Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Tan Kızıllığı – Nietzsche’ Category

Gerçek yaşamda düşlenen yaşamdaki yorum özgürlüğü yoktur, o kadar hayalci ve sınırsız değildir… Ama dürtülerimiz uyanıkken bile gerginlikleri yorumlamaktan ve onların gereksinimleri doğrultusunda ‘ nedenlerini’ ortaya koymaktan başka birşey yapmadıklarını; uyanık olmakla düş görmek arasında önemli bir farkın olmadığını, çok değişik kültür düzeylerinin kıyaslanmasında bile uyanıkken yapılan yorum özgürlüğünün birinde özgürlük, diğerinde ise düş konusunda hiçbir ödün vermediğini; ahlaksal değerlerimizin ve değer yargılarımızın bizce bilinmeyen fizyolojik bir olayın sadece sembolleri ve hayalleri, bazı gerginliklerin ifade edilmesinde kullanılan bir çeşit alışılmış dil olduğunu; bizim sözde bilincimizin, bilinmeyen belki de bilinemeyen ama hissedilen bir konunun az ya da çok fantastik yorumu olduğunu da anlatmalı mıyım?…

Küçük bir olayı ele alalım… Birgün pazardan geçerken, birisinin bize güldüğünü fark ettiğimizi varsayalım… O anda içimizdeki herhangi bir dürtünün zirvede olması durumuna göre, bu olay bizim için herhangi bir anlama gelecek, ve ne tür bir insan olduğumuza bağlı olarak çok farklı bir olay olarak yorumlanacaktır… Birisi bunu bir yağmur damlası gibi kabul edecek, diğeri bir böcek gibi üzerinden silkeleyecek, biri bunun ticaretini yapmaya çalışacak, bir başkası gülünecek bir şey var mı diye üzerindeki elbiseyi kontrol edecek, bunun sonucu olarak bir diğeri gülünç olan üzerine düşünecek, birinin ise dünyanın neşesine ve mutluluğuna katkıda bulunmuş olmak hoşuna gidecektir… Bu ister kızma, ister mücadele, ister düşünme, isterse de hoşgörü dürtüsü olsun, her durumda dürtü bunlarla tatmin sağlayacaktır… Bu dürtü olaya kendi avıymış gibi sahip çıkacaktır… Peki niye özellikle o?… Çünkü o aç ve susuz pusuda beklemiştir…

Geçenlerde öğleden önce saat on birde bir adam gözümün önünde sanki yıldırım çarpmış gibi yere yığıldı… Çevredeki tüm kadınlar çığlık attılar… Bizzat ben onu ayağa kaldırıp, tekrar konuşana kadar başında bekledim… Bu olay sırasında yüzümdeki hiç bir kas hareket etmedi… Ne korku, ne merhamet, hiçbir şey hissetmedim… Aksine en akıllıca olanı ve yapılması gerekeni yaptım ve soğukkanlılıkla oradan uzaklaştım… Bana birgün önce, sabah on birde birisinin yanımda bu şekilde yere düşeceğinin bildirildiğini varsayalım… Bunun öncesinde her türlü eziyeti çeker, gece uyuyamaz ve belki de o önemli anda adama yardım edecek yerde, onun gibi ben de yere yığılırdım… Çünkü bu arada olası tüm dürtülerin, bu olayı düşünüp yorumlamak için zamanı olurdu…

Peki yaşadığımız olaylar nedir?…

Onların içerdiği anlamdan çok, bizim onlara yüklediğimiz anlamdır!…

Belki şöyle de denebilir mi?…

Aslında hiçbir anlamı yoktur… Yaşamak hayal etmek midir?…

Reklamlar

Read Full Post »