Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Pandanın Başparmağı – Jay Gould’ Category

bir kitap tanıtımı koymak istiyorum,,,

bilim tarihinde, thomas kuhn bilimsel görüşlerin devrimci niteliğine dikkati çekmiş, bilimin de paradigma değişikliklerine uğradığına vurgu yapmıştır, bilimin kültürel bir etkinlik olduğu ise uzun zamandan beri biliniyor, bilim bir paradigmaya sahipken, tıpkı dindeki gibi kendi ortodoksisini kurar, kitap benim de dikkatimi çekti, çünkü varolan evrim kuramı belki de bazı ortodoksluklar içeriyor, ben evrime hidrojenin serüveni olarak bakıyorum, nihai noktasına “bilinç”le ulaşmış, belki de “özgür irade”ye doğru evrilen bir evrim, sanırım bizim evrim kuramında ulaşacağımız sonuç, evrenin zeki olduğu yönünde olacaktır: unutmayın bu muhteşem, insanın temsil ettiği yer bile muhteşem,,,

PANDANIN BAŞPARMAĞI – STEPHEN JAY GOULD

Kaç Parmaklıdır ki Panda?

Stephen Jay Gould kitabını çok katlı bir sandviçe benzetir ve sandviçin farklı temalı bölümlerini bir arada tutması için her bölüme ortak ikincil temalar ya da kürdanlar yerleştirmiştir. Kürdanların bir arada tutmak dışında bir işlevi daha vardır; alışıldık yanılgıları iğnelemek

MURAT GÜLSAÇAN

Pandanın Başparmağı, Stephen Jay Gould’un ‘Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler’ altbaşlığıyla yayımlanan ikinci kitabı. ‘Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler’ serisi, Gould’un Natural History dergisindeki köşesinde yayımlanan denemelerinin seçkilerinden oluşuyor. TÜBİTAK tarafından yayımlanan ve popüler bilim okurları tarafından iyi bilinen Darwin ve Sonrası, bu serinin, ilk ve bugüne değin Türkçeye kazandırılmış tek kitabıydı. Pandanın Başparmağı’yla birlikte, uzun süren bu duraklama dönemi artık sona erdi diyebiliriz.
Meslek yaşamının nerdeyse tümünü Harvard Üniversitesi’nde geçiren Amerikalı bilim insanı Stephen Jay Gould, esasen fosilbilimci olsa da evrim kuramı ve bilim tarihi alanlarında da oldukça etkin ve etkili olmuştur. Niles Eldredge’la birlikte geliştirdiği, tartışmalı ‘kesintili denge’ (punctuated equilibrium) kuramı, evrimsel biyolojiye yaptığı en önemli katkıdır. Bu kurama göre, evrimsel süreçte hızlı ve kısa süreli çeşitlenme/türleşme dönemleri, uzun durağanlık dönemlerini kesintiye uğratır. Kesintili denge, Darwin’in ve günümüz Ortodoks Neo-Darwincilerinin savunduğu sürekli tedrici evrim görüşüyle çatışır.

20. yüzyılın en etkili bilim tarihçisi
Kesintili denge bir yana, 20. yüzyılın ikinci yarısında evrimsel biyoloji alanında gerçekleşen bilimsel tartışmaların çoğunda Gould’u görürüz. Sosyobiyolojiye ve onun devamı olan evrimsel psikolojiye şiddetle karşı çıkmış; ‘aşırı-seçilimci’ ve ‘indirgemeci’ olarak tanımladığı Richard Dawkins ve Daniel Dennett’in başını çektiği grupla ömrünün sonuna kadar mücadele etmiştir. Bilim tarihine yaptığı katkılar nedeniyle tarihçi Ronald Numbers onu, “Thomas Kuhn’dan sonra 20. yüzyılın en etkili bilim tarihçisi” olarak anmıştır. Gould, Ortodoks Neo-Darwinciliğe yönelttiği tüm eleştirilere rağmen kendini bir Darwinci olarak tanımlar. “Amerika’nın evrim şampiyonu” diye de anılan Gould, yaratılışçılıkla mücadelede en ön saflarda yer almış, ilgili davalarda bilim lehine tanıklık etmiş ve bilimle dinin birbirinden ayrı iki alan olduğu görüşünü savunmuştur.
Elbette Gould’u tüm dünyaca tanınır kılan, bilimsel çalışmalarından çok bilim yazarlığıydı. Natural History dergisindeki köşesinde yazdığı denemeler ve halka yönelik kitapları büyük ilgi gördü. Gould, bunlar hakkında “denemelerimi hem uzmanlar hem de sıradan okuyucular için yazıyorum, sadece meslektaşlarıma yönelik yazsaydım da başka türlü olmazlardı” derken, bir yandan da Galileo’ca başlatılan bu tarza günümüzde nadiren rastlandığını da ekler. Natural History’deki köşesinde yirmi yedi yıl boyunca toplam 300 deneme kaleme alır. Engin kültürel birikimi sayesinde bilimsel kuramlarla sanat, tarih ve edebiyatı harmanlayan Gould, denemelerinde tümüyle kendine özgü bir tarz yaratır. Doğa tarihi, biyoloji, evrim kuramı gibi bilimsel konuların yanı sıra beyzbol ya da müzikten bahsettiğini de görürsünüz, İncil ya da Shakespeare’den alıntılar yaparak yazılarını süsler. Denemelerinde toplumsal sorunlara sıklıkla atıfta bulunur. Tüm yaşamı boyunca ayrımcılığa ve baskı politikalarına karşı çıkmış biri olarak ırkçılık ve cinsiyetçiliğe ve bunların sözde-bilimsel altyapılarına yönelik eleştirilere de denemelerinde yer vermiştir.
Gould ne kadar çok çeşitli konuya değinirse değinsin; evrim, denemelerinin tümünü birleştiren ana temadır. Pandanın Başparmağı’nda bunu şöyle dile getirir: “…denemelerin tümünü, Darwin’in düşünceleri ve onların yarattığı etkiyi vurgulayarak evrim kuramı eksenine oturtmakla, derlemelere özgü o sorundan, fazla dağılmanın verdiği tutarsızlıktan kaçınmış olduğumu umuyorum.”
Pandanın Başparmağı’nda neredeyse tüm ilgi alanlarıyla ilgili denemelere yer vermiştir. Kitaba adını veren ilk bölüme pandanın başparmağının evrimiyle başlar, bunu yeşil kaplumbağaların okyanusaşırı göçünün nasıl evrilmiş olabileceğine dair teorilerin incelendiği bir bölüm ve Darwin ve Sonrası’ndan hatırlayacağımız, sırtında balıktan bir zoka geliştiren midyeye sahtecilikte rakip olabilecek fenerbalığının hikâyesi izler: Fenerbalığının başka balıkları yakalamasına yarayan ‘yüzgeç-olta’nın ucundaki balıktan bir zoka! Bu üç denemede Gould bize evrimin gerçekleştiğinden nasıl emin olabileceğimizi anlatır.

İlginç olgular
‘Darwin’in Yaşamından’ adlı ikinci bölümün en ilgi çekici bölümü, doğmadan ölümü bir yaşam biçimi haline getirmiş olan akarın öyküsüdür. Ancak bu bölümde, Darwin ile Wallace arasında insan zihni üzerindeki uzlaşmazlığın asıl nedeni, Lamarckçılığın günümüzdeki kalıntıları üzerine Gould’un özgün fikirlerini de öğrenebilirsiniz. ‘Yardımlaşan Gruplar ve Bencil Genler’ başlıklı denemesinde de doğal seçilimin gerçekte neyi seçtiği sorusuna, birey altı ve birey üstü kategorileri yani genler ve popülasyonları işaret edenler üzerine bir tartışma görürüz: “Evrimin birimi türlerdir. Kısaca (…) genler değişim geçirir, bireyler seçilir, türler evrilir ya da çoğunlukça kabul edilmiş Darwinci görüş böyle söylemektedir.” Neden ve nasılların ayrıntılarını keşfetmeyi size bırakıyorum.
Pandanın Başparmağı’nı oluşturan otuz bir denemenin her biri yaşamın, evrimin ve tarihin ilginç olgularına değiniyor. Hollywood’un zaman geçtikçe gençleşen ilk kahramanının Benjamin Button değil de Mickey Mouse olduğunu, bilim insanlarının nasıl olup da Piltdown sahteciliğine kandıklarını, hangi şartlar altında kuşları dinozor kabul etmemiz gerektiğine ya da keseli memelilere yöneltilen ilkellik suçlamasına karşı Gould’un keselilerden yana savunmasını ve pek çok başka şaşırtıcı olguyu bulabilirsiniz. Ancak Gould, doğanın ve tarihin olgularının sadece şaşırtmak ya da yüceltmek için betimlenmesine karşıdır. Ona göre bunu bir adım daha ileri götürmek gerekir, amaç, açıklama olmalıdır. “Eğer okumayı bilirsek doğanın bizi hayrete sürüklemenin ötesinde çok daha genel mesajları ve dersleri vardır ve bu öğretimin dili evrim kuramıdır” der.
Gould kitabını çok katlı bir sandviçe benzetir ve sandviçin farklı temalı bölümlerini bir arada tutması için her bölümde ortak ikincil temalar ya da kürdanlar yerleştirmiştir. Kürdanların bir arada tutmak dışında bir işlevi daha vardır; alışıldık yanılgıları iğnelemek. Kürdanlardan ilki Darwinizm’in doğada ilerleme ve ahenk arayışlarıyla uyuşmazlığıdır. Bu uyuşmazlık insan hayatının anlamını doğadan çıkarma arzusunun önüne set çeker ve bizi anlam için kendimize dönmek zorunda bırakır. İkinci kürdan, bilimin köklerinin tüm diğer yaratıcı insan etkinliklerinde olduğu gibi kültürde yattığını hatırlatır. Zorunlu olarak kültür kaynaklı bilim tüm diğer yaratıcı etkinlikler gibi erişilebilir, insani ve ayrıcalıksızdır: “Yerleşik görüşler bilimde de dinde olduğu denli inatçı olurlar. Bunların, gelenekçilikten uzak çalışmalar esinleyen ve yüksek düzeyde yaratıcı yanılgı olasılığı içeren fıkır fıkır bir düş gücü olmaksızın nasıl silkelenebileceğini bilmiyorum.”
Bu kitabın Türkiyeli bilim okurları için zaman zaman ne kadar şaşırtıcı olacağını düşünüp heyecana kapılmadan edemedim. Bilim insanları arasındaki fikir ayrılıkları ve tartışmalar bilimsel etkinliğin vazgeçilmez bir parçası elbette. Lakin evrim kuramı söz konusu olduğunda Türkiyeli okurun bu çok sesli tartışmanın bütün renklerinden haberdar olabildiği söylenemez. Doğrusu evrim kuramı söz konusu olduğunda Türkçe popüler bilim yazınında epeydir monoton Dawkinsgil bir hava hâkim gibi görünüyor. Bu tek sesin, tartışmanın taraflarından biri olarak değil de bilimsel otoritenin sesi olarak duyulması ise durumu daha da kötüleştiriyor. Umuyorum ki Pandanın Başparmağı bu tekelin kırılmasını sağlayacak ve okura indirgemeciliğiyle övünmeyen bir bilim insanının zihninde dolaşma tecrübesini tattıracak.

PANDANIN BAŞPARMAĞI
Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler
Stephen Jay Gould
Çeviren: Ülkün Tansel
Versus Kitap
2010
394 sayfa, 24 TL.

Read Full Post »