Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Ders’ Category

Ders…

Öğrendiğim çok önemli bir şeyi bir kez daha paylaşmak istiyorum sizinle;

Bir cümleyi, bir tabloya bakar gibi okumalısın, araya uygun bir mesafe koymalısın,,,

Bunun en önemli sebebi, cümlelerin hipnotize edici etkisidir, bir cümle yüzünden hayatı kararmış ya da hayatı kurtulmuş insanlar tanıyorum,,,

Hadi gelin beraber bir cümleyi ele alalım;

Ölmek için çok erken, sevmek için çok geç,,,

evet bakalım ne yapabiliriz, bir piyano dehasının hayatına göz atalım;

Franz Lizst; 75 yaşında gözlerini radikal bir şekilde yumduğunda, sittininci aşkını yaşıyordu,,,

sittin: kırk

sakın başkasının hayatına hapsolma, sakın başkasının cümlesine hapsolma!!!

İNANMA!

HİÇ BİR ŞEYE İNANMA!

Bir şeye inandığın zaman, hiç bir şey öğrenemezsin, beynin şöyle çalışmaya başlar, okuduğun şeylerde, ya da edindiğin bilgilerde diyeyim, inancını doğrulayan şeyi olumlarsın, inancını yanlışlayan şeyi yadsırsın, tanrım şempanzeden bile düşük bir seviye, hani şempanzeler bazı şekilleri ona uygun deliklere yerleştirmeye çalışır ya, iyi kötü becerebilirler de bunu, ama senin yaptığın neye benziyor biliyor musun, elinde bir üçgen var, onu kareye sokmaya çalışıp duruyorsun, ıkınıyorsun da bayağı, yanda üçgen var, ama sen onu oraya sokmuyorsun, atıyorsun,,, o kadar çok sayıda insan bu durumdaki, aklım almıyor, hadi bazıları ehven-i şer, dünya barışına felan inanıyor, ama bu bile tehlikeli olabilir, belki de buna inanmazsan gerçekten harekete geçersin, ya zırvalara ne demeli, mesela burçlar, biri bana bunun nasıl olabildiğini anlatsın, şimdi venüs denen gezegenin işi yok da köksalın hayatıyla mı uğraşıyor HAHAHA! Başka bir zırva çıkmış, yok indigo çocuklar gelmişmiş, dünya beşinci evreye giriyormuş, Ziyon mu, Piyon mu bi zat mesajı vermişmiş, benim buradan çıkardığım tek sonuç var, o Ziyon değil ama sen Piyonsun, astral seyahat mi, tabi,  dilinin üzerine yerleştir LSD’yi, onbeş dakika em, astral seyahatin babasını yaparsın, uzaylı mı, dünya uzayda olduğuna göre sen uzaylısın işte, ben de, uzaylı biz dostuz, senin ışık yılı nedir haberin var mı, olsun artık ya, ben çıtayı yükseltiyorum, sürekli yükseltiyorum, fikret başkaya diye değerli bir hocamız var, marxisttir, yeni paradigmayı oluşturmak diyor, aklıma takılıyor, hocam paradigma olmasa, özgürlük bu değil mi, herkes bir sabite tutunmanın derdinde, ya bırak kendini rüzgara, şu mavi tüy o kavağın tepesine nasıl çıktı sanıyorsun, kendini rüzgara bıraktı, öleceksin, bunu kabullen, bak bu konuda Tanrı’dan bile üstünsün, o ölemeyecek, bunun tadını çıkarsana, ben ölümümün yaklaştığını hissettiğim zaman intihar etmeyi düşünüyorum, kendimi bu zevkten mahrum edemem, babaannem iki yıl gereksiz yaşadı, alzheimer’dı ve eziyet çekiyordu kadın, ona zamanında tatlı bir ölüm sunabilmiş olmayı isterdim doğrusu, Kafka bunu doktorundan istedi, yakın çevremin kötülük olarak damgalayacağı şey, aslında gerçek bir iyilik olacaktı,,,

 

ben Tanrı’ya inanmıyorum, bu konuda agnostiğim,,,

aşka da inanmıyorum, aşıksan aşıksındır zaten, inanmaya ne gerek var,,,

kendime de inanmıyorum, bu konuda da agnostiğim

aşkın kutsal olduğuna da, ihanete de inanmıyorum, bazı sebeplerden kıskançlığa karşı gardım düşük, kıskançlık insanı kötü bir insan yapıyor, ama iyi, kötü ve çirkinde, Lee Van Cliff’i sevmeyeniniz var mı, gerisi klişe, girersen güzel tribe sokuyor adamı,,,

burçin hemen bana bir küçük iskender attı

ekşi sözlük

.501 (Levi’s gibi be, biraz kurcalarsan onun kadar klişe)

senin kolların yok mu

her seni seviyorum diyene bacak açıyorsun,,,

küçük iskender aslen bunu yapan bencil herifin teki,,,

ama sanatçı işte, tıpkı benim gibi, ona potansiyel bir sözcük alanı yaratan her şeyi kullanıyor,,,

bu noktada yani sözcüklerin alanında

konu ilgili kişiden bağımsızlaşmıştır, çünkü ilgili kişiyle bağını (yıkıcı) bir eylemle kurabilir, bu eylem (niçe de, cioran da değinmiştir)  “iyi-erdem” tarafından bastırılmış, toplum tarafından yasaklanmıştır, konuyla sözcükler vasıtasıyla kurulan ilişki artık sadece bir dolayımlama olabilir, ve bu dolayımlama eylemle örtüşmeyecektir, bu durumda yapılabilecek şey, kısıtlandığın marj içinde, ancak sözcükleri eğip bükerek, onları yontarak, şekil vererek sözü eylemin tanrısal (dönüştüren) doğasına yaklaştırmaktır,,,

bu arada burası benim blogum, tabi ki içimde bir şeyler kaynadı da bu sözcükler ortaya çıktı, tıpkı kali, barış ve can gibi, aynı zamanda kendimizi şekillendirdiğimiz bir yer, ama bu dört insan da şunu biliyor, eylem amacına kavuşur, söz bunu yapamayacak ama buna yaklaşacaktır ve etkisini arttırması için işitilmeli, duyulmalıdır, oruç aruoba’nın “ateş”i bize sunması gibi,,,

bu dört insanı bir de denizi (o sanatsal dışavurumunu fraktal resimlerle yaptı) birbirine bağlayan bağ, saplantılı aşk, psikiyatrik jargonda, saplantı olarak isimlendirilen bu durumun, gerçek aşk (tabi varsa) olma olasılığı da mevcut, saplantı çok özel bir durum, kişinin hayatı uç noktalarına götürmesi, dolayısıyla ilgi nesneleriyle olabilecek en yakın teması kurması gibi bir sonucun yanında, hayatın çok temel bir bilgisini, belki de özünü açığa vuran bir doğaya sahip, bu da  insan hayatının özünün ve motorunun çelişki olduğu gerçeği,,,

 

kali

nedense sana seslenesim geldi,,,

bana bir hayat yetmiyor kali, ama hal ve durum buyken, bu duruma olan hıncımı bukovski gibi alıyorum, gözünün yaşına bakmadan onu harcıyorum, tabakhaneye bok yetiştirmekle bu durum arasında bir nitelik farkı var mı, bence burada sadece bir nicelik farkı var, oyun bittiğinde, şah da piyon da aynı kutuya girer, ama önümdeki altı kare de boş, piyonu vezir çıkmak cezbedici,,,

işte böyle, ben, barış, kali, can, bu delilik serüvenimizi yaratıcı bir etkinliğe çevirdik ve üretiyoruz, feministlerin kişisel olan politiktir söylemlerine benzer bir biçimde, bizim kişisel meselelerimiz de beynimizin bazı bölgelerinin netameli bir özgürlük anlayışına verdiği tepkiyi açığa vuruyor, hepimiz belirli oranlarda politik olanla aramıza mesafe koyduk, bana öyle geliyor ki, politik olanla bağımızı “özgürlük” kavramı üzerinden kurabiliyoruz, kişisel meselelerimizde açığa çıkan bir başka unsur postmodern aşkın sosyolojisi olsa gerek, maşukların (nirengi noktası kadınların sosyolojik durumu -yargıdışı bırakırsak özgürlüğüdür-, bu görece yeni olduğu için kadınlar, cinsiyetçi bir bakış açısıyla değil) postmodern uçargezerliği karşısında,  kalıcı olmak adına gözümüz, dimağımız bin yıl öncesine kadar taradı, aşka güneş doğsun istedik, şemse vardık, belki de ömrümüz boyunca hayatımıza tadımlık uğrayacak bir duygu, kanımızda fokurdadı, nefretin ateşi tüm benliğimizi sardı, bu hamlıktır dedik, kendimize de yediremedik ve acıyla piştik, düştük de, yükseldik de, kendimizi, insanı tanıdık, iki kazık arasına, bir hayvanla, bir tanrı arasına gerilmiş bir ipteki cambazdı insan, bu sonuca vardık,,,

ben kendi adıma şunu diyorum, tanrım beni yanına al, sana insanı anlatayım, sen ordan, yukarıdan bakıyorsun, seyrediyorsun, şeytan ise sahaya inmiş, aramızda, insanı senden daha iyi tanıyor,,,

bıdı, bıdı, bıdı, bıdı, üf kısadevre oluyorum bazen, biz cambaz, siz seyirci, seyredin aq, bizi seyredin, televizyon seyredin, turist olun seyredin, size bi şey olmaz, ama iyi bi şey de olmaz, bu mesafe iyi, aramızda fark var,,,

bıdı, dı, dı, dı,

çoğunuz yorum yazma kabiliyetinden yoksun, oyuna dahil olabilecekken, inatçı birer seyirci, ama şuna dikkat ettim, yorum atılan yazılarda, yorumlar ilginizi çekiyor, da, da, da, kıpırdanma var en azından,,,

neyse dersinizi aldınız mı,,,

bakalım isyan bayrağı açan olacak mı;

sen kimsin lan bana ders veriyorsun;

harbi lan, ben kimim,

bu konu hakkında son dört gün içinde 20’ye yakın hipotez ürettim, net sayı 19 (yine bu sihirli rakama varınca delleniyorum, sen gel burçlara giydir, sonra şu ihtimaller denizinde milyonda bir olabilecek ihtimallerle karşılaş dur, ama  farkındaysanız, tanrı yok demedim, bu konuda agnostiğim dedim : )

bundan önceki altıyılda işim kolaydı be, ben oydum, şimdiyse bu 19 hipotezi de sınamam gerekecek, 3 ünü test ettim, testi geçtiler, şimdilik 3 “kişilik” cepte, 19 olmasın be, tamam ıssız adam değilim, ama bu kadar kalabalık bir adam da olmak istemiyorum,,,

1 ve 2 numaralı şahsiyetler yazıda belirgindir, 3 numaralı şahsiyetle bitirelim, ortada olan şey şu, ders değil, dersi kaynattığımız,,,

Reklamlar

Read Full Post »