Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Mutsuz Fedakarlar – Can Trajedik’ Category

* * *


Düzensizliğin sebebi başkasıdır ve cezalandırılmalıdır. Mutsuz insan aynı zamanda bir çok şeyini kaybetmiş insandır. Bununla birlikte, mutsuz insan için her şey tehlikeli bir biçimde feda edilebilir hale gelmiştir.

Mutsuzluk ruhun bir parçasına yapışmış ve bireyi olgunlaştırmıştır. Neticede “mutsuzlar en çok mutsuzlara güvenmişlerdir” sözü de bu mevzunun kısa bir açılımı olarak düşünülebilir. Mutsuz insanların ruh akrabalıkları onları birbirleriyle buluşturan özel bir şifrenin kodlarının muhataplarında bulunmasından kaynaklanır. Bir çok örgütsel eylemde mutsuz insanların başı çektiğini görürüz. Bireyin eyleme geçme güdüsünün altındaki “yetersizlik” ve bu yetersizliğini tolere etmek için harcadığı çaba kendisine cesaret mekanizması kurdurtmuştur. Bütün büyük dehalar kusurlu yanlarını unutmak için “yenilik yapmak” ve şaşırtmanın peşindedirler.

Unutulmaması gereken şey burada yetersizlikten doğan eyleme geçme ihtiyacının aslında kötü değil bir çok defa iyi olduğudur. Duygusallık mutsuzlukla yoğunlaşan bir haldir. Modern toplumda mutsuzluk muhalif bir duruşun adını alır; isyanın adı mutsuzluk olur. Zamanla mutluluk görüntüsünün, saplantısının ya da meşgalesinin “hakikatle” yüzleşmekten bir firar olduğu anlaşılır

İnsan ne yapacağını bilemediği bir duygu durumunun sokaklarında gezinirken onu bu çıkmaz sokaktan bir başkasının (karşıt-cins) çıkaracağını sanır. Yitirdiği kalabalık bu defada onu yalnızlıkla baş başa bırakmıştır. Bu durumda gerçek mutluluğu arayan kişi mutsuzluğundan korkmamalıdır.

Jean Genet toplumsal bir hareketin, akımın mutlu bir toplulukla güçlenemeyeceğini söyler kendi dilinden: “Büyük toplumsal akımların kökenlerini -köklerini- mutluluktan almaları ya da açık açık söylenebilecek gerekçelerden kaynaklanmaları olanaksızdır. Fransız egemenliği, mason localar, kutsal imparatorluk ve kilise, insanların hala balta altında can verdikleri, iri yarı cellatları olan nasyonal- sosyalizm, besinini ancak derinliklerde bulabilen gür dallar yaydılar dünyaya. Büyük işler başarmak için uzun uzun düş kurmak gerekir, düşler de koyu karanlıklarda yeşerirler.”

Genet kendi sözlerini hayatıyla onaylarcasına dehasını koyu karanlıkta yeşertmiştir. O, yetiştirme yurtlarından çıkmış gasp,hırsızlık cinayet gibi bir çok suçu işlemiş, hatta suça methiyeler dizen Sartre’ın Fransız hükümetine ricasıyla cezaevinden çıkarılmıştır.

Sorunlardan,acılardan ve endişelerden kurtulmuş bir ruhun insana mutluluk getirdiği görülmemiştir. Hakikatle yüz yüzeyken, onun güçlüklerinin merkezî olmanıza rağmen ne kadar endişesiz olabilirsiniz. Kuşkusuz, aklı başında düşünen, tahlil edebilen her insan ne kadar rahat ne kadar dolu dolu yaşasa da mutlu olamayacağını bilir. Üstelik mutluluk yerine dinginlik arayışına düşer. Dinginlik bir bitkide, bir toprakta, kuşların cıvıltısındaki ahenktedir. Dinginliğin sularında sorular yoktur, cevaplar da yoktur. Kelimeler kendi kendilerini imha eder. Dinginlik seyirci olmaktır. Seyreden insan aslında savunmasızdır ve dahi umarsızdır. Umarsızlığın onu heyecansız bir yere götürdüğünü bilir. Sağlıklı insanın hayatında hareket bitmiş ise o insan gitgide bütün sorunları kanıksar ve kanıksamanın devamında dinginleşir. Fakat bu nihilist metot egoistliğin başka bir modelidir.

Öte yandan düşünen insan, mutluluğunun kof bir sanrı olduğunu anlar ve mutluluk arayışının bile mutsuz olmanın temelini attığını fark eder.

NEDEN MUTSUZLUK?

 Mutluluk görüntüsü altındaki sahte yüzler aslında bir küstahlık belirtisidir. Toplum bireyleri içinde bir çok mutlu yüzün nihayetinde gebe kaldıkları sezeryanlı-gayri meşru- çocuğa taktıkları isim hep aynıdır: Yalnız.

Yalnızlık bir kâbustur. İnsan ondan kurtulmak istedikçe anaforunun içinde kendini daha çok kaybeder.
Mutsuz insana gelince…

Her ne kadar mutsuz insan, mutsuzluğundan ve bununla beraber gelmesi muhtemel hislerden arınamama risklerini beraberinde getirse de ( öfke, kompleks, bencillik vs.), bu en çok onun işidir. Çünkü duyduğu rahatsızlık bu çabayı harcamasının sebebidir.

Mutlu insan isyancı olmaz; ki, bu hayatı anlamlı kılmanın başlangıcıdır. Mutlu ve keyfi yerinde olan bir insandan isyan, umut, hayal ve düş bekleyemezsiniz!
Diğer bir ifadeyle mutsuzluk insanı bileğiler. Yukarıda bahsettiğimiz isyan, umut, hayal ve düş potansiyeli ancak mutsuz insanın içindedir. Mutsuz insan bazen kelle koltukta yürür. Çünkü mutsuzluğundan başka kaybedecek bir şeyi yoktur.

 
Ruhsal ıstıraplarımız, iç ve dış bağımsızlığımızı üstlenmemiz sebebiyle bir olayın yeni bir duruma geçme zamanını andırarak lehimize döner. Bu ıstıraplar, düşünce ve duygu dünyamızın bağımsızlığı, insanlarla kurduğumuz ikili ilişkilerin, toplumsal ilişkilerin özgürleşebilmesinde katkısı olan ağır ve yorucu çaba ile bizi geliştirici bir sebebe dönüşür.

Bu, rahatsızlık veren dünyayı kendimize benzetebilme gücüdür. Hayallerimizi, hedeflerimizi, amaçlarımızı, bize ulaştırabilme gücü… Niteliklerimizin etkisini meydana getiren de bu gücü hissedebilmektir.
Bu gücü anlayamamak, farkına varamamak vurdumduymazlık olarak adlandırılabilir en fazla.

İnsan, ihtiyacının çoğunun alışılmışı taklit etmek olduğunu düşündüğümüzde, mutsuz insan bu alışkanlıkların ilerisinde, zordan kolaya doğru taklitsiz bir bakışla kendini bir biçimden başka bir biçime doğal olarak yöneltebilir. Gelişimin prensibi de budur.

Ebedi bir huzur, özgür bir dünya için çabalamak demektir.

Bu açıdan memnuniyet içinde mutlu olmak bencilliktir ve sorumsuzluktur.

 

 

 

Reklamlar

Read Full Post »