Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Kavuk’ Category

Kavuk…

 

...

İmparatorluğun başkentinin en önemli özelliği, yaşayanlarının vergi ödemeyerek, askerlikten muaf tutulmalarıydı. Bu nedenle İstanbul aşırı bir göç alıyor, yoksul ve işsizlerin akınına uğruyordu. Bu aşırı birikme, hem şehirde güvenliğin kalmaması sonucunu doğuruyor hem de siyaseten ciddi bir tehlike yaratıyordu. Bu nedenle işsiz ve yoksullar fasılalarla toparlanarak zorla şehir dışına götürülüyordu (Akçam,1992:263). Bu çerçeve, bir kargaşa ortamı oluşturuyor, farklı dinî cemaatler ve etnik kimlikler mizaha önemli bir malzeme sağlıyordu. Bayram yerlerinde, kahvehanelerde, bozahanelerde bir eğlence biçimi olarak mukallitliğin (taklitçilik) yaygınlaşmasında bu malzemenin payı büyüktü. İstanbullular, kendilerinden farklı buldukları herkesi bir biçimde -ama mutlaka- taklit etmişlerdi (Kudret,1992:31-2): Türk (Kastamonulu), Bolulu (aşçı), Kayserili (pastırmacı), Laz (Trabzonlu, kayıkçı, gemici, ağzıkalabalık), Eğinli, Rumelili (Mestan Ağa, Hüsmen Ağa..) Kürt (Harputlu, Haso), Arnavut (bahçıvan, bozacı), Acem (zengin tüccar), Arap, Yahudi (bezirgan, sarraf, tefeci), Acem (zengin tüccar), Ermeni (kuyumcu, külhan),Rum (doktor, terzi, meyhaneci), Frenk (tatlısu frengi). Bu malzeme bolluğunda, iki eksen kişilik Hoca'nın Kavuk ve Eşeğini temsil etmeye devam ediyordu: Bir tarafta, sokağın basit ve cahil adamını yakalar yakalamaz bir yığın ağdalı ve perdahlı sözle tarumar eden ukalâ ve bilgiç aydın: Hacivad! Öbür tarafta, berikinin ve tahsilli kişilerin (Çelebi, Tiryaki vd.) ağdalı sözleriyle ambale olan, anladığını da anlıyamadığını da bildiği sözcüklere tercüme eden patavatsız, saf, cahil, neşeli, kavgacı "evamî" Karagöz. Bir başka ifadeyle, halka edep ve ibret dersi verme alışkanlığına sahip Osmanlı aydını ile, bu edep ve ibret dersiyle alay etme alışkanlığına sahip halkın hesaplaşmasıydı (Kocabaşoğlu, 1987:34). Oyun, bermutad, halk adamının herşeye rağmen, en azından hayal perdesinde bilgiç ve ukala olana baskın çıkarmanın ferahlığı ve öcünü almanın keyfi içinde (Ülgener, 1983:69) sonuçlanıyordu. Gölge oyununun mantığını izleyen bir başka seyirlik oyun, Kavuklu ve Pişekar'ın Ortaoyunuydu. Perde arkasında deriden görüntülerle oynanan Karagöz'ün aksine Ortaoyunu, canlı oyuncularla (And, 1969:172) açık havada, kalabalıklar önünde ve hatta seyircilere de bulaşarak, onlarla laf atışmasına girerek, belli bir metne bağlı olmadan doğaçlama (irticalî, tuluatlı) oynanan bir oyundu. Gölge oyununun kahramanı Karagöz'ün başındaki ışgırlak ortaoyunundaki nekrenin (komiğin) başında kavuk olmuştu (Aktaş,1946:3). Ortaoyununun başoyuncuları olan Kavuklu, Karagöz'ün, Pişekar Hacıvat'ın oyundaki karşılığıydı. Nasreddin Hoca'nın kavuğu, şehirde geçirdiği evrimle, artık tahsilli olmanın bir göstergesi olmaktan çıkarak, eşekte olduğu gibi, köylülüğün simgesi, tahsilliliğin ve dolayısıyla ukalalılığın karşıtlığı olmuştu. Nedeni de gayet basitti; kavuk, öncelikle, ayrıcalıklı olma özlemi içindeki çoğunluğun kullandığı bir başlık haline gelmişti. Herkesin başında görebilmek mümkündü. Öte yandan, taklidi yapılan, gülmece vesilesi olan taşralı tiplemelerin bir aksesuarı olduğu için komikti de. Daha sonra Kavuk, hiç beklemediği yeni anlamlar da kazandı. Batılılaşma sürecinde, II.Mahmud döneminde getirilen "fes" kullanımı şartıyla, gündelik hayatta "kavuk" kullanımı yasaklanmış, böylece kavuk, aydınlar nezdinde kaba-sabalığın, cehaletin, gericiliğin simgesi olurken, halk içinde tüm ihtişamıyla "Osmanlı"yı, "gavur padişah" ve frenk antipatisini vurgular hale gelmişti.

...

Alt Kültür, popüler direniş yöntemleri, mizah ve resmî kültür – levent cantek (birikim- ocak-şubat 1998)

 

Reklamlar

Read Full Post »