Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Zerdüşt’ Category

Zerdüşt…

Zerdüşt, bir delikanlının kendisinden kaçındığını fark etmişti. Ve bir akşam,”Benekli İnek” denilen kenti çevreleyen dağlarda yalnız başına gezerken, bakın hele, orada bir ağaca yaslanarak oturmuş ve yorgun bakışlarla vadiyi süzerken buldu o delikanlıyı. Zerdüşt, delikanlının yaslanarak oturduğu ağaca doladı kolunu ve şöyle dedi:

“Ellerimle sarsmak isteseydim bu ağacı, sarsamazdım.

Ama gözle görmediğimiz rüzgâr, onu istediği gibi kıvrandırır ve eğer.

Görünmeyen eller eğer ve kıvrandırır bizi en çok.

Bunun üzerine delikanlı, şaşkın bir halde ayağa kalktı ve dedi: “Zerdüşt’ ü işitiyorum, ben de onu düşünüyordum şimdi!” Zerdüşt cevap verdi:

“Neye korkuyorsun öyleyse? — Ağaç için neyse olan, insan için de aynı.

Ne kadar çok isterse yükseklere ve ışığa çıkmaya o kadar kuvvetle dalmaya çabalar kökleri toprağa, aşağılara, karanlığa, derinliğe — kötülüğe.”

“Evet, kötülüğe!” diye bağırdı delikanlı. “Nasıl oldu da keşfettin ruhumu sen?”

Zerdüşt gülümsedi ve dedi: “Nice ruhlar keşfedilmeyecek hiçbir zaman, meğer ki onları önce icat eden insan!…”

“Evet, kötülüğe!” diye bağırdı delikanlı bir daha.

“Doğru söyledin, Zerdüşt. Yükseklere çıkmak isteyeli beri, güvenim kalmadı kendime, kimsenin de güveni kalmadı bana artık — nasıl oldu bu?

Pek çabuk değişiyorum: bugünüm, dünümü yalanlıyor. Merdivenleri çıkarken basamakları atlıyorum sık sık, — hiç bir basamak affetmiyor beni bundan ötürü.

Yukarıdayken, yalnız buluyorum kendimi hep. Kimse konuşmuyor benimle, yalnızlığın ayazı titretiyor beni. Ne arıyorum yükseklerde?

Hor görmemle hasretim birlikte büyüyorlar; ne kadar çok yükseğe çıkarsam, o kadar çok hor görüyorum yükseleni. Ne arıyor yükseklerde?

Nasıl utanıyorum yükselmemden ve sendelememden! Nasıl alay ediyorum soluk soluğa kalışımla! Nasıl nefret ediyorum uçandan! Ne kadar yorgunum yükseklerde!”

Burada sustu delikanlı. Zerdüşt, yanında durdukları ağaca baktı, baktı da şöyle dedi:

“Yapayalnız duruyor bu ağaç şu dağ başında; insanla hayvanın epey üstünde yetişmiş.

Ve konuşmak isteseydi eğer, kimse bulamayacaktı kendisini anlayacak: öylesine yükselmiş.

Şimdi bekler, bekler — neyi bekler? Bulutların durduğu yere pek yakın oturur:ilk şimşeği mi bekler acep?”

Zerdüşt bunları dediğinde, elini kolunu hızlı hızlı sallayarak, delikanlı bağırdı: “Evet, Zerdüşt, doğruyu söylüyorsun sen. Mahvımı arzulamış oldum ben yüksekleri istediğimde, beklediğim şimşek de sensin! Bak, sen aramızda görüneli neyim ben? Seni kıskanmamdır beni yıkan!” — Böyle dedi delikanlı ve acı acı ağladı.

Zerdüşt ise kolunu beline doladı ve götürdü onu.

Bir müddet beraber yürüdükten sonra, şöyle konuşmaya başladı Zerdüşt:

Yüreğim parçalanıyor. Gözlerin, sözlerinden daha iyi anlatıyor bana içinde bulunduğun tehlikeyi…

Özgür değilsin sen henüz, hâlâ özgürlüğü arıyorsun sen. Ama kötü içgüdülerin de susamış özgürlüğe.

Azgın köpeklerin özgür olmayı ister; ruhun, bütün zindan kapılarını açmaya uğraşırken, mahzenlerinde onlar sevinçle havlıyorlar.

Benim gözümde sen hala, zihninde serbestliği tasarlayan bir mahpussun: Ah, kurnaz olur böyle mahkumların gönülleri, ama hilekar ve kötü de olur.

Özgürlüğe kavuşmuş ruh bile kendisini saf kılmaya muhtaç henüz. Zindandan epey iz ve küf vardır hala içinde: Gözlerinin saflaşması gerektir hala.

Evet, biliyorum karşılaştığın tehlikeyi. Fakat sevgim ve ümidim başı için yalvarırım sana: Sevginle ümidini kenara atma!

Böyle Buyurdu Zerdüşt

Reklamlar

Read Full Post »