çıkarsızca ve tamamıyla insandan yola çıkmasıdır. Tabii ki duygusal oluşu da… Ama aynı zamanda bu niteliği iç dünyamızda yaptığı tılsımlı etkiden ileri gelmektedir. Bu kısaca, ruhumuza tüm mevsimleri yaşatması; ince, duygusal, zarif ve bir o kadar da bizden olmasıyla ilintilidir.

Müzik bizimdir! İçimizdedir. Sürekli örer boşluğu; notalarla, melodilerle bunu tek başına ve özgürce yapar. Derinliğiyle, ince zekâsıyla bizi etkilemesini bilir, bizi estetiğe büründürür. Düşündürür, bazen de karamsar bir havaya sokar umarsızca. Bu yönüyle hayatın ta kendisidir müzik.

Tüm söylemlerin, beklentilerin, ideolojilerin, arzuların, ayrılıkların (bile), bitmez tükenmez aracısıdır, uydusudur. Toplumların değer yargılarını, zaaflarını, tarihini, kimliğini yansıtan harika bir ayna. Devrimlerin, yıkımların, afetlerin kokusunu, insanlığın korkusunu en şairane şekilde hissettirir bize. Bir yerde zamanı aşıp gelen bir öğretmendir sürekli yeni şeyleri öğrenen.

“Müziğin ifade edilemez içsel olan şeyi şuraya dayanır: Müzik bizim en içsel özümüzün tüm kımıldanışlarını yeniden verir, ama hiçbir gerçeklik olmaksızın ve kendi ıstırabından uzakta.” Schopenhauer

Melodiler; neyin dilidir? Neyin acısını taşır sizce? Düşüncelerin, tarihin, ya da duyguların mı? Evet, hepsinin ayrı ayrı şifrelendiği yerdir müzik. Ama bu melodilerin kalbindeki ortak kaygı şudur; İnsanı etkileyebilme, insanı başka dünyalara sürükleyebilme, onu bir duygu macerasına sokabilme. Bu onun büyüsüdür, tüm ruhları etkileyebilmesini bu sanatsal alışkanlığından alır. Tüm eşyadan bir anlığına kopuş ve soyutlanma, insana ait özel bir dünya tasarımı… Bunları yaşatan müzik, insanı, bu yüzden gerçek dünyanın acımasızlığına kapatır ve ona dünyanın en büyük karamsarlığını yaşatır bazen. Bu yönüyle müzik düşünen insanın, eşyayla vedalaşmasını ve yaşadığı kavgayı da simgeler.

“Müzik metafizikte bilinçsiz bir alıştırmadır; bu metafizikte ruh, felsefe yaptığını bilmiyor.” Leibniz

Hareket ettirdiği şeyler itibariyle (aksiyoner) müziğin, bazen karanlığı, bazen aydınlığı getirdiğini yinelemiştik. Müziğin içindeki bu sisli çelişki insana bazen hayatı onaylatır bazen de yadsıtır. Bu çelişki müziğin en tehlikeli yönünü bize çok iyi tasvir eder. Çünkü müzik kaygan bünyesinde; bir yaşama küsme halini ve bununla birlikte bir yaşama sevincini de barındırır. Müziğin bu aykırı tavrı evrende var olan en zengin çelişkiyi beraberinde getirmektedir.

Kendi içinde bir aya benzer müzik. Ne zaman karanlığa, ne zaman aydınlığa saplanacağı belli olmayan. Ne güzel bir gün dedirten ve hemen ardından tarihe lanet okutturan müzik, tıpkı memnunsuz bir insandır bu dönekliğiyle.

Acıların tortularını biriktirir, insan yüreğinde. Bunu sürekli her defasında hatırlatarak yaşamayı öğütler. Çok iyi kurulmuş bir çalar saattir, zamanı göstermeyen ama yüreğimizin ta içine çakılmış, ne zaman zembereğinin boşalacağı bilinmeyen bir saat.

Tüm karanlığına ve acısına rağmen kıymetlimizdir müzik. Tehditkâr bir alışkanlık gibi bizi rahat bırakmayan bir duygu karmaşası… Hayata tutunma hatta bazen hayattan kopma arasında sürekli gidip gelen ve bunu ustalıkla beceren müzik, hayatın içinde vazgeçilmez bir insan tiryakisi olarak vücut bulup bizi kendine âşık etti durdu.

Read Full Post »