Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Atam’ Category

Atam…

ahhh atatürk!!! sen benim geçmişime dair yaşadığım nadir pişmanlıklardan da birisin,,,

bir arkadaşım çok hoşlandığım bir hatunu da olaya dahil ederek beni bir eve götürdü,  gözlerimiz birbirini almış satmış, evde bir kuytuya çekilicez, iş buna kalmış, evine gittiğimiz herif çatlağın teki, çıtak derlerdi, entel görünümlü dantellerden, lemanda hicvedilirdi, at kuyruklu koflar, (ben de at kuyruğu dolaştım, ama ben atları seviyorum lan) yanında bir arkadaşı var, politiğim tabi o zaman, radikalim de, herif tuttu kemalizme bir güzelleme çekti, sol jargonda ise kemalizm, karma-yapısı yüzünden yeterince sol bulunmaz, tepeden inme modernliğiyle birlikte eleştirilirdi, halbuki şöyle biraz ortadan baksan herifçi baba gibi modernist bir devrimciydi,,,

ahh! atatürk! ben sevdiceği sana laf sokuşturucam diye sattım, sevdicek de güzel bir yanıt verdi, nişanda verdiği hediyeleri geri aldı,,, ben kaçtımmm dedi, çıktı gitti, ondan daha güzel gözlü bir kız görmedim,,, şimdi amerikada ve çok tatlı bir çocukla beraber, yakışmış bee,,,

eve bir tane poster geldi atatürklü, artık ne nedir uyanmış bir tip olarak anneme, herifçi kıyak herifti dedim, özgürlük nedir yaşadım,

kuzenlerin arasında da, arkadaşların arasında da en özgür sendin, hala da sensin dedi annem,,,

ohh beee!!!

benden hiç bir beklentisi olmayan bir insanın, yansız ve yönsüz gözlemi, kişisel hikayemi genelde kıskanırlar (ahlak ve düzen dışıdır), ama roma imparatorluğu tacımı annem taktı kafama işte;

özgürüm, valla bak! keyfim de yerinde, ama bozmaya çalışıyolar, mesela babam şimdi geldi, arkadaşların emekli olacak dedi, küfürü bastı, emekli mi, kıyak emeklilik geçmişte kaldı baba, bense gelecekteyim; en kıyak emeklilik, hehehe,,,

bir sonraki aşkımda paranın da mına koyucam, anlatıyorum, anlamıyor, dünyayı dolaşmak istiyorum, ben bir şey istediğim zaman, o şeyin en iyisini istiyorum, daha fazlasını değil,,,

ebesinin amı kadar zıklandığıma göre (hey dostum bak fareye yanaş, bu sanal alemin neresine dokunsan tık sesi gelir, ama burada, (yanaş fareye korkma) duydun mu, bunu duyamıyosan buradan uza, ciddi söylüyorum, burası vasat bir ruhu zehirler)

hah, beni merak eden bi ton insan olmalı, bunu şuradan biliyorum, bir gün koluma girdim, gel lan sana bi şey göstericem dedim, bu blogu gösterdim, kim hazırlamış lan bunu dedi ben, ben bile merak ettim,,,

çocukken büyüyünce ne olacaksın sorusuna, peygamber olucam demiştim, zavallı çağımız, herkes köpek gibi buna muhtaç, ve bekledikleri ise bir kurtarıcı, canım benim, vision up, ben sana neo-mesihi söyleyeyim, sana bir kurtarıcı gerekmiyor, sana bir aracı gerekiyor, yapman gereken de çok basit, kulağını kalbine dayıyorsun ve evet diyorsun: HAYATIN KALBİ ATIYOR!!!

ergenlik (ne yazık ki, pek çok insanın ergenken ruhu katlediliyor, yüzyıllardır övülen şey, ergenin damarlarında hissettiği hayatla boyveren asiliğinin bastırılması, ne acınası bir durum, ne kadar cesetsen, o kadar makbulsun)

onbeş yaşımda walkmenle ve led zeppelinle tanıştım, lise 1deydim, kolejdeydim, hemen sahte rapor işine girdim, limit 20’dir, raporla yetmiş, nisanda yetmişe vurmuş olurdum, nisanla mayısı okulda geçirdiğim için de kahır bela okurdum, notlarda hiç bir zaman problem olmadı, lise 2de ilk dönem dokuz tane kırık geldi, bi gece evde konken partisi vardı, büyük bi enişte var, fil kafalı bi herif, eski kaymakam,  eşşek zeki, gece boyunca benle dalga geçti, yıl sonunda bi tane bile gelmicek dedim, onaltı yaşındaydım ve parasına oynanan konken daha zevkliydi, tabiki yıl sonunda bi tane bile gelmedi,,,

ben serseriliği seviyorum, serserilikle özgürlük arasında bir bağ kurmuşum kafamda, her türlü ücretli işi bu özgürlüğe saldırı olarak algılıyorum, serserilik derken, bende de fil kadar bir kafa var, sokaklar kesmedi beni, entellektüel serseriliğe sardırdım, marxistleri, ahlaki adalet ilkelerini falan seviyordum, ama pek çoğu şunu algılamaktan çok uzaktı, marx marxist değildi,,,

az okurum, seçerim, 2001 yılında elime aldığım kitabı unutamıyorum, postyapısalcı anarşizmin siyaset felsefesi, güzel, kesinlikle harbiden güzel bir kitap, ama o gün şu da dank etti bana, artık entellektüellerle avamlar; olması gerektiği gibi, lordlar kamarası ve avamlar kamarası olarak ayrılmıştı,  ben bir entellektüel olarak aya çıkar ve oradan dünyayı tanımlayabilirim, durumu nasıl anlatsam, bir dedem var, gazete okur, eğitimlidir vs. vs. bir gün ona bahsedeyim dedim, ne anlayacak bakalım, dede artık söylem analizi yapıyorlar, hayır dede ben uzaylı değilim, hiçbir seçimde oy vermedim, hiçbir seçimde de vermeyeceğim,,,

hımmmm…

bi şartla, oyum bir milyon oy sayılırsa veririm,,,

not: yeni gençliğin apolitik salaklığından umutluyum,,, politik olarak sığ bir milliyetçiliğin ötesine geçilemiyordu seksen darbesinden beri,,, solsa kendini yıkmayı beceremediği için kendini yeniden inşa edemedi,,, DANCE!!!!

not2: ismimden mütevellit, kök olaylarına girdim, şemslere, mevlanalara, kastım lan resmen, yaradandan ötürü yaradılanı sevmek, bu kesinlikle bir sanrı ve hayat-dışı bir patoloji, bir keresinde televizyonda bir kadın görmüştüm, çocuğu öldürülmüştü ve katillere merhamet akıtan bir sevgi sergiliyordu, anladınız mı patolojiyi,,,

piç niçe, herifi kıskanıyorum, sevdiğim, sıkı yazan bir çocuk bir yazımı kıskandı, kıskançlık bir motordur, niçe ve wagnerin (iki kankanın) birbirlerinden acı çektiklerini biliyor musunuz, ama bunu hasetle karıştırmayın, haset o değerli şeyi elde edemeyeceğini bilen kişinin o değerli şeyi yoketme çabasıdır, kıskançlık ise o değerli şeye kavuşma arzusunu körükler, siz hiç batmayan bir zoka gördünüz mü, eğer bir oyuncu değilsen, bir seyirciysen, oyuna bulaşma, sadece takdir et, eğer bir oyuncuysan gel beraber oynayalım,,,

götlek niçe (hiç merak etmeyin, kemikleri dansediyo, bu hakaretlerle), dün yine avcumun içine pimini çekip bıraktı el bombasını, ecco homoyu ancak beş-altı sayfa okuyabiliyorum, biraz daha okursam kitap beni yutacak dikkatim dağılacak, avcumu gevşeteceğim, ve sonrası, bum!

kendinde iyi diyor, nedir lan kendinde iyi,,, ou ye!!!

martavalları parçalamış, ilginçtir, kendinde kötüden bahsedilmez, flashback, saplantılı aşkım, iyiymiş derdi, beş yıl dilime pelesenk oldu, bir iyilik hülyasıyla kendimi avutmaya çalışıp durdum, gerçekten de iyi biriydi ama gerçek şuydu, beni sikmişti, kendinde iyi değildi, hahaha!

yine aşk üzerine düşünceler, zehirler, zemberekler, sevgilide kendin olmak, kemale ermiş bir sevgi diyorlar üstelik buna, kendini başka bir şeyin içinde yoketmek,,, vaaaavvvv, artistik,

patolojik aşkı biliyorum, niçe de, mevlana da, mecnun da biliyordu,,,

bu yokoluşun faili vuslat arzusudur, niçe bunun “arzu” olmasıyla yüzleşmiş biridir, mevlana vuslatını ölüme yüklemiştir, bir ton afyonla beraber, mecnun “arzu”sunun yıkımı karşısında kritik noktayı geçmiş, leylayla bile düzelemeyecek bir kroniktir,

bin yıl önce yaşasaydım, mevlana gibi afyonu çeker başımı eğerdim, yüz yıl önce yaşasaydım, niçe gibi törelliği alaşağı ederdim (not: zerdüşt, o persli, büyük düelloda doğru aktörleri karşı karşıya getirmişti, iyi ve kötü, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmış ve bir doğulu tavrıyla, iyiyi ve kötüyü tanrısal yasa olarak sunmuştu, niçenin zerdüştü de, iyi ve kötüyle ilgilenir, ancak gözü açılmıştır artık, tanrının da törelliğin de, hayatın anadamarını, dynsos ateşini söndürdüğünü ilan etmiş ve özelde hristiyan ahlakı, genelde ise zayıfların ahlakı, yeryüzünü kaplamış bu iyilik kisvesinin, en büyük kötülük olduğu insanın yüzüne bir tokat gibi vurulmuştur), mecnunluk ise akla zarar, hadi insan iki kadeh alır, bi şişe devirir, hadi iki büyük devirdi diyelim, bir damacana içilir mi, diyorum ya beş yıl aşk, altıyıl nefret hissettim,,,

neyse, o sevgilide yokeden hastalıktan kurtuldum, bu zaten olmalıydı, o iyiymiş derdi, benim sözcüğüm ise: güzel!!!

hangisi daha üstün sizce, onda mı kalmalıydım, yoksa kendim mi olmalıydım,,,

siz tanrıları tanımazsınız, gerçek bir tanrı iyi değil, haindir,,,

bu arada bir dostumun kızıyla (dört yaşında) yarım saat aşk yaşadık, babası kıskançlıktan kudurdu, şöyle yarım ağız evlilik olayını gözlemlemeye çalışıyorum, herifçi f. olmasa evlenmezdim diyor, bi başka kankam tarrağı tutmuş durumda, hatun pis mülkiyet yapmış, bebe de var, sorunu saptadım sanırım, evliliğin özel hayatı gasbetmesi, kardeş kıvamında olanın avukat bir eşi var, yedi yıl önce olsa kesinlikle onun gibi bir hatunla evlenirdim, hatun da feminizm üzerine bir kütüphane var, üç yıl anlatsa anca biter, o zamanlar feministtim de, hani kıytırık şeyler düşünmüyordum, hele eşitliği hiç düşünmüyordum, altlık-üstlük ilişkisi değil tabiki, ama elmayla armut, kadınların yeteneksiz olduğunu ya da ev işine hapsedilmesi gerektiğini tabi ki düşünmüyorum, ama gelinen noktada kadına dayatılan erkekleşmek, tüm modern ve postmodern külliyata rağmen, klasik takıldığım bir nokta var, kesinlikle istisna barındırmakla beraber, kadınlığın kritik noktası anneliktir, niçe doğru saptamış, erkek kadın için çocuk sahibi olması için bir aracıdır, eski aşk, rüyasında ikizlerimiz olduğunu görmüştü, bir kaç kişiden daha duydum böyle rüya, olay net yani, ilk gençliklerinde çizik olan pek çok kadın da annelikle sağaldılar, bir kaç tanesini, uzun zaman üzerine görmüştüm, şaşırmıştım,,,

işte atam, senin istikbalinin bir evladı dile geldi, hadi yiğidi öldürelim, hakkını yemeyelim, tutkulu adamdın vesselam,,,

tutkuyu iki kere test ettim, müthiş bir şey, bilgisayarın kasasını bile taşıyamayacak bir durumdan, iki saat kesintisiz zıplamaya zıplattı beni, ilgimi çeken bir şey daha vardı, tanrılar okulunda, fazla yemek yediğimizden bahsedilir, tutku içindeyken, kesinlikle çok az yiyordum ve enerjim normalin üç katıydı, bilmem, fotosentez yapıyor heralde bünye, o kadar felsefe, edebiyat, politika, zart zurt okudum, dallar ve budaklar eyvallah, ama benim hayatımda en üst yere yerleştirdiğim şey tutku, yemin ederim sihirli bir şey, osho tutkuyu küçümser, bence yanlış yaklaşıyor, her duygunun bir zirvesi bir de yoz hali vardır, tutku duyguların güneşi, yoz hali ise ihtiras,,,

hımmm,,,

bakın şöyle bitireyim, bir psikiyatriste gidersiniz, yanınızda bir yakınınız bulunur, psikiyatrist önce sizi sizden dinler, sonra da yakınınıza sorar, insanın iç-temsiliyle, dış temsili farklıdır, neyse, travmatik mevzular, iç-temsili çarpıtırlar, böyle zamanlar için yedeklediğim bir dış temsil var, tanıdığım pek çok insandan duydum, sen tutkulu bir insansın, çok acı da çekmiş bir insanım ve bana bu acıyı çektiren şey zirve, son günlerde kendimi o kadar iyi hissediyorum ki, o zirve yaklaşıyor, seziyorum,,,

beni kimler okuyor bilmiyorum, kendimden de doğrudan bahsetmeyi pek sevmem, playliste eklediğim fatboy slimler çalarken bunlar aktı, beynimde birikmiş, ya birine söz edecektim, ya buraya saz edecektim,,,

hamiş: adamın birine; kim olduğunla, ne olduğunla, konfüçyusla ilgilenmiyorum, sana özel bir şekilde dokundum, bu alınabilecek en zirvedeki şeydir, kendini çukurlara, girdaplara atma, yani salaksın biliyorum : ) , bari o kadar salak olma, dersini almışsındır,

I am a dangerous person too (bunu çevirtirsin birine))

geçen iletini gördüm, üzüldüm biraz, o kadar bile üzme beni, sanala bulaşmıyorum şu ara, sevgime (en nadide bencilliğime) karşı bencillik yapılmasından nefret ediyorum, ama seni affettim, bak tanıdığım en ahlaksız (!) kadın yaptığına ahlaksızlık değil başka bir şey dedi, bu blogda ahlaksızlık üzerine kurulmuş bir yer, ahlak üzerine değil, gerçek üzerine, neyse acın inatçı olursa beni ara!!!, elimden bir şey gelirse yapmaya çalışırım,,,

Reklamlar

Read Full Post »