Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘En Büyük Tüketici Güç: Üretici Güçler Teorisi – Gün Zileli’ Category

En Büyük Tüketici Güç:

Üretici Güçler Teorisi!

 

 

 

Devrimi bırakan, üretici güçler teorisine sarılır. Bazıları ise, devrim diye başından beri bu teoriye sarılmıştır.

 

Üretici güçler teorisini başımıza bela eden Marx ve Engels’tir. Marx ve Engels’in teorisinde toplumsal gelişmeyle devrim tam birbirinin üzerine oturmaz, biraz ayrı ayrı yerlerde durur. Kapitalist ekonominin tahliline gömülen Marx ve toplumların gelişme trendlerine yoğunlaşan Engels, elbetteki birbirlerine danışarak ve fikir alışverişinde bulunarak, toplumların gelişmesindeki en önemli faktörün üretici güçler olduğu sonucuna varmışlardır. Onların alanı buydu. Çağları da zaten gelişmeci ve ilerlemeci, bilimi kutsayan bir çağdı. Düşünce ufukları birçok bakımdan çağlarını aşsa da, bu temel noktada çağın damgasını taşıyordu. Marx ve Engels, daha çok bilim insanı olma özellikleriyle üretici güçlerin ilerlemesini kutsama hatasından kurtulamadılar. Demin, devrim teorilerinin, toplumsal gelişme teorileriyle tam üst üste oturmadığını söylemiştim. Bu, devrim teorilerinin, pratik yoksunluğu nedeniyle gelişmemişliğinin işaretidir aynı zamanda ama yine de devrime ilişkin görüşlerinin, üretici güçleri geliştirme mantığına tam olarak oturmaması nedeniyle, devrimci kalmasını sağlamıştı.

 

Bu ikisini tam olarak üst üstü oturtan, II. Enternasyonal’de, Engels’in öğrencisi Bernstein oldu. Bernstein, kendine yakıştırıldığı gibi, teoriyi “revizyondan” geçiren bir “revizyonist” miydi, yoksa Marx ve Engels’in üretici güçler teorisinin varması gereken doğal sonucu vazeden bir tilmiz mi? Bence ikincisi. Esas “revizyonist” olan, Lenin ve Troçki idi. Çünkü onlar, üretici güçler temel teorisini değiştirmemişlerdi ama bu “nehrin” akması gereken doğal yatağı değiştirip, bunu devrim teorileri yatağına eklemlemeye çalışmışlardı.

 

Lenin ve Troçki bunu neden yapmıştı? Çünkü, teoriyi, Marx ve Engels’in koyduğu şekliyle bırakmanın doğal sonucunun Bernstein’ın öngörüleri olduğunu görmüşlerdi ve teori böylece, dokunulmadan bırakılırsa, iktidarı sittin sene ele geçiremeyeceklerini anlamışlardı. Marx ve Engels’in üretici güçler teorisinin doğal sonucu, Menşeviklerin ve II. Enternasyonal Partilerinin çoğunun yaptığı gibi, burjuvaziyi desteklemek, üretici güçleri geliştirecek reformları desteklemek, proletaryayı ve devrimci güçleri, burjuva düzeninin yedek güçleri haline getirmekti.

 

Evet ama Lenin ve Troçki, Marx ve Engels’in üretici güçler teorisini hiçbir zaman temelden eleştirmemiş, redddetmemişlerdi. Bunu yapsalardı, Marksist olmaktan çıkarlardı. Bu teori, Marksizmin amentüsüydü. Onlar, bu teoriyi, sadece iktidarı bir an önce ele geçirmelerini sağlayacak şekilde kendi devrim teorilerinin temeli olarak kullanmış ve iktidarı ele geçirinceye kadar fazla vurgulamamaya özen göstermişlerdi. Marx ve Engels’in devrim teorilerinin zayıflığı ve temel teorilerine tam olarak oturmamış olması da yardımcı olmuştu onlara.

 

İktidarı ele geçiren Lenin ve Troçki, iktidarın mantığına uygun olarak, daha ilk günden devrimi bir yana bıraktılar. Hatta “tehlikeli” devrimci unsurları tasfiye etmekte bir an bile tereddüt etmediler. Devrimi tasfiye ederken en büyük yardımcıları, üretici güçler teorisiydi. Sosyalizm, ileri üretici güçler temelinde inşa edilebilirdi. O halde, üretici güçleri ilerleten her türlü önlem “devrim” adına kutsanmalı, bunu önleyen her şey (başta devrimin bizatihi kendisi) tasfiye edilmeliydi. Kronstadt’ın bastırılması, fabrikaların askeri kışlalar haline getirilmesi, Taylor sisteminin uygulanması vb. hep bu mantığın ürünüdür.

 

Stalin, başından beri devrimci değildi. Evet, Lenin’in takipçisiydi ama iktidarın alınması konusunda Menşeviklere çok daha yakındı. 1917 Şubat devriminden sonra, Kamenev, Zinovyev ve Bolşevik Partisi Merkez Komitesinin çoğunluğuyla birlikte, aynı Menşevikler gibi, Geçici Hükümetin desteklenmesinden yanaydı. Üretici güçlerin geliştirilmesi klasik mantığı bunu gerektiriyordu.

 

Lenin’in ölümünden sonra Kamenev ve Zinovyev’le işbirliği yaparak Parti iktidarını ele geçiren Stalin, Troçki’yi de tasfiye ederek, Lenin ve Troçki’nin başlattığı yolda dev adımlarla ilerledi. Yani, Rusya’nın üretici güçlerini geliştirme yolunda. Bunu, “tek ülkede sosyalizm” teorisiyle de besleyen Stalin, kendi döneminde yalnızca devrimi değil, Rus köylülüğünü de, ölüm, sürgün, hapis ve çalışma kamplarıyla tasfiye etti, işçileri iç pasaport nizamına bağlayarak serf-işçi konumuna getirdi. Üretici güçler teorisinin pratikteki bu en kararlı uygulayıcısı, aynı zamanda karşıdevrimin de en kararlı önderiydi.

 

Mao zedung, Çin devrimini, Stalin’e karşı direnerek gerçekleştirdi. Üretici güçler teorisinin en azılı savunucusu Stalin, başından itibaren Çan Kay Şek reaksiyonerlerinin desteklenmesinden yanaydı. 1920’lerde uygulanan bu politika, Çan Kay Şek’in on binlerce komünisti katletmesi sonucunu verdi. Canlarını kurturanlar dağlara çekildi ve Mao zedung, Yenan dağlarında yeni bir devrimci pratik başlattı. Bu pratik, Stalin’in Çan kay Şek’le ittifak önerilerini açıktan ya da üstü örtülü bir şekilde reddede reddede, komünistleri 1949’da iktidara getirdi.

 

Bundan sonra, Rus devriminin başına gelen Çin devriminin de başına geldi. İktidar partisi, en büyük hedefi olarak Çin’in üretici güçlerinin geliştirilmesini benimsedi. Bu geliştirme çabası, özellikle, 1950’lerin sonundaki “büyük ileri atılım” kampanyasının başarısızlığıyla bozguna uğrayınca, partiye karşı tabandan ayaklanmalar başladı. Mao zedung, Partinin üretici güçleri geliştirme politikasını terk ederek, devrimci bir yönelimle bu ayaklanmanın başına geçmeyi tercih etti. Ne var ki, “kültür devrimi” adı verilen bu ayaklanma dönemi de çok geçmeden yozlaştı ve kaotik bir suçlama ve ihbar dönemini açtı. İktidardan asla vaz geçmeyen Mao zedung, yeniden, Parti içindeki, Çu en lay gibi muhafazakâr unsurlarla birleşti ve devrimi tasfiye edip üretimi kamçılama döneminin başlatılmasına cevaz verdi. Çin bugün hâlâ bu yolda ilerlemektedir.

 

Sovyetler Birliği çöktükten sonra komünist partilerin çoğu sosyal demokrat partilere dönüştü. Böylece sosyal demokratlarla komünistler arasında önemli bir farklılık olmadığı ortaya çıktı. Buna liberalleri de katabiliriz. Sonuç olarak, komünistler de, sosyal demokratlar da, liberaller de ilerlemecidir. Yani hepsi birlikte, devrimin has düşmanlarıdır.

 

Çünkü devrim, teknolojinin ya da “üretici güçlerin” gelişmesinden önce, insanın, insan ilişkilerinin, üretim ilişkilerinin, kültürün değişimini, eşitliği vazeder. Bunlar ise, azami eşitsizliğe, uzmanlaşmaya, toplumun sağlam hücrelerini ve ruhunu öldürmeye dayanan insansız ilerlemeciliğin kesinlikle karşı olduğu şeylerdir. Çünkü üretici güçlerin ilerlemesi, genelde insanı ve toplumsal ilişkileri tahrip ederek gerçekleşir.

 

Seçim serbest! Devrimle insanlaşmak mı, ilerlemeyle insansızlaşmak mı?

 

 

 

Gün Zileli

13 Mart 2009

Read Full Post »