Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Dürtülerin Dansı – Ahmet İnam’ Category

İnsan dürtülen bir varlık. Nerelerinden? Bedeninden öncelikle, somatik dürtü, bedenimizden gelen, türümüzün tüm bireylerine özgü harekete geçirici, kımıldatıcı güdü. Thumotik dürtü, duygularımızdan kaynaklanıyor. Neotik dürtü düşüncelerimizden. Oikotik dürtü ise çevremizdenden geliyor. Dürtüler sağanağı altında yaşıyoruz.

Dürtülere, kımıldatıcılar da diyebiliriz; harekete geçiriyor bizi. Batı dillerinde, Instinkt ya da Instinct, Trieb, Drive, bu hareket ettirici özelliği gösteriyor. Almancada Trieb’den üretilen Getriebe, harekete, canlılığa dikkatimizi çekiyor. Yaşamın çekirdeğinde devingenlik (dinamizm) var, dürtülerle kıpırdayan bir canlılık yaşanıyor.

Dürtü, bir canlılığa, tazeliğe, yenilenmeye işaret ediyor. Yenilenmenin olduğu yerde elbette Nietzsche var. Dürtü, genellikle, genellikle, somatik boyutuyla sınırlı görüldüğü için, kör dürtü olarak anlaşılır. Doğadan gelen, kendimizin katkıda bulunamadığı, bizi tutsak alan, sürükleyen güç. Akıl ise, egemen olduğumuz, bilinçli olarak yaşadığımız gücümüzdür. Akıl ışık, aydınlık, dürtüler ise kördür. Dürtülerin eline düşmüş insan sürüklenir durur. (Alamancada Treibeis: yüzen buz, Treibmine, serseri mayın!) Akıl, dürtüleri düzene sokar, dengeler, yerli yerine yerleştirir. Platon’dan beri Akıl Egemen bakışı kabaca böyle özetleyebiliriz.

Aklın aydınlatıcı yorumunu başaran insan, aklın ışığını yeterince taşıyamadı. Nietzsche’nin akla olan isyanı, daha doğrusu, insan, akıl anlayışını, yaşamın devingenliğine yakışır biçimde yorumlayamamış, akıl, karşıtı olan bir kavrama, dürtülerin karanlığına sürüklenmiştir. Hegel’de tarih olmuş, tahrip edici ideolojilerin sömürdüğü, dürtülerin maskarası durumuna düşmüştür. Kör dürtüleriyle gücü ele geçirmek, kendi dünya görüşlerini haklı kılmak isteyenler, bilimi, onunla birlikte, akla uygunluğu (rationality) kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmişlerdir. Postmodernist çıkış, akıl yorumlarının foyasını meydana çıkardı.

Akıl, bir Referenz olarak, yorumlanan olarak anlamını yitirmedi. Yorumları çoğaldı, zaman zaman karma karışık bir görünüm gösterdi. (Tıpkı, tarihte Venüs gezegenine, “sabah yıldızı”, “akşam yıldızı” gibi iki ayrı mana (sense) verilişi gibi! Aklın yorumları (senses) aklı ortadan kaldırmadı, aklın ortadan kaldırılması ancak akılla gerçekleştirilebilir. Bu yorumuyla kendi başına akıl, orada; olup biteni seyrediyor olsa gerek.

Nietzsche’nin feryadı, kendi yorumunu, tek doğru akıl yorumu sanan; yorum olduğunu “sanmak” bir yana, gerçeğin olup bitenin kendisi olarak gören anlayışa karşıydı. Nihilismus, bu açıdan gerekliydi: Egemen anlayışları kökünden sarsıp, yaşayana, canlılığa, devinene, dürtülerle can bulana geri dönmek. Dürtünün, Almancadaki “yetiştirme” çağrışımına dikkat edilsin: Büyüme, güçlenme, can bulma dürtüyle gerçekleşiyor. Dürtülere açık olmalı insan, yaşama açık olmalı: Yaşama giden yollara kavramlarla, yıpranmış bakış açılarıyla, inanç düzenleriyle, kendini yaşamın canlılığından koparmış, şen olmayan bilim yorumlarıyla engeller konmuş, duvarlar örülmüştür. Tek bir dürtü insanı ele geçirmiş, diğer dürtüleri ortadan kaldırmıştır. Bu dürtüler diktatörlüğüne karşı savaş başlatıp, dürtüler anarşisi yaratarak, diktatörlüğü yıkmalıdır.

Nietzsche’nin dürtüsünün türkçedeki uygun karşılığı içgüdüdür. Güdü’yü “motif”in karşılığı olarak alırsak, latincedeki movere, hareket ettirmek, kımıldatmak fiilinden “dürtü”deki hareketi yakalayabiliriz. Güdü, harekete geçirmenin yanında teşvik etmek, yönlendirmek anlamlarını da içerir. Yönlendirmek içten gelir, bundan dolayı içgüdüdür, Nietzsche’nin anlatmak istediği türkçede. Dışarıdan buyurulan, dayatılan değildir. Bir kendiliğindenlikdir. İçimizden geldiği gibi olandır. Bize özgüdür. İçgüdü, somatik, bedensel kaynaktan gelebildiği gibi, yazımın başında andığım diğer üç alandanda harekete geçebilir. “Dürtmez” yalnızca, “sevk eder”, yönlendirir, içtendir. İki anlamıyla da: İçimizde olan, bizim olan, içselleştirdiğimiz, özümsediğimizdir; içimize sindirdiğimizdir. Dışarıdan üzerimize yama gibi yapıştırılmış değildir. Samimidir, kendini maskelerle ortaya koymaz.

Oysa çağın bilgisi, kavramları “içtenlikten” “içten” yoksundurlar. Ezberci, papağan olmuştur insan. İçinde bilgisi yoktur; bilgi kalıplar, biçimler olarak “dışarıdan”, “kutulardan”, dayatılan eğitim düzenlerinin kör işleyişinden gelmektedir.Nietzsche’nin feryadı budur: Bilgiyi Dürtüsel Kılalım! Bilgiyi dürtüsel kılmak, bilginin benliğimizin bir parçası olması demektir. Yalnız bilgimizi değil, eylemlerimizi de dürtüsel kılabiliriz. Deha dürtüye dayanır. Mutluluk yetkin eylem, dürtüden gelendir: İçten gelen, içten olduğu gibi gelen; yalnız bedensel, duygusal, düşünsel anlamıyla içten değil, yaşamdan gelendir. İç-güdü, (eski dilde sevk-i tabii, garize, insiyak) has olandır, otantik olandır.

Nietzsche, insan sağlığına yakışan bilgi ve eylemin ardındadır. Ben böylesi bir tavırla yapılan bilgi ve aklın yapısını inceleme çabalarına sırasıyla Epistemiatri, Nousiatri, Bilgi Sağlığı, Akıl Sağlığı çalışmaları diyorum. İlk Epistemiatrist Sokrates’ti. (Belki ölürken Asklepios’a bir horoz borçlu olduğunu söylemesi, bu bilgideki sağlığa gösterdiği titizliktendi!) Çağın kokuşan bilgisi, kokuşan değerleri, bilgi ve akıl sağlığımızı bozuyordu. Üstün İnsan bu sağlığa erişmiş insandı: Dürtülerinin önü açıktı. Dürtülerinin zenginliği içinde, sanki bir dürtüler cumhuriyetiiçinde yaşıyordu. Doya doya insan olmak, dürtüler zenginliğini, içgüdüler zenginliğine dönüştürebilmek, bu zenginliği bir ahenk, dinamik uyum içinde, çelişkiler, niş çıkışlar, umutlar, umutsuzluklar, beklentiler ve düşkırıklıkları içinde yaşayabilmek demekti.

Sağlıklı bilgi, içlenmiş, içimizin olmuş, yaşamın içinde, onunla devinen, dönüşen, canlanan, eskiyen, yenilenen, çöken, doruğa çıkan: Yüreği yaşamla atan bilgidir. “Yaşam” burada gizemli bir “kavram” değil, bir gizemli kılma amacı da yok yaşamı: Düşüncenin yaşama uzak düşmesi, yabancılaşması, hastalanması önlenmek isteniyor. Dürtülerden uzak düşünce, hastadır: Kavramlar hastahanesinin karanlık odalarından, kültürün tümüne hastalık yayar: Kültür, doğadan uzaklaşır, yalancı kültür olur; sahteci kültür. İnsan, Homo Mendax’a, yalan söyleyen insana dönüşür.

Dürtülerin çoğulluğu, tek bir dürtünün insanı ele geçirip yozlaştırmasını önleyecek; yaşam, zenginliğini dürtülerin zenginliği ile sağlayacaktır; dürtüler birbiriyle savaşacak, bu savaşın uyumu, canlı, ateş gibi insanı ortaya çıkaracaktır. İnsan, içinin içinde yanan ateşte, yaşamdaki ateşte, geleceğin belirsiz alacakaranlığına dürtülerinin dansıyla yürüyecektir. (Elbette ateşi yakıp, dürtülerine dans edebilecekleri “trajik” şöleni hazırlayabilirse!)

İnsan hala bilgisini dürtüye dönüştüremedi. Teknolojiyi içselleştiremedi. Gönlü ile bilgisi arasındaki uçurumu nasıl kapatabileceğini o denli denemesine karşın, hala öğrenmiş görünmüyor.

Ahmet İnam

(Nietzsche – Kavramada Yeni Bir Yol’a ÖNSÖZ)

 

Reklamlar

Read Full Post »