Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Yalana Dair – Papillon’ Category

Yalana dair , Gepetto babadan Pinokyo ‘ya…

 

Elleriniz ve yalana dair

Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal,
ağır ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.
Arılar gibi hünerli hafif, sütlü memeler gibi yüklü,
tabiat gibi cesur
ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizliyen
elleriniz.

Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.
Ve insanlar,
ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi, halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden
doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
İnsanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
Yakın Doğu, Orta Doğu, Pasifik Adaları
ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
Avrupalım, Amerikalım benim,
uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
ellerin gibi tez kandırılır,
kolay atlatılırsın…

İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
ses yalan söylüyorsa,
söz yalan söylüyorsa,
ellerinizden başka herşey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.

Nazım HİKMET

Bana yalanlar söyle demiştim, ama yalan söyledi diyen şairi de anladım artık. Sevmediği halde yalan söyleyen ya da yalan söylemeyi sevdiği için seviyorum diyen bir yalancıya kandınız mı hiç? Ne kadar da acıdır…Sadece gerçekten gerekli olduğu için söylenen yalanlara fazla kızmıyorum, altında kaybetme korkusu olabilir, bir skora ulaşma gayreti olabilir, başarılı bir eğitim sürecinin test edilmesi olabilir; mesela zeki insanların yalana inanma şanssızlığı normal zekadakilere göre % kaçtır diye bir çalışma gibi…

Ya da senden önce tabi ki sevdiklerim oldu, aşklarım oldu ama hiç senin kadar sevdiğim olmadı diyen acemi sevgili… Hafifletici nedenler olmalı yani suçlamadan önce, birilerini kurtarmak için de yalan gerekebilir ki yine altında o kişiyi kaybetme endişesi yatar. Ben kovulmadım istifa ettim diyen onurunu kurtarmaya çalışan kalpten kovulmuş bir sevgili örneğin, çok masum ve haklı bir yalan.

Bazı doğruluğundan emin olduğumuz saptamalar da üzmez mi insanı, illa ki gerçek mi olmalı, yani papatya fallarına bağımlı mı kalmalıyız, seviyor, sevmiyor, belki de sonra sevecek…? Sadece gerçeği bilmek istemek bence en büyük yalan.

Perspektivizmden söz eden filozof,

Analizleri onun kendi analizleriyle birçok bakımdan benzerlik gösteren Hume gibi, Nietzsche de “sağduyunun şeylere dair görüşü” diye adlandırılan genel görüşe karşı kuraldışı bir tavır takındı. Öte yandan da , sağduyunun dünya görüşünü tam tamına bir masal anlatan bir şey, yalın bir kurgu olarak gördü, zira o, dünyaya dair belirsiz sayıdaki mümkün “yorum” dan sadece biriydi ve Nietzsche, hiçbir yorum doğru veya yanlış olmadığı için, doğru bir yorum fikrine hiçbir anlam yüklenilemeyeceğini savunuyordu. İşte bundan dolayı, o sözde doğru olan bir gerçeklik görüşüyle karşı karşıya getirilemez.

Ama filozoflar sık sık böyle bir karşıtlığa dikkat çekerek, sağduyunun görüşlerinin eksik ve hatalı olduğunu savunmuş ve gerçekliğin nasıl olması veya neye benzemesi gerektiği konusunda oldukça aykırı görüşler benimsemişlerdir. Nietzsche, sağduyunun görüşünü desteklemek ister, çünkü bu görüş uzun bir zaman dilimi boyunca işlenerek geliştirilmiş olup, insanlar, pratik bir biçimde, ona bağlı yaşayabilmektedirler: O – ondan daha az kurgusal olmayan- felsefi teorilerin olamadıkları kadar yararlı bir masaldır:
Gözle görünen dünya yegane dünyadır: “Gerçek dünya” ise sadece bir yalan.

“Gerçek” ile, tam tamına filozofların gerçekliğin olduğunu söyledikleri şeyi, yani sabit, birlikli ve ezeli- ebedi olanı, değişenin, çokluğun ve zamansallığın temelinde bulunmakla birlikte, değişenden, çokluktan ve zamansal olandan ayrılmaz olanı anlar. Nietzsche duyuların yalan söylemediği konusunda ısrarlıdır.

Duyular, oluşu, yok olup gitmeyi, değişmeyi gösterdikleri sürece, yalan söylemezler. Sağduyu bir yorumdur. Bununla birlikte, olgular (tatsachen) yoktur, sadece yorumlar vardır ve bir yorumdan ayrı olarak, kendinde bir dünya bulunmamaktadır: Sanki yorumlarımızı bir kez çıkarınca, geride bir dünya kalırmış gibi.

Yararsız bir düşünce yararsız olduğu gerekçesiyle çürütüldüğü taktirde, yararlı bir düşünce doğrulanmış olur diye düşünmek mümkün olabilirdi. Ama Nietzsche sağduyunun tüm aşikar faydasına karşın, yine de yanlış olup, dünyada gerçek ve birbirlerinden yalıtlanabilir kendilikler olduğu fikrinin açıkça bir sağduyu inancı olduğunda ısrar etmek ister:Hiçbir şey var değildir!

diye yazar, Nietzsche…Hiçbir şey yok mudur? Papillon Temmuz

Reklamlar

Read Full Post »