Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Budala – Dostoyevski’ Category

 O anda aklına gelen şeylerden biri de sara bunalımlarıydı. Eğer sara nöbeti uyanıkken gelmişse, nöbetin başlamasından biraz önce, içini kaplayan sıkıntının, tedirginliğin, bunaltının arasında zihni bir anlık silkinmelerle canlanır, içinde büyük bir yaşama isteği belirirdi. Bir şimşek gibi parlayıp sönen bu kısacık sürede yaşadığını hissetmesi var olduğunun bilincine ermesi on kat artardı. Bütün benliği pırıl pırıl aydınlanırken heyecanı, kuşkuları, tedirginliği yatışır; içini sevinç dolu bir huzur kaplardı. O anda umutlarla dolup taşar, içinde her şeyin en doğrusunu yapmış olmanın dinginliği yer alırdı. Fakat bu anlar, bu coşkunluk, sara nöbetinden önceki son saniyenin (hiç bir zaman bir saniyeden fazla sürmezdi), sadece bir önsezisi gibiydi. Ama dayanılmaz bir saniyeydi bu. Sonra kendine gelip de bu saniyeyi düşündüğü zaman şöyle söylerdi: ‘Çevremdekilerin ve kendimin bilincine varmadaki bu netlik, aydınlık, yani ‘başımın göklerde oluşu’ bir hastalıktan, normalin çarpıtılmasından başka bir şey olamaz. Öyleyse bu durum yaşamın doruğu değil, belki de uçurumun dibi sayılmalı.’ Böyle düşünmekle birlikte sonunda şu çelişik sonuca varırdı: ‘Kendime geldikten sonra anımsayıp gözümün önüne getirebildiğim o bunalım öncesi an madem bu kadar tatlı, hoş; madem bu an bana daha önceden tatmadığım, hatta aklıma getirmediğim doygunluk, çevreyle uyumluluk, huzur duygusu veriyor; içimi derin bir yaşama umuduyla birlikte ibadet coşkunluğuyla dolduruyor; öyleyse bunun bir hastalık, anormal bir gerginlik olmasının ne önemi var.’

 Sözle anlatmakta güçlük çektiği bu karışık düşünceler ona son derece açık görünüyordu. Duyduklarının gerçekten ‘güzellik ve ibadet coşkunluğu’, gerçekten ‘derin yaşama umudu’ olduğundan kuşkusu yoktu. İnsanın bilincini köreltip bulandıran, ruhunu aşağılaştıran esrar, afyon, alkol gibi şeylerin alınmasından sonra görülen ipesapa gelmez düşler değildi onunkisi. Hastalığın geçmesinden sonra her şeyi aklı başında bir adam gibi bir bir anımsıyordu. Bu kısacık sürede kendi varlığını anlaması, benliğini sezmesi, aynı zamanda çevresindekileri hissetmesi olağanüstü bir keskinlik kazanıyordu. O saniyede, yani sara nöbetinin gelmesinden önceki anda açıkça ve bilinçli olarak: ‘Bu an için bütün yaşamımı veririm!’ diyebildiğine göre, gerçekten o an kendiliğinden bütün yaşama değerdi.

 Bununla birlikte vardığı sonuçta bir etkileşmenin söz konusu olduğunu biliyordu. Bönleşme, ruhunun kararması, aptallaşma ‘bir anlık başı göklerde oluşun’ kendiliğinden gelen, yadsınmaz sonucuydu. Bu gerçek tartışılmaya bile değmezdi. Elde ettiği sonuçta, yani bu anın değerlendirilmesinde yanıldığı ortadaydı, ama onu şaşırtan, o anki duygularının gerçek oluşuydu. İnsan gerçeğin karşısında ne yapabilirdi? O anda duyduğu sınırsız mutluluğun bütün bir yaşama değdiğini o saniyeyi yaşarken kendisi söylememişmiydi? Moskova’daki buluşmalarından birinde Rogojin’e: ‘O anda, Kutsal Kitap’ta yazılı ‘artık zaman diye bir şey olmayacak’ sözünü çok iyi anlıyorum’ demişti. Sonra gülümseyerek, ‘Bu an Muhammed’in bir sara nöbeti sırasında devirdiği testideki suyun hepsi boşalmadan yedi kat göğü gezip gelmesinin (miraç) aynısıdır muhakkak’ diye eklemişti.

 

Budala – Dostoyevski

Reklamlar

Read Full Post »