Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Otorite – Richard Sennett’ Category

Kitap dört denemeden oluşmaktadır. Birinci deneme otorite, ikincisi yalnızlık, üçüncüsü kardeşlik, dördüncüsü ritüel konusunu ele alır. Otorite bağı, güçlülük ve zayıflık imgelerinden oluşur; iktidarın duygusal ifadesidir. Hiçbir çocuk anne ve babasının otoritesine inançtan kaynaklanan güven ve bakım duygusu olmaksızın büyüyemez, buna karşılık yetişkinlerin dünyasında bunun insanı köleye çevirmesinden korkulur.

Duygu kavramının latincedeki kök anlamı istikrarsızlığı ifade eder. Aristoteles’e göre duygularımız değişiklik gösterir; çünkü kıskançlık, kızgınlık ve sevgi duyumlar üzerinde düşünüp taşınmanın bir sonucudur. Duygudan yoksun olsaydık, çevremizdeki olayların tam anlamıyla farkında olamazdık. Sağduyulu görülen bu kavrayış, psikoloji tarihinde egemen olmamıştır. Son kuşakla birlikte Aristoteles’in bu görüşü çeşitli yollardan yeniden öne çıktı. Kıta Avrupa’sı psikolojisinde bu görüş Jean Piaget’nin Anglosakson dünyasındaysa, Jenome Bruner’in eserlerinde kendisini gösterir.

Bu görüşün toplumsal bir yanı da vardır. Duygular aracılığıyla insanlar birbirlerinin farkına vardıklarını ifade ederler. Bununla birlikte bilişsel psikoloji ve psikanalizin daha toplumsal olduğu yerde bu kabul edilmemektedir.

19.yy’a kadar ne akademilerde ne de toplumda düşünce biçimi olarak “toplumsal psikoloji” diye birşey yoktur. Bunun nedeni toplumsal koşulların insanın tabiatını temelde değiştirmediğinin düşünülmesidir. Tek bir insan kızgınlık duyar, millet de kızardı; iki durumda da kızgınlık aynıydı.

18.yy’da Vico ile başlayan ve Darwin ile Marx’ın eserleriyle 19.yy’da tam güç kazanan tarihsel devrim bu görüşü köklü biçimde değiştirdi. Yeni görüşe göre, insanın doğasını, biyolojik, iktisadi ve kültürel koşullar biçimlendiriyor ve bu koşullar birbirlerine eklenerek birikiyor, böylece hiç kimse ve hiçbir çağ daha öncekilerin basit bir yenilemesi olmuyordu. Evrensel olan yegane ilkeler değişim ilkeleridir.

19.yy’ın sonlarına kadar, bu toplumsal duygu analizinin adı konmamıştı. 1895’te Gustave Le Bon’un “Yığınların Psikolojisi” adlı eseriyle buna “toplumsal psikoloji” denildi. Le Bon’a göre yığınlar bireyden farklı davranırlar. Bu kalabalığın kollektif zihniyet kazandırmasındandır. Bir kalabalığı oluşturan topluluk tıpkı kimyada olduğu gibi -asit ile bazın tuz oluşturması- farklı özellikleri olan yeni bir bütün oluştururlar. 1920’lerde bu düşünce tarzı egemen olmuş ve birçok kitapta işlenmiştir. 1920’lerin sonlarında toplumsal psikoloji disiplini bölünmeye başlamıştır. Bu kitapta ele alınan bizzat duygunun toplumsal yapısını sorgulamak ve modern toplumda farklı türde duyguların nasıl farklı biçimde oluştuğunu incelemektir.

Otorite, kardeşlik, yalnızlık ve ritüel, dört farklı toplumsal duygudur. Bunlardan üçü diğer insanlarla bağlar kurmaya dayanır. Diğer insanlara karşı neler hissettiğimizi bilmek tarihsel bir inceleme gerektiririr. Kitap modern toplumda bu dört duygu sorununu ve bunların nasıl ortaya çıktığını, nasıl alt edilebileceğinin görülmesini inceler.

Yalnızlık, yokluk duygusudur; otorite, eşit olmayan insanlar arasında bir bağdır; kardeşlik, benzer insanlar arasında bir bağdır; ritüel, eşit olsun olmasın, birleşmiş insanlar arasında bir bağdır.

Hegel’in Yolculuğu

Hegel 1807’de ilk eserini yayımlar. Kitabının Efendilik ve Kölelik bölümünde, bir insanın “yalnızca tanınmak suretiyle” gerçekten var olduğunu yazar. Tanıma düşüncesi insana sıradanmış gibi gelebilir, otoritenin psikolojisinde trajik bir anlamı vardır. Otorite güç farklılıklarını tanımlama ve yorumlama sorunudur. Otorite duygusu, farklılıkların var olduğunu tanımaktan ibarettir. O aynı zamanda güçlülerin olduğu kadar zayıfların da ihtiyaç ve isteklerinin hesaba katılması demektir.

Ortaçağa ait inanç ve görüşler Hegel’in tanıma ve farklılık ilişkisinin tümüyle psikolojik bir fenmoen olduğu düşüncesine yol açıyordu. Hegel, bu öğelerin yer değiştirip durduğu, otoriteyi amaçlayan bir yolculuk yapar, yolculuğun sonunda, otoritenin gücünü hissettiği aynı zamanda özgür olduğu gergin ve bölünmüş bir bilinç bulur.

Hegel sosyal hayatta olduğu gibi, insanın içinde iki kişilik bulunduğundan bahseder. Bunlardan biri efendi diğeri köledir. Özgürlüğün doğuşunu tanımlar, kölenin geçtiği özgürlük aşamalarını anlatır. Bu aşamalar stoacılık, şüphecilik, mutsuz bilinç ve rasyonel bilinçtir. Bu yolculukta uğranılan istasyonların belirgin özelliği otorite bunalımlarıdır. Her bunalım kişinin daha önce inandığı şeye inanmamasıyla başlar. Bunlar inanmama değil yeni inanç kalıplarına geçiş araçlarıdır.

Read Full Post »