Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘İnsan ve Diğer Hayvanlar – Jeremy Rifkins’ Category

 

  

Jeremy Rifkin, Guardian Unlimited

Ağustos, 2003

Geçen yıl bilimle ilgili konuşmaların çoğu biyoteknoloji, nanoteknoloji, bilgisayarlar ve evrenimizin yaşı gibi daha ezoterik sorulara yoğunlaştıysa da dünyanın değişik yerlerindeki laboratuarlarda kapalı kapılar ardında daha sessiz bir şekilde dile getirilen bir hikâye anlatılıyordu- bu hikâyenin insan algısına ve dünyayı anlayışımıza etkisi daha da derin olacak gibi. Tuhaf olan şu ki;bu araştırmaya sponsor olan şirketler McDonald’s, Burger King, KFC ve diğer fast food şirketleri.

 

Hayvan hakları aktivistleri ve hayvanlara insanca davranmaya yönelik halk desteği sebebiyle baskı gören bu şirketler  bir çok diğer şeyle beraber  hayvanların duygusal, mental ve davranış durumlarının incelenmesi için araştırmaları finanse ettiler. Ancak araştırmacıların elde ettiği sonuçlar rahatsızlık verdi. Görünüşe göre hayvanlar bugüne dek kabul ettiğimizden çok daha fazla bize benziyor: acı, ızdırap, stres, sevgi- heyecan hatta aşk bile hissediyorlar.

ABD’de Purdue Üniversitesi’nde domuzların sosyal davranışları üzerine yapılan çalışmalar bu hayvanların sevilmeye düşkün olduğu ve eğer birbirleriyle oynamalarına izin verilmez ve yalnız bırakılırlarsa hemen depresyona girdiklerini ortaya koydu. Fiziksel ve mental uyarıcıların eksikliği sağlığın bozulması ve hastalık oranlarının yükselmesi gibi bir sonuca yol açabilir. AB bu tür çalışmaları ciddiye alarak 2012 yılına dek domuzların izole edildiği yetiştirme bölmelerinin kullanımını yasakladı ve her domuza her gün için 20 saniyelik de olsa insanlarla kontak kurmasını, ve kavga etmelerini önlemek için yanlarına iki üçü oyuncak bırakılmasını yasal bir zorunluluk olarak kabul etti.

Domuzlarla ilgili çalışmalar, hayvan duyguları ve hayvanların bilişsel becerileriyle ilgili araştırmalarda olup bitenlerle ilgili sadece yüzeysel bir bilgi veriyor bizlere. Araştırmacılar ünlü Science dergisinde New Caledonian kargalarıyla ilgili çıkan bir makale sebebiyle şoka uğradılar. Kontrollü deneylerde Oxford Üniversitesi’ndeki bilim adamları Betty ve Abel adındaki iki kuşa biri düz bir tel, diğeri ise kanca şeklinde bir tel olmak üzere 2 seçenek sundu ve kargalardan bir deney tüpü içindeki et parçasını almaları istendi. Her iki kuş da kancalı teli seçti. Ama sonra beklenmedik bir anda, dominant erkek olan Abel, Betty’nin kancasını çaldı ve ona sadece düz teli bıraktı. Betty düz teli alarak bir çatlağa sokarak onu kanca yaptı. Ardından bu kanca şekilli yeni teli deney tüpünden içerisi soktu. Araştırmacılar deneyi her defasında düz tel vererek on kere denedi, ve deneyin 9 defasında düz teli kancalı tele dönüştürerek sofistike bir alet yapma becerisi olduğunu ortaya koydu.

Afrika’dan gelen gri papağanın da hikâyesi var; Alex sadece insanlara ait diye düşünülen bir alanda farklılık yaratıyor. Alex 40 nesneyi ve 7 rengi ayırt edebiliyor, nesneleri kategorilere ayırabiliyor veya ekleyebiliyor.

İşaret dilini öğrenen goril Koko da 1,00’den fazla işareti biliyor, binlerce İngilizce sözcüğü anlayabiliyor. İnsan IQ testlerinde zekâ düzeyi 70 ile 95 arasında çıkıyor. Sonuç: Koko zekâ özürlü değil, sadece yavaş öğreniyor.

Alet yapma ve dil geliştirme becerileri sadece bizim türümüze özgü kabul ettiğimiz bir çok özellikten sadece ikisi. Bu özelliklerden bir diğeri de farkındalık sahibi olma.

Filozoflar ve hayvan davranış bilimcileri uzun zamanlar boyunca diğer hayvanların farkındalık sahibi olmadığını, çünkü  hayvanlarda birey olma duygusunun olmadığını söyledi. Ama yeni araştırmalara göre durum böyle değil. Washington Ulusal Hayvanat Bahçesi’nde ellerinde ayna olmadıkça vücutlarının diğer kısımlarını göremeyen orangutanlar farkındalık duygusu göstermektedir. Atlanta Hayvanat Bahçesi’nden Chantek adında bir orangutan dişlerini fırçalamak ve güneş gözlüklerini ayarlamak için ayna kullanmıştır.

İnsanı diğer canlılardan ayıran şeyin ne olduğunu anlamak adına yapılan en nihai teste gelince… bilim adamları uzun zaman boyunca ölüler için yas tutmayı hayvanlarla insanlar arasındaki gerçek bir ayırım noktası olarak düşünmüşlerdi. Diğer hayvanlarda ölüm duygusu yoktur, bu yüzden de kendi ölümlerini kavrayamazlar. Ama görünüşe göre hayvanlar da yas ve keder duygusu yaşıyor. Filler günler boyunca ölü akrabalarının yanından ayrılmıyor, sessizlik içinde arada bir ölüye vücutlarıyla dokunuyorlar. Kenyalı Joyce Poole Afrikalı filleri 25 yıl boyunca inceledi ve kendi ölülerine yönelik davranışları karşısında fillerin ölümü biraz da olsa anladıkları ve ölüm karşısında derin bir duygu yaşadıklarını söylüyor.

Neredeyse bütün hayvanların, özellikle de gençken, oyun oynadığını biliyoruz. Yavru köpeklerin, kedilerin, yavru ayıların oyunlarını izleyen insanlar onların ve kendi çocuklarımızın oynama biçimleri arasındaki benzerlikleri farketmeden edemez. Farelerin beyin kimyasıyla ilgili yapılan son çalışmalar bu hayvanların oynarken beyinlerinin büyük oranlarda dopamin salgıladığını ortaya koyuyor. Dopamin insanlarda heyecan ve zevk duygusu veren nörokimyasal bir salgı.

İnsanlar ve diğer hayvanların beyin anatomisi ve kimyasıyla ilgili çarpıcı benzerliklerin altını çizen Pennsylvania’daki Gettysburg Üniversitesi’nden davranış bilimcisi  Steven Siviy diğer araştırmacıların da zihninde giderek ağırlık kazanan bir soru soruyor: “eğer doğal seçilim sonucu evrime inanıyorsanız, insanlarda duyguların nasıl birden bire  ortaya çıktığına inanabilirsiniz?”

Araştırmacıların yeni bulguları ortodoks bilim tarafından öne sürülen kavramlardan çok uzak. Son zamanlara dek bilim adamları çoğu canlının içgüdüsüne göre davrandığı düşüncesini öne çıkarıyordu, öğrenilmiş davranış gibi görünen şey ise normalde genetik anlamda düzenlenmiş bir aktiviteydi. Ancak artık kazların yavrularına göç yollarını öğretmek zorunda olduğunu biliyoruz. Aslında öğrenmenin anne babadan yavruya çoğu kez aktarıldığını biliyoruz, sürekli deneme ve yanılma yöntemiyle ya da deneylere tabii tutularak da bir çok hayvanın öğrendiğini biliyoruz.

Peki bütün bu bilgiler hayvanlara yönelik davranışlarımızla ilgili bize ne söylüyor? Her yıl acı dolu deneylere maruz bırakılan binlerce hayvana ne demeli? İnsanlıktan uzak koşullarda yetiştirilip insanlar yesin ve tüketsin diye öldürülen milyonlarca evcil hayvana ne demeli? Ayakkapan tuzaklarını, kürk manto ve paltoların satılması ve alınmasını yasaklamalı mıyız? Peki ya spor adına öldürülenler? İngiltere’de tilki avı, İspanya’da boğa güreşleri, Meksika’da horoz dövüşleri? Peki ya eğlence dünyası? Aslanlar hayvanat bahçelerinde kafeslerde mi yaşamalı, filler sirklerde gösteri mi yapmalı?

Bu sorular dünyanın bir çok yerinde mahkemelerde dile getiriliyor, mevzuatlarda kendine yer buluyor. Bugün, ABD’de Harvard ve diğer 25 hukuk fakültesi hayvan haklarıyla ilgili hukuk dersleri öğretiyor, mahkemelerde ise hayvan haklarıyla ilgili daha fazla dava görüşülüyor. Almanya anayasasında hayvan haklarını garanti altına alan ilk ülke oldu dünyada.

İnsanın yolculuğu, temelinde ve en derinlerde, empatinin daha geniş ve daha kapsayıcı alanlara doğru genişletilmesiyle ilgilidir. İlk olarak empati akraba ve klanlara doğru genişledi. Ardından benzer düşünceleri paylaşan insanlara doğru genişledi- ortak din, ortak ulus ya da ideoloji gibi. 19.yy’da, ilk insancıl toplumlar oluşturuldu, empati diğer canlıları da kapsayacak şekilde çemberini büyüttü. Bugün, milyonlarca insan, hayvan hakları bayrağı altında diğer canlılara yönelik empati ve şefkatini derinleştirmeye ve genişletmeye devam ediyor.

Hayvanların duyguları, bilişselliği ve davranışlarıyla ilgili en son araştırmalar insanın  yolculuğunda yeni bir aşamaya gelindiğini ve bu yeni aşamanın empatimizi genişletip derinlere doğru devam etmemize izin verdiğini gösteriyor- bu sefer, bizimle beraber yaşayan canlılar toplumunu içine alıyor bu empati ve şefkat.

Çeviri: CemCB

http://www.animalliberationfront.com

http://hayvanozgurluguhareketi.wordpress.com/

 

Read Full Post »