Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Şubat 2011

Tanrı 4 – ke

Büyük Tanrı küçük Tanrıyı yutar!!!

HAHAHA!!!!

Reklamlar

Read Full Post »

Mutluluk…

Dün Ceren geldi Eskişehirden, üç yıldan uzun zamandır tanıyorum ama yüzyüze tanışmamıştık hiç, biraz erken gittim kızılaya, çok sevdiğim bir arkadaşım var onun çeviri bürosuna uğradım, bi saat nasıl geçti anlamadım dedi ilker, bak dostum, 3 ay konuşurum, bu kadar konuşabilirmişim gibime geliyor aralıksız, ve 3 ay nasıl geçti anlamazsın, ama Mevlana’nın ham haline benzetiyorum kendimi, kal (söz) adamı, ya da salla feelozof, sen busun işte; lafbaz,,, neyse çıktım ilkerden cerenin yanına gittim, ohaa! 3 yıldır konuştuğum hatun bu mu, tamam msn’deki fotoda da güzel bi şeydi, ama bu perfect! ou ye! kızılayda oturmayalım ya ceren, senin gibi mamamia! bi hatunla hava atiim biraz (ego durumları mı, salla feelozof, egoysa, ego, birazdan bu konuya çok başka bi yerden gelicez) tunalıya çıktık, daha doğrusu ona çıkan bi sokakta bir köşede, the edge diye bir yere girdik, gel dedim hayatın kıyısına oturalım, ama hayatın içinde olalım, ankara güzelleşti birden, gözlerim ışıldadı, mutlu oldum lan, sekiz saat nasıl geçti anlamadım, hırkam dikkatini çekti, moda tasarımında okuyor, annen mi ördü dedi, evet dedim, benim modacım annem, farkında değildi ama şu benim sihirli atraksiyonlardan birini yaptım, üç dakika ruhunu çaldım, ruhunu tanıyorum, her şeyimi anlattığım birisiydi zaten, eskiden sosyal fobiktim, kadınlar konusunda yani, birine aşık oldum mu, ayva durumlarıydı benim için, yaklaşamazdım bir türlü, karşılıklı aşk yaşadığım kadınlara da seviştikten sonra aşık olmuştum, şimdi öyle değil, bir kadından ne kadar hoşlanırsam kendimi o kadar sakin ve rahat hissediyorum, artık bu kritere göre değerlendiriyorum kadınları, benim bir günün aşkı tribim var, her gün bir kadına ya da çocuğa, olmadı bir çiçeğe aşık oluyorum, günün aşkı cerendi, günün kıyağı da 3 dakikaya sığmamasıydı, gara bıraktım onu, sarıldım,,,

dönüş yolu,,,

yürüyorum, başımı kaldırdım havaya, adamıma seslendim: Tanrı,,,

akıl yürütmek istiyorum onun hakkında, bir an müslümanlara (belki ötekilere de) acıdım, bir kısmına yani, egoist bir tanrı tasvir etmişler, cibrana geçtim, ben senin dününüm, sen benim yarınımsın demiş, güzel bir adım, tanrılar okuluna geçtim, tanrı senin hizmetçin diyor, cücük kafalı yobazlar dellenir şimdi bu söze, halbuki tasvir süperegoist, beni mutlu etti bundan mutlu oldu, kesmiyor beni bu tasvir, hiperegoist; ou ye! waz dis? ruhundan üfledi, bana mı (zavallı ben, acınası egoist, sana da, ama mevzu bu değil) her şeye; ou ye!

flashback! ongün öncesi, canımı yakan bir sevişme var, bu yüzey, tanrının ruhunu içimde hissediyorum, daha derine inebilirim onunla, et, n kadar amino asit n-1 kadar su verip proteine dönüşüyor, içinden yine proteinden oluşan sinir lifleri geçiyor, elektrik akımı üretiyorlar, haz bu, bendeki acı da bu, salla dedi tanrı bunları, gel daha dipte daha güzel bir şey göstereceğim sana, spesifik olsun, organik madddenin temel yapıtaşı olsun; Karbon; ffuuufff, ffuuufff, ffuuufff, ffuuufff ,ffuuufff , ffuuufff, flash! not back!, o altı elektron oldum, orgazm anı, bu kusursuz,,,

tanrı tebessüm etti, biliyor musunuz gülünce gözleri benim gibi bir çizgiye dönüyor, ama bu benim tanrım; olacak o kadar,,,

Read Full Post »

“Sözcük, çıldırtıcı özün duru şaşkınlığı… ”
Giuseppe Ungaretti

(şeytan havvanın kulağına , havvanın ademin kulağına fısıldadığını fısıldamıştı: elma! Bütün hikaye böyle başlar,,,

Read Full Post »

“Benimsemek, kendi içine kapatmak ve ötekine karşı kapanmak demek değildir. ‘Ötekini benimsemek’, toplumsal sınırların herkese -hatta ve özellikle de, birbirine yabancı olan ve birbirine karşı yabancı kalmak isteyenlere- açık olması demektir.”

Read Full Post »

aklınla kibirlenme, şu rüzgar bile nereye eseceğini senden daha iyi bilir,,,
aklınla kibirlen, aydan çiçek topladı,,,

çiçeklere bak dedim, nereye uzanacaklarını iyi biliyorlar: güneşe,,,

bir tanrın olsun ve bir tanrın olmasın,,,

siyahın siyah olması, beyazın beyaz olması bir tesadüf mü,,,

babalar bıdı bıdı eden toplumdur,,,

sevgilinin kucağındaki felsefeyi seviyorum, aklım duruyor, aklım her şeyi biliyor,,,

history: what was this god?

Aşk nedir? Aşk bir dindir aq, eskiler de bunu bilirlerdi, ya derviş olurlardı ya keşiş,,,

Read Full Post »

Waking life…

“Yaratılış kusurdan kaynağını alıyormuş gibi görünüyor. Çaba ve hayal kırıklığından kaynaklanıyor sanki. Ve bence dil de buradan doğdu. Yani yalıtılmışlığımızı aşma arzusundan ve bir başkasıyla bir çeşit bağlantı kurma durumundan. Sadece bir hayatta kalma sorunu olsaydı kolaydı. Yani işte “su” dediğimizde bir ses çıkarırız. Ama galiba gerçekten de ilginç olan şu: yaşadığımız tüm soyut ve kavranamaz şeylerde iletişim kurmak için aynı simgeleri kullanıyoruz. Ne demek “hayal kırıklığı”, “öfke” ya da “aşk”? Aşk dediğimde ses ağzımdan çıkar ve diğer kişinin kulağına çarpıp beyninin kıvrımlı kanallarında yolculuğunu yapar, yani sevginin bulunduğu ya da bulunmadığı anılardan geçerek dediğimi kaydederler, sonra “evet” derler, anlamışlardır. Peki, anladıklarını nasıl bilebilirim? Çünkü sözcükler uyuşuktur, ölüdür. Ve deneyimlerimiz o kadar kavranılmaz ki! Algıladığımız pek çok şey anlatılamaz. Dile getirilemez. Dahası bir başkasıyla iletişim kurduğumuzda ve biz bir şekilde bağlantı kurduğumuzu hissettiğimizde, anlaşıldığımızı düşündüğümüzde zannedersem manevi bir birlik hissetmiş oluruz. Bu duygu geçici de olabilir ama galiba bunun için yaşıyoruz.”




Waking Life

Read Full Post »

Can’a Kafka’nın defter’inden derlediğim seçkiyi attım, okuduktan sonra bana tek bir cümleyle döndü, ne garip! (ne garibi, beklediğim şey gerçekleşti)  ona sadece o cümleyi atacaktım:

İki olanak: Kendini sonsuz küçültmek ya da sonsuz küçük olmak. Birincisi mükemmellik, yani eylemsizliktir; ikincisi başlangıç, yani eylemdir.

Bir kişiden fazla olan ancak bir kişiye hapsedilen bir ruhun ızdırabı, esaret kabul edilmedi, buna Tanrısal bir yanıt verildi,,,

———————————————————————————————–

Gücün Ululanması
31 Mart 2010

Av ve zafer için tutkuyla donanan görkemli yırtıcı hayvan, sarışın canavar görmezlikten gelinemez. Bu gizli temel, zaman zaman patlar, hayvan tekrar vahşete döner. Romalı, Arap, Alman, Japon soyluluğu, Homeros’un kahramanları, İskandinav Vikingleri… Tümü de bu gereksinimi paylaşıyorlardı. Nereye gitseler arkalarında “barbar” kavramını bırakan bu soylu ırklar, en yüksek kültürlerinde bile, bunun bilinçliliğini gösteriyor, gururunu taşıyorlardı. —Nietzsche

Kimin ya da kimlerin değerleriyle kötülük ya da iyilik yapılır hiç düşündünüz mü? Bu soru tüm değerler evreninin yeniden sorgulanmasını ve yaratılmasını öngören tek sorudur. Bu soru tanrının, ahlakın yeniden düşünülmesini öngören tek sorudur. “Kimin” ve “Neyin” soru kelimeleri sanırım hiç bu kadar önemli görünmemiştir gözünüze. Bu soru kelimelerinin en ölümcül halini bu yazıda bulabilirsiniz çünkü bu yazı beklide unutulan ve yadsınan tüm değerlere atfedilmiştir. Bu yazı, özüne dönen, silkinen insan türünün manifestosu olarak bir direnişi ve uyanışı amaçlamaktadır.

Bu yazının kökü, uydurulmuş gerçeklerden değil; yaşananların yarattığı acıdan ve travmadan beslenir. Bu yazı ne eksik doğanlara ne de sihirli zannedilen dünyaya teslim olanlara ait; bu yazı sadece hayatı düşleriyle değil dişleriyle koparmaya ve becermeye çalışan insana seslenir.

“Ahlak, bireyin içindeki sürü içgüdüsüdür.”
Nietzsche

Anahtar Sorular
1-Yaşanılan -ya da öyle sanılan- dünyayı hangi –baskın- değerler yönetir,
2-Bunu yapan ya da yaptıran bunu hangi rütbeyle ve hangi maksatla yapmıştır,
3-Bu değerlere göre yaşamak istemeyenlerin cezasını hangi ahlak yasaları vermektedir,
4-Kötülük ya da kötü vicdan probleminin ana kaynağı ne ya da kimdir,
5-Vicdan hangi kriterlere göre oluşturuldu, mevcut düzenin bununla ilintisi nedir?

Anahtar Cevaplar
1-Yaşanılan dünyayı ve hayatı yöneten baskın değerler şunlardır; yozlaşmış olan ve insanı güçten düşüren Hıristiyan öğretisinin ta kendisidir. Türevleri ise güçsüz bir insan türü hemen akabinde kendine yabancılaşan içgüdüler totali ve buna göre dizayn dilen ahlaki sistemdir.(günahlar, yasaklar, haramlar vs…) Yaşanılan dünya, bunlara göre hareket etmeyi mubah sayar ve bunun dışındaki yaşamı reddeder. Tek cümleyle dünyayı yöneten “ Hırıstiyanvari” ahlaki değerlerdir diyebiliriz.

2-Bu sorunun cevabı şurada gizlidir; Acaba bir insan mı? Bir tanrı mı? Bir ruh mu? Bir hayal mi tüm bu değerleri dayatmaya yetkili kılınmıştır? Rütbesi olabilecek sıfatlarsa şöyle sayılabilir; akıl hastası, filozof… Bu şeyin maksadını bu sıfatlar çok iyi anlatmaktadır aslında. Sadece öyle istemiş ya da dünyayı değiştirme gayretinden de kaynaklanmış olabilir. Sonuç olarak bu sorunun cevabına belirsizlik ve agnostik varsayımlar hâkim diyebiliriz.

3-İnsan neye göre suçludur sorusu epeyce karmaşıktır. Ama verilebilecek en iyi tatmin edici cevaplardan biri tek cümleyle şudur: insan kendi yarattığı değerlere göre bir köledir ve kesinlikle aynı değerlere göre de cezasını çekmektedir. Sonuç ise kendi vücuduna ve ruhuna aykırı hareket eden zincirlenmiş bir hayvan görüntüsünde insandır. Bol çelişkili, özgür olamayan ve kendini yeterince tanıyamayan zayıf bir insan nevi…

4-Bu sorunun cevabı töz olarak tanrıdır fakat yaşanılan zamanda tanrıya pek ihtiyaç duyulmamaktadır çünkü onun yerini İsa ve onun yarattığı illüzyonist bir hayat almıştır. Ama asıl kaynak tanrıdır, kötü vicdanın değerini saptayan, iyiliği kendi çerçevesinde belirleyen tanrı kavramıdır. İsa ya da retoriği tanrı kavramının uzantıları olan kuyruk kavramlardır.

5-Toplam iyilik ve vicdan bu sayılan yanılsamalara ve yadsımalar eşliğinde kendiliğinden oluştu. İnsan kendinden uzaklaşarak kendisine düşman edildi. Uhrevi birtakım çıkarımlarla kandırıldı, uyuşturuldu. Eski insan fosilleştirildi ve yeni insan da eski bir fosile göre yeniden yaratıldı. İşte bu hayatın ve insanın en ölümcül ironisidir, aklını ve ruhunu zehre teslim eden bir sapkınlıktır.

“Arzularımız o kadar şiddetlidir ki bazen birbirimizi parçalamak isteriz. Ama topluluk duygusu bizi durdurur. Lütfen not edin: işte bu, neredeyse ahlakın tanımıdır.”
—Nietzsche

Bu hale gelen ve hala hayatı yaşadıklarından ibaret sayan bir insan türü nasıl oldu da bu yalanı ve rüyayı fark edemedi? Hala nefes almayı kar sayan bir sezgiyle doğuyor, yaşlanıyor ve ölüyor. Günümüz insanı hala adı sanı belli olmayan şeylere karşı büyük bir hassasiyet ve kutsallık geliştirip ona tapınıyor ve hayatını buna göre idame ettiriyor. İşte yazının amacına ulaştığı tek yer belki de burasıdır, şu cümledir:

İnsanın aczi ve zayıflığı, yoz sistemin devamı için gereklidir. Düzen zayıfların elindedir ve güçlü ruhlar hayatın– hiyerarşinin- dışına itilmiştir. İnsana verilen tek şey nimet varsayımı ve onun getirdiği acizlikle örtünmüş bir hayat mefhumudur. Güçlülerin cezası ise, hayatın tüm köhnemişliğini görüp bir ölü gibi etrafta dolaşmaktır. Ve şu düsturu her yere kazımaktır: Tanrının hükümdarlığı denilen şey aslında zayıfların -eksik doğanların- hükümdarlığıdır.

Bu yazı farkına varmanın ve güçlülerin bu dünyaya olan düşmanlığının ağıtıdır. Kral doğanların tahta olan hakkının ve özleminin adıdır.

Can Murat DEMİR

Read Full Post »

Older Posts »