Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Temmuz 2013

Canlar

Reklamlar

Read Full Post »

69.,.,

Aya Uç

 

.):)

(.(.(

Read Full Post »

Bizi bir araya getiren şey acı çekmemiz. Sevgi değil. Sevgi akla boyun eğmez, zorlandığında da nefrete dönüşür. Bizi birleştiren bağ seçilebilir bir şey değil. Biz kardeşiz. Paylaştığımız şeylerde kardeşiz. Hepimizin tek başına çekmek zorunda olduğu acıda, açlıkta, yoksullukta, umutta biliyoruz kardeşliğimizi. Biliyoruz, çünkü onu öğrenmek zorunda kaldık. Bize birbirimizden başka kimsenin yardım etmeyeceğini, eğer elimizi uzatmazsak hiçbir elin bizi kurtaramayacağını biliyoruz.
Uzattığınız el boş, tıpkı benimki gibi. Hiçbir şeyiniz yok. Hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil. Özgürsünüz. Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.

Mülksüzler/// Ursula K. Le Guin

Read Full Post »

j a c q u e s p r é v e r t ‘ i n d i z e l e r i y i z !

Kışlanın Dışında

Kalpağımı kafese
Kuşu kafama koydum dışarı çıktım
Ne o dedi komutan sokakta
Selam vermek yok mu artık?
Hayır, dedi kuş;
Selam vermek yok artık.
Bağışlayın, dedi komutan:
Ben var sanıyordum da.
Aldırmayın canım, dedi kuş,
Her insan yanılabilir.

Jacques Prévert

Read Full Post »

Zoka… Sandık… Sanduka…

Hepimize, AKP’nin ideolojik aygıtı “liberaller” tarafından bir “batı demokrasisi” ve “vesayet rejimi” zokası yedirildiğinden batı kapitalizminde de ordunun sistemin ve rejimin vasisi olduğunu göremiyoruz. Oysa bu ülkelerde de ordu halka karşı her an teyakkuz halindedir. Londra’daki June 18 ve ABD’deki Seattle olaylarıyla yükselmeye başlayan dünya anti-kapitalist hareketinin ürünü olarak Londra’da “Reclaim the Street” hareketinin 2000’li yılların başında örgütlediği 1 Mayıs gösterisinden önce İngiliz ordusunun teyakkuza geçirilmesi bunu çok güzel anlatır.

Batılı kapitalist ülkelerde ordu darbeleri olmuyorsa bunun nedeni, bu ülkelerde krizin darbe boyutlarına kadar ulaşmamasıdır. Burjuvazinin ideolojik hegemonyasının gücü ve burjuva sivil toplumunun güçlülüğü de bunda önemli pay sahibidir. Bu ülkelerde de devrim burjuvazinin bütün emniyet sübaplarını yarıp geçsin, hiç kuşkumuz olmasın, orada da ordu son çare olarak devreye girer ve idareye sistem ve rejim adına el koyar. Bu bakımdan, ordunun olduğu her yerde vesayet söz konusudur. AKP ideologlarının bizlere on yıldır yutturduğu bu zokayı artık çıkarıp atsak iyi olacak.

Şimdi AKP’liler yeri göğü inletiyor. Efendim, Mısır’da “milli iradeye” karşı darbe olmuş. Sandıkla gelen bir hükümet ancak sandıkla gidermiş. Burada da iki yanlış bir doğru etmiyor. Birincisi, “milli irade” denen şey bir aldatmacadan ibarettir. Bu, burjuvazinin halkı, kendi diktatörlüğüne ikna edebilmek için uydurduğu bir yalandır. Sandıkla sanduka arasındaki harf benzerliği aynı zamanda anlama da yansır. Sandık, halkın sandukasıdır. Bir kere bu oyuna girdiğiniz zaman o sandık sizin sandukanız olur. Ortada halkın gerçek iradesi diye bir şey yoktur. Halkın tepesinde boza pişiren küçük bir azınlık kendi diktatörlüğünü halka zorla, baskıyla, aldatmacayla, oyunla, kölelik ruhunu teşvik ederek onaylatmaktadır, hepsi bu. Bu bakımdan sandık, halkın iradesinin felç edildiği, mühürlendiği yerdir. Artık bu zokayı da çıkarmanın zamanı gelmiştir.

Öte yandan, halkın iradesinin beyan edildiği mekân oy sandığı değil, sokaklar ve meydanlardır. Örneğin Mısır’da Tahrir Meydanı’dır. Türkiye’de Gezi Parkı ve Taksim Meydanı’dır. Halk, kendi iradesinin mekânlarını yine kendi irade ve mücadelesiyle yaratmıştır. İşte bunun için Tayyip’ler ve diğerleri bu meydanları elimizden alıp bizleri gözden uzak Kazlıçeşmelere sürmek istiyorlar. Mısır halkı Tahrir’i, Mübarek diktatörlüğüne karşı mücadelede kazandı ve orayı bir devrim meydanı olarak elinde tuttu. İhvan diktatörlüğünü de aynı meydana dolarak yıkmış oldu.

Bu şekilde baktığımızda, ordunun yaptığı, bir darbe yoluyla halka saldırıya geçmek değil, İhvan’ı iş başından uzaklaştırarak halk devrimini yatıştırmak ve bir savunma savaşı taktiğiyle rejimi ve sistemi kurtarmaya çalışmaktır. İşlevi icabı karşıdevrimci olan ordunun yaptığı, geleneksel vesayet rolüne uygun olarak rejimi kurtarmaya çalışmaktır. Bu noktada ordunun darbesini kınamak, sadece devrilen İhvan’la ve Türkiye’de de AKP yanlılarıyla aynı safta yer almak anlamına gelir. Devrimciler, sivil toplumcuların zokasını yutup ordu darbesini kınamak gibi işlere girişeceklerine doğrudan ordunun ilgasını savunmalıdırlar. AKP’liler ve liberaller ordu darbesini kınıyormuş. Onlara daha güzel bir teklifimiz var: Ordu ve polis toptan ilga edilsin. Böylece her türlü darbe ihtimali de ortadan kalmış olur. Biz onların çok zokasını yuttuk, onlar da bizim bu “zokamızı” yutsunlar bakalım. Hayır, buna yanaşmazlar. Çünkü kendi diktatörlüklerini sürdürmek için orduya da polise de her zaman ihtiyaçları vardır. Ordu kendilerine karşı darbe yapmasın yeter.

Şimdi Mısır’da halk elbette bir süre zafer sarhoşluğunu yaşayacaktır. Nasıl geçmişte İhvan’a hayırhah baktıysa bir süre orduya da hayırhah bakacaktır. Ama bir süre sonra, kuklaları oynatan, yıpranan kuklanın yerine bir başkasını getiren perde arkasındaki esas düşmanın ordu olduğunu görecektir. Fikret Başkaya’nın dediği gibi, bu devrimin ikinci raundudur. Üçüncü raund Mısır halkıyla Mısır ordusu arasında geçecektir. Devrim orduyu, polisi ve sandığı yıkarak ilerleyecektir.

Halkın, kendi mezar kazıcılarının tahakkümünden kurtulmasının tek yolu budur.

Gün Zileli

5 Temmuz 2013

www.gunzileli.com

Read Full Post »

Be G oo D

ve bir kuyu var-dı gibiydi, the gibiydi; insanın kendi kuyusu gibi, ben onun duvarında bir sarmaşığa tutunmuş-tum gibiydi, tutum gibiydi.. lezzetli, gerçek tulum peyniri arama hevasıyla oradan uçlara, kuyunun duvarını kaygan bir yosun kaplamış.. gerçeği arayan herkes böyle gibiydi..

şimdi bu kuyunun çapını 5 km yapalım ve yüksekliği de yüzlerce metre olsun, ve nokta nokta kuyuya tutunanlar.. şimdi oldu mu.. ah mana mu..
bu şok edici bir sahne aslında, ve dallar ne sunmuşsa, teksen dikenli dallar bile var, hissetmek pahasına.. acı var.. pas var.. kan paslanınca..

yanyana gelince o noktalar.. pek çok nokta olunca göründü her şey, o yosunlar çime dönüyor, ne tuhaf sihirli bi şekilde çime dönüyor, biuv.. bir odada kozada iken sanki yoktu o çimler.. gerçeklikleri yoktu.. olamaz gibiydi.. bir dramatik trajediden ziyade yine hayliyle dramatik bir trajedi olan betonların arasında süren bir hayattan kaynaklanıyor ağırlıkla bu eksen kayması..

ayağımız yere bastığında ise hatırlanan hep bir şeyler var..

şimdi bu içbükey kuyuyu dışbükey olarak algılarsak, öndevrim oldu, içimiz dışımıza çıktı, o noktalar 20 milyon kişiden oluşan bir ağ.. belli bir yaş grubunda yüzde elli falan değil, hiç bir ciddi muhalefet de olmayacak bir yoğunlukta zuhur eden bir yeni toplumsal form var, bir 20-25 milyonluk nüfus da alttan geliyor.. bu gelecek demek..

şu 4 temel element gibi bu uzatılmış salınımlı gençlik, su grubunda olan var, hava, toprak, ateş grubunda olan var, böyle de olur hayat.. bu yüzden canlı bir tutkuyla doluydu, renkliydi, renk ne bildi, ve bilinç akıyor içine, akıl tutulmalarından müzdarip bir çağda öteki kimliğinin yapay negatif temsiline, düşmanca temsiline açıkça karşı durdu, yapıştırma bir öteki kimliğinin ne kadar kaygan bir zeminde kurgulandığını gösteren bir tecrübe ile.. bu bir bakıma iyi oldu, çünkü gayet insanlık dışı ve sığ artık bilindik rahatsızlık veren populist sağ politikalara bir tepkiyle doğan hareket karşısında tam da bunu temsil eden tipik bir otoriter iktidarla karşılaşarak gerçek bir şey öğrendi.. bu ülke öğrendi..

herkes öğrendi.. hemen herkes öğrendi..

temsil ettiğimiz zihniyet meşru olarak kabul edildiği bir kırılma yaşadı, uzun vadede ise uygarlığın başımıza sardığı pek çok sorun var, bir sorumluluk zihniyeti gerçekten elzem.. bir kuşak olarak kırılma yaratabilir.. lise sonda integral var, türev var.. e= bir tahayyül edinebilir bir çok genç de, hatta karakök içinde artısı var bir de, sağlıklı (peh’) ve gerçek (hah’) bilgilerle aydan çiçek bile toplanır..

ve bir özne olmak isteyen ben, ve biz de; bir duruşa sahip olur, sıkı bir zihniyete ve böylece gerçek içinde yol alır, zaten bu yolu aldığı oranda tekler ya da kolektifler; insanın tek umudu burada şu anda: çarp o duvara!

bu jenerasyon, bu tarihi kuşak kaçırsa bir sonrakine sadece biriken sorun var.. üzeri cilayla kaplanmış olacak.. acılar havada kalacak, yine yağmur olarak acı yağacak, huzursuzluk bir acıdır vesselam, bundan kaçmak zor olacak..
sistemin kendisi ağa dönüştü, bu bir veri ama biz de bir ağız artık, bu tesbit çok önemli.. mızmızlanmak bile iyidir.. ama bebek gibi.. istediğini alana dek.. öyle masum mızmızlanmak iyidir.. artısı bir de.. +15, +18, +30…..

kendimce sebebini söyleyeyim, yaşamak istiyorum, bir karşıtıyla, yaşamak istemiyorumla değil de, kendi başına kalsın, böyle söylendiğinde bu ne kadar bişey..

burası sanıldığı kadar rahat bir yer değil, bir tür uçurum gibi salınıyor korku olarak, şu kafkanın davaları mesela, sürüden ayrıldın mı sürünün kanunuyla kendine açtığın davalar.. bir suçluluk olarak ödeten davalar.. “gir çitten içeri, çabuk!”.. “süt ver, çabuk!”.. bence bu güzergah ciddi sorgulanmalı.. hayatımızı ödemezsek tazminatını ödüyoruz.. içsel bir otomatik portakal..

uyum insanı kendine yönelteceği şiddetten koruyor.. çünkü tahakküm eden bir gerçek idrak edilirse bu bir direnç acısı ve bir özşiddet doğurur, bir çatışma, gerçek hayatla somutlandığı ölçüde gerçek olan da gerilimler, nevrozlar, kaçışlar, duruşlar..
iyi geceler..
be g oo d.. muck.

(Kafka’nın 130. Doğum Günü, If Then .):)

ke

Read Full Post »