Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Kelebek – Murat Uyanık’ Category

hiçbir zaman olamayacağım ama yine de öykündüğüm sürüsüne bereket o hikaye kahramanları gibiydin fakat sıkıcana tutup bırakmayı hiç istemediğimden olsa gerek hızlıca ellerimden kayıp gittin

oysa ki sen nasıl da görmüştün hepsini ..hepsi ayak ucundaydı ve sana sevgilerini sunmuşlardı hem de giderken.. o zaman neden gittiler diyordun biliyordum …ama gitmek de gerek sen de biliyorsun neden hala bana anlamamış gibi bakıyorsun şimdi.. hiç olamayacağım hikaye kahramanlarına öykünüyorum yine.. çocukluğun aklına geliyor…çocukken gördüğün bir kelebek…! elinin içine inceden bir kelebek kozası çiziyorsun.. o koza büyüyor büyüyor ve seni ayak ucundan saç tellerine kadar sarıyor…bir kozadasın şimdi.. ince bir koza örüyor seni…inceden bir kozayla sarmalanmış bir şekilde geceleri denizde yüzüyorsun…zor olmalıydı ama nasıl oldu da yüzebildim diyorsun.. ben inceden gülümseyince anlıyorsun ses etmiyorsun…senin başında bekliyorum deniz hışırtıları sessizliğini büyütüyor.. sessizliğimizden gece bile korkuyor.. sessizliğimizden ay bile korkuyor ki şimdi hilale çalıyor…sen kozanla barışıyorsun gece seninle barışıyor…kelebeğe öykünüyorsun ve ben de seni kelebek gibi sevmek istiyorum.. kanatlarını açtığında ilk gitmeyi istemeyecek olan bir kelebek gibi.. ve de kozasından çıkıp ilk bana sarılacak ,ilk doygun öpüşünü benim dudaklarıma konduracak bir kelebek gibi…
Ah ama ellerim yine o hikaye kahramanlarına öykünüyor…nasıl da anladım…ve sen benim o pis sırıtışımdan anladın.. deli gülüşü var sende derdin…delilerin kendine özgü o gülüşü var sende derdin…ses etmezdim çünkü kendime inceden vakur bir duruş gibi betimlemiştim ben bu deliliği…deliliğimle övünürdüm…ses etmezdim çünkü beni böylece o delilere özgü gülüşle sevebileceğine inandırmıştım kendimi…delilik işte…

Ve Sen denizden çıkıyorsun ya da bir kelebek çıkıyor denizden…ben de gizli bir ürperti…hep bilinen olacağını önceden kestirebildiğimiz ama yine de gizli bir şaşkınlığın esaretine bürünmek gibi…şaşırmakla korkmak arasında gidip gelen o tuhaf ve de ikircikli duygu gibi…yüzüne inceden kelebeğin renklerini yerleştirmiş şimdi tanrı …inceden en güzel renklerini bir palette karıştırıp yüzüne çalmış ve de seni yine o renklerin ritmik sesiyle yaratmış gibi sanki…kanatların aşk kokuyor şimdi senin.. kanatların da hiç gidilmemiş o sıcak ülkelere benzeyen ve içimizi ısıtan bir his…gözlerimizin bakışına şahit olmamış ve de bizim bir tek bakışımızdan onca anlam çıkararak yine bizi o anlamlarla boğmaya çalışan insancıkların gölgelerinden uzak ,dokunduğun da içini cıs ettiren türden bir his…

Beni sımsıkı sarıyorsun şimdi renkli kanatlarınla.. renkli kanatların içime işliyor.. renkli kanatların içimden geçip bu evreni baştan yaratıyor…içime serpiştirdiğin nice renk var şimdi.. çok renkli ..alaca bulacalı oluyorum…çok renkli alaca bulacalı oluyoruz…denizden yine sesler geliyor.. ay bizle barışık tüm şehvetiyle tepemizde… ne güzelmiş ağzının içindeki kırmızı renkler…ne güzelmiş tanrının sana yaptığı kırmızı dudaklarının tadı ….kırmızı diyorum…bu aşk için yaratılmış.. tanrı özene bezene kırmızıyı sadece senin için yaratmış…dudaklarında billur bir tat…beni öptükçe içinden geçiyorum…ve sanki biraz daha öpsen beni kanatlarım çıkacak …deniz bile şaşırıp çekilecek.. kuruyacak …

şehvetle ağzını açan güçlü bir canavar vardı hikayelerin birinde…çok şehvetliydi.. gören karşı koyamazdı…ve o canavar şehvetle ağzını açar ve de yeni kurbanlarını o gizli ayinle kurban ederdi…çünkü şehvet tükenmeyi göze alamaz.. çünkü tutku kırmızıdır…çünkü kırmızı tanrının en sevdiği renktir …ah diyorum nereden çıktı bu şimdi…içime yerleştirdiğin o kanat boşluklarını ne de çok sevmiştim birden…nereden çıktı diyorum hayır hayır o hikaye kahramanına öykünmemeliyim ve de senin o olabileceğini hemencecik unutmalıyım…tehlikeli düşünceler bunlar.. tehlike bir gizdir ..ve de oldukça tekinsizce geliverir…iyi falan da dinlemez…hayır hayır bu sen olamazsın çünkü senin kanatların var ve de oldukça renkli…alaca bulacalı…çünkü renkli mi renkli o kanatların altında huzura benzer bir hisle sarmalanmıyor muyum şimdi…ah ömrü bir gün olan kelebek …şimdi bu ölüm düşüncesi mi…yoksa bilinenden ötede ki bu mu… ? az önce kırmızı yok muydu ve de kanatların içimde yeni yeni yerler keşfetmemiş miydi ..? . …nedir şimdi bu telaş…neden içimde bu telaş…! Ürperti…!

Kırmızı dudaklarını çekiyorsun…renkli kanatlarını vücudumdan çekiyorsun…ama hala yanıbaşımdasın ve kanatların hala bana özgür ..ya da ben öyle hissediyorum…küçük çocukları yiyen canavar hikayeleri dinlemiştim.. siyah gibiydi…simsiyah bir hikaye.. şehvet…tutku.. önsezi…kırmızı…yine tutku ve yine öykünme.. birden kanatlarını yine açıyorsun.. renklerin yoğunluğundan gözlerim kamaşıyor…geceyi aydınlatıyor.. gecemizi aydınlatıyor kırmızı…ah kırmızı tanrının en sevdiği renk … kızıyorum şimdi senin kanatlarını yaratan tanrıya…öykünmek bile isteyebilirim şimdi ona ki o kadar kızgınım…sanki anlamış gibi bakıyorsun ama yine ses etmiyorsun…yüzüne inceden bir deli gülüşü yerleştiriyorsun.. sanki o an her şeyi anlıyorum ama ne sana ne de kendime konduramıyorum…ayakların kıpırdıyor.. kumlar hışırdıyor…kumlar önünde saygıyla eğiliyor.. kumlar gizli bir rakkase gibi dans ediyor ayaklarının altında.. denize doğru yürüyorsun …kaskatı kesiliyorum…hareketsiz duruyor hiçbir şey yapamıyorum.. denize doğru ayakların… seni tutamıyorum sen denize doğru giderken…

şimdi o denizin karşısında zamansız ve de tekinsiz bekliyorum…sen gideli kaç gün kaç ay kaç yıl geçmiş bilesim yok …ve bilmiyorum hangi zamandı kelebeğe öykünmen …ve de eline kelebek kozasını çizip onun gerçek olmasını beklemen.. inan zamansızım … altımdaki sallanan sandalyenin ritmik sesi buna izin vermiyor.. ritmik sesler…veranda da senden uzakta ritmik sesler…şimdi görsen yine deli gülüşümü takınmamı isterdin benden.. şimdi görsen hiç ses bile etmeyebilirdin…oysa ki bu veranda da yalnızım ama gözlerim hala denizde…senin denizinde…senin en derininde…ve de gözlerim senin bana verdiğin ilk parıltıya takılı kalmış bir vaziyette…biter miydi hiç parıltın…biter mi hiç parıltı …biter mi kanatlarının yüzüme vurduğu kırmızı şekilli gizli parıltısı !

şimdi senden uzakta kırık bir aynanın karşısında duruyorum.. kim kırdı bu aynayı, ne zaman kırdı ,ne için kırdı hiç bilmiyorum.. bilmemek ne güzel ! ayaklarımda aynadan kalan kırıklar.. kanım halıya akıyor.. halıda spesifik bir görüntü…odada kan akışının akustik sesi.. sessizce halıma akan bir kırmızı…eski bir ritüel …dans pistine çevirseydim keşke odamı…orta yerini kanla doldurup tüm tanıdıklarımın odamda ki dansını izleseydim keşke…hepsi gülüyormuş ve de mutluluktanmış bu dans…kanla karışık odamda dans…

şimdi kırık bir aynanın karşısında bakan biri var…iyicene dikmiş o koca gözlerini…çokça sert ve de vakur bakıyor.. ikisini aynı anda nasıl yapabildiğine şaşıyorum…ikisi de benim gözlerime bakıyor…solda biri sağda biri…iki tane göz !…sert ve vakur…sanırım denizden yeni geldiler …senin denizinden geldiler…deniz onları böyle yapmış.. en son konuşmamızda demişlerdi.. hatırlıyorum.. deniz insanı böyle yaparmış…bilmiyorlarmış ama yok demişler bilmek değil bu olsa olsa hissetmektir ve de hissetmenin bilmeye karşı hep üstün olduğunu söylerler.. yani bizler söylerler.. yani geceleri yani gece yarısı yani bizden olanlar ..

yerdeki kırıkları topluyorum çünkü ayaklarım acıyor iyiden iyiye.. acı veriyor…acı…en son dilimdeki acıyı hissetmiştim böyle.. en son gidişinde senin, çokça dilim yanmıştı bunu hatırlıyorum.. sanırım söylenmemiş sözlerini esrikliğindendi …dilim gebeydi nice sözcüğe ve de ben onları sezaryenla doğurmak istemiştim sana…ama gittin ve de öksüz büyütüyorum şimdi sana söylenecek tüm sözcüklerimi…o yüzdendir dilimin acısı…acı….

Kötüyü iyiye kullan demiştin en son bunu hatırlıyorum… kötüyü iyiye kullan ..işe yarar şeyler çıkabilir ya da en kötüsü daha cesur olursun demiştin, tüm gemileri yakmak isteyecek kadar.. kızgınlık cesurluk verir, o kadar acı anca anca cesurluğu getirir…işte budur ondan çıkaracağımız kazanç demiştin…
gün boyu titreme şeklinde nöbetlere benzer şeyler geçirmiştim bir ara.. günlerce sürmüştü…gizli bir panik ve de titreme…sanki birazdan kıyamet kopacaktı ,sanki dünyanın son saatleri yaşanıyordu ve de ben bunu biliyor muşum gibi…titreme ve de panik.. sonra sonra günler sonra onlar bitti yerini derin bir kızgınlık aldı.. çünkü ne dünya gitmişti ne de o son günü görmüştüm…aldatıldığımı hissettim….ve sen bile yoktun ..
yok dedim bunlar için miydi bunlar…bu titreme bunun için miydi …
sonra ardından daha derin bir savaş çıktı içimde ..birileri kafalarını kesiyordu.. tüm bildiklerimi giyotine götürüyorlardı…kafalarında çuvalları vardı sanki…hepsini inkar ettim ve de hepsini kendi elimle öldürdüm…hayır hayır çok azı kaldı…ve ben o an sanki bu bitmeyen evrenin merkeziydim…merkezkaç kuvvetinin ta kendisiydim.. sonra ara ara yıllarca geldi böyle sonra gitti.. geldiler böyle ve de gittiler…
sonra ben geldiklerinde bana söylediklerini yazdım…yazılar doğdu işte böyle.. gittiklerinde de derin boşlukları kaldı.. öyle zamanlarda sustum çünkü dilimi kirletmek istemiyordum…çünkü dilim en son senin gidişini bilmişti…çünkü en son gidişinle kalan sözcüklerimi doğuracaktı dilim…bundandır çokça sustum…sanırım merkezkaç kuvvetimi sevmeye başlamıştım…ben bu gelenlerin ağırlık merkeziydim…gizli bir elçisiydim onların…ne zaman titreme ve de panik gelse artık çekincem kalmamıştı çünkü biliyordum ardından onların sözcükleri dökülecekti…biliyordum bir bedel ödemeli ve de ardından yazmalıydım…ve yazdım tüm biz ve onlarsız bir evrenin parıltısını..! ve yazdım tüm öykündüğüm hikaye kahramanlarına benzer şekillerde.. benzettim ikimizi o hikaye kahramanlarına.. sen kelebektin göz alıcı… bense gözlerini o ışığın etkisinden kurtaramamış bir bezgin koza ! sanırım sadece senin o kanatların olmak istemiştim bende kalasın ve de denize uçmayasın diye.. sanırım sadece buna öykündüm.. öykündüklerimin en yücesi…sen büyük gidiş ! sen hikayelerimdeki o dişi kelebek..! sen en büyük gidiş…

yazdım ….

Reklamlar

Read Full Post »