Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Ber(kant)’ Category

Dün gururumu çok okşayan bir telefon görüşmesi yaptım, eski topraklardan bir dostum blogumdan yeni haberdar olmuştu, blogu inceledikten sonra beni onbeş dakika tebrik etti, ben malımın değerini biliyorum, ama onun ağzından bunları duymak keyif vericiydi, odtüye dereceyle girmiş bir beyne sahip, bilgisayarın primitif halinden beri mına komuş bir heriftir, ama ilkgençliğimden hatırladığım enstantane şudur, ben bir kaç kişiden etkilenerek, felsefeyi marxın ve diyalektik materyalizmin çevresinde (papağan gibi) savunurken, o hegeli savunurdu, hegelin felsefesinin marxın felsefesinden daha derin olduğunu bugün kavrayabiliyorum, bu arkadaşımın ismi, ilginç bir tesadüf olsa gerek; berkant, şöyle demek gerek ber(kant), eğer iyi bir beyne sahipseniz, aklı yücelten bir felsefe size yakın gelecektir, berkantta felsefeyi kantla başlatır, kantın sanırım iddiası şuydu, aklın evrensel ilkeleri bulacağına dair bir inanç, akıl kısmının problematiği bir yana (çünkü aklın kendine yukardan bakma şansı yoktur), evrensellik ilkesi çoktan beri çürütülmüş durumda, postyapısalcılardan derinleşen bir postmodernizm bunu ifşa edeli çok oluyor, temelde batı metodolojisinin üzerine inşa edildiği “analiz” düşüncesi, uç noktasına vardırılarak, varolan söylemler “yapısökümüne” uğratıldılar, ancak bu durumun çok vahim bir sonucu var: o da gerçeklik söylemine atfedilen anlam ve değerlerin buharlaşması! (bu, dünyayı şu anda yaşanan yeni-nihilizme sürüklemiş, bir zamanlar solun temsil edebildiği değerler yıkılmıştır, ancak içinde bulunduğumuz bu decadance içinde yeni değerler oluşturulamamış, bu durumun yarattığı büyük buhran karşısında genel tepki ya kinizm olmuştur ya da hayatın ekonomiye (varolan baskın görünümüyle ultra-kapitalizme) indirgenmesine teslimiyet olmuştur, buhranın hala devam ettiği bir veri olsun) batı düşüncesi buraya çarparak kendi temelini dinamitlemiş oldu, postmodernizm gerçeği atomlarına ayrıştırdı, ancak o atomlarla ne yaratılabileceği sorusunu yanıtlayamadı, modernitenin aklının bu patolojik tutulması karşısında (geriye doğru moderniteye yani “belirlemeye” tutunmaya çalışan Avrupa Birliği Hukuku oldukça manidar, hukuğu sayısı onbinleri geçen kodekslere boğmuş durumdalar) belki de artık gözümüzü doğu metodolijisine çevirmeliyiz, antik yunandan beri batı gerçeği (ya da Hakikati) tanımlamak peşindeyken, doğu metodolojisi gerçeğin (ya da Hakikatin) nihai noktada bilinemez olduğunda ısrarcı, doğu metodolojisine göre akıl bunu kavramada son kertede yetersiz bir araçtır, bu yüzden doğu metodolojisi kendi odağına “tanıklığı” koyar, zihni sonsuz bir sebep-sonuç ilişkisine kitleyen analiz odaklı batı düşüncesi gerçeği aklın kalıplarına uydurmaya çalışırken ister istemez gerçekle değil, onun akıl tarafından yapılmış bir yorumuyla karşı karşıyadır, bu iki sonuç doğurabilir, ya gerçek belirli bir yoruma indirgenir ki ifade alanı daralır ya da gerçek çarpıtılmış olur, her iki durumda da kişi gerçekle değil akıl tarafından yapılmış bir dolayımlamayla karşı karşıyadır, doğu metodolojisinin “tanıklık” odağı bunun üzerine inşa edilmiştir, savı insanın gerçeğe (Hakikate) “tanıklık” kapasitesinin, onu bilme kapasitesinden geniş ve derin olduğu üzerine kuruludur,,,dur,,,ya da,,,ma!
bu arada mistifiye edilmiş, bir anlamda metafizikle dirsek teması olan akıl-dışı belki de akıl-üstü alanı kabul etsek bile, aklın vestiyere asılı bir şapka olmadığını, onun müdahalesinden korunmak için aklımızı aklımızla kovmak zorunda olduğumuz o akıl-üstü alanın pirlerinden mevlana tarafından söyleniyor, tersten okumalısınız: akıl akıla muhtaçtır, özge diye de çok akıllı bir arkadaşım var, ona da sorduğumda, o da akla prim veren bir değer sistemine sahip, e bendeniz de kendini akıllı gördüğü için, akıl benim için bir şapka değil saça dönüşmüş durumda, sanırım buradan kurnazca çıkmanın yolu şudur; aklın iki temel fonksiyonunu ayırd ederek, doğu metodolojisinde akıl derken daha yoğun olarak zihin fonksiyonundan bahsedilir, zihin geçmişten depoladığı bilgileri işleyen bir merkezdir, handikapı da (hele günümüzün uyaran bolluğu altında) sürekli faal olma eğilimidir, basitçe bir araç olması gerekirken insanın efendisi haline gelebilir, geçmişe ya da bir projeksiyonu olarak geleceğe takılma ihtimali vardır, şu açık ki, bu şimdinin, şu andanın pahasınadır, tüm bu ince ayrıntılar bir yana, sonuçta zihin tüm karmaşık yapısına rağmen işlem yapan bir makineye benzetilebilir, bu bağlamda uygun bilgi girdisine bağlıdır, bağlı bir fonksiyondur, şimdi berkantcım seni aklınla tekrar barıştırayım: aklın diğer fonksiyonu zekadır, zekanın tanımı ise özgün bir duruma verilen özgün bir “yanıt”tır, bunun tanrısal olduğunu söylemek gerçekten abartı olmaz, (emin ol en büyük başarılarımdan biri, bir bilgi birikimi değil, zekamı keskinleştirmiş olduğumdur) iki şey daha geldi aklıma, seninle sohbet gibi olsun, sohbete de kanat takayım, çok güzel bir hipotez var, evren zekidir, su zekidir, zeki olmasa donmazdı, kim akacak lan bu havada dedi ve dondu : ), evren denilen şey güzelden de haberdar, geçenlerde, çok tutkulu olduğum bir gecede, ayın doğuşunu seyrettim, dolunaydı ve harbiden güzel dedim, ahyak! Zagor! Baltalı İlah ve neo, cuvvvv, matrix, şudur::: markete gittim, kolestonun saç renklerini küçük saç parçalarıyla gösterdiği bir reklamı vardı, 3 tane de hatun, burunlarının ortasından yukarısı olarak, göz ve kaş yoğun olarak vardı, yarın kuaförleri dolaşmaya başlıyorum, o (afiş mi denir lan buna) nu bulmazsam göt kareyim, (göt için bkz. aşağısı, yav ego mu geldi, ego geldiği zaman ego olur, ben sadece şunu öneriyorum, padişah kavuğu başındayken, ( bu kadar ego yapabiliyosan, kralsan, satrançta vezirsen, hadi kıyak yapalım atsan kaleysen bu da bi şeyyyy, bak ben şöyle ego yapıyorum, ben bir piyonum ama o piyonu vezir çıkacağım, ou ye! )), hah, bu durumda sana nasılsın diye sorduklarında, işte dilimize kazandıracağım, hatta melez olmasından dolayı küreye kazandırıcağım, iki sıfat geliyor : )
göt down
göt up
(fonetik estetik sınavını başarıyla verdi))
neyse orada bir yüz gördüm, yemin ederim benim için temsil ettiği şey: mükemmel, kusursuz, (buna saplantılı olmak nevrotik bir durumdur, eyvallah, ama var lan var!!!)

kendi nevrozlarımı etkili bir şekilde savunsam, eminim ki, müritlerim olurdu, nevroz bence bir duruma verilen tepkinin kutuplaşarak çatışmasıdır, şöyle bahsedebiliriz: ya hep ya hiç, neyse “hep”inizin götüne koyayım da (göt bkz. aşağısı) bana “hiç” bir şey olmasın (bkz. bu cümle bir zeka örneği, nevrotik zeka, nevroz genelde başbelası olup insanın tadını kaçırır, ama ilginç bir şey söyleyeceğim, hayatımdan sanki koparılıp alınmış olan coşkuyla karşılaştığım yerlerden biri nevrotik coşkudur, bir diğeri uyuşturucular ve müziktir, uygarlık içimizdeki potansiyel paganın coşkusunu ehlileştirmiştir, tutku da bir coşku kaynağım, aşk ise tutkudan sonra gelir, o coşkulu dansın üzerine dinlenen sessizlik senfonisidir,,,

nereye geldim lan kafadan kalbe, ama (bkz. aşağısı), final vahim olacak,,,

ben (size-kendime) sana başlangıç noktasını söyleyeyim, egoyu-benliği (ve bilimum kılık kıyafetini, mesleğini, statünü, muhitini) siktiret, kendini neysen o olarak sev!!!
tekrarlıyorum kendini sev!
tüm modern zamanın seni şartlandırdığı
o narsisistik egonun götünü biri okşarşa o göt kalkar,
ama o narsisistik egonun götünü biri sikerse, pis acır,,,
osho-tasavvuf-sufizm vs. vb.
kafadan kalbe diyorlar
terbiyeliler
ben biraz edepsiz bir adamım
lakırdımı edeyim daha mı düz daha mı ters sen karar ver:
GÖTTEN KALBE GÖTTEN!!!

hehehe! edebiyata ve mizaha daha yatkınım : )

(Berkantcıım : )) Hakanı tanırsın, boğaziçi felsefe mevzuatı olan meczup, msn iletisine şunu yazmış Kant’tan: Öyle davran ki, davranışına temel olan ilke tüm insanlık için genel bir ilke olsun,,,
Bak sen zeki adamsın, şimdi sana bu (yegane) davranışı söylüyorum:
ÖL hocam ÖL! : )))))

ot çektim, düşünceler vızır vızır, tüm bu aklın zerafeti hadi bir anlamda felsefe diyelim, perspektif dersen var, derinnnn!!!, hayatımızın büyük bölümü ise pratik tecrübelere dayalı bir gündelik hayat içinde geçiyor,
felsefe ya da din diyeyim, sana şunu söylüyor; götünü sev,,,
ya pratik tecrübeye ne demeli, götünü kolla, şimdi söyle zeki çocuk, teori mi, pratik mi : )))))

Read Full Post »