Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘İnsan Yüzleri – 8 – Ahmet İnam’ Category

3 yüzün 300 anlamı vardır

İnsan gramla ölçülür -zKran Fafak- Franz Kafkanın bi ters düz edilmiş haliyle arabi ‘si, yine bu isim ineğe tapan bi Kafka’da olabilir, (açmalıyım insan bunu üzerinde taşıdığı zaman hafiflik hisseder, ama kesinlikle bir ağırlığı vardır, zaten kiloyla da bulunmaz pek ve satın da alınmaz, yüz tane anlamı vardır bunun ve insan yüz kere ölçülür)) İnsan Tanrıya doksandokuz isim koydu ve ona doksan dokuz tane insan yüzü çizdi (tamam mistik oldu, ama içtim mistika rakısı, oldum sarhoş ve ekledim bir yüz, kendi yüzümü, gerçek yüzümü))

Evet sır istiyorsunuz benden değil mi, o yüze kendini çizen, bir yüzdeki yüz yüze yüzebilir,,,,

 

EREN

Hangi yaşamın erenleriyiz? Hangi yaşamın yolcuları? Nereye doğru yürüyoruz? Böyle sorular tuhaf mı geliyor size? Öyleyse gerenlerdensiniz. Durup yaşamınızı seyredecek, onu yeniden gözden geçirecek gönlünüz yok. “Sırası mı böyle soruların?” diyorsunuz belki. Peki, bu gerginlik niye? Neden geriyorsunuz kendinizi? Yaşamınızı? Günlük yaşamın sorunlarının örtüp, kararttığı gerçeklerin olabileceği hiç aklınıza gelmedi demek ki.

Öyle insanlar var: Efsânelerde, kutsallığın yoğunlaştığı destanlarda, din merkezli kültürlerde. Günlük yaşamın vıdı vıdısından, pılı pırtısının dışında anlam deren insanlar. Çağdaş dünyada da var. Erenler.

Yolda olduğunu fark edenler. Bir yere doğru yürüdüğünü fark edenler. “Yolda bir hedefe doğru yürümek” sözü, çoğunluk,
dinsel öğretilerin yaslandığı anlatım kalıplarından. Erenlik, dinsel kültürün tekelinde değil ki! Evrenin gizlerine doğru yürümenin sınırsız, bitimsiz yolları var. Yürünecek yolların çeşitliliği, insan olabilmenin önemli olanaklarından. İnsanın kendini gerçekleştirmesinin, bu dünyada varolabilmesinin, evrene sesini duyurabilmesinin o denli çok yolu var ki! Sorun, insanın bu yollar zenginliğini kavrayamayışında, kavrasa da gerçekleştiremeyişinde. Dönem dönem yaşadığı derin sarsıntılarda (savaşlar, doğal âfetler, salgın hastalıklar, yoğun siyasal cinayetler, zulümler gibi…) kendini çâresiz, yoksul olarak algıladığına tanık oluyoruz. O dönemlerin yolda olan, yolda yürüyenleri, yollar sunuyorlar birlikte yaşadıkları insanlara. Zenginlikler sunuyorlar. “Yollar bitmedi, çâre tükenmedi” diyorlar. İnsan yaşadıkça çâre hep vardır, ölüm de olsa.

Teknoloji, bir çâre arayışı idi. “Bitmedi daha, yürünecek yollar var, çözebiliriz” iletisi idi, insanın insana. Ölümle yaşam bitmiyor. Ölen bireyler, hattâ türler ölüyor, yaşam sürüyor. Yaşamı öldüremezsiniz. Bütün şiddeti ve dehşetiyle kayaların, lavların içinden çıkar gelir. Erenin demek istediği belki de odur: Yaşamın sunduğu olanakları tanıyalım ve yürüyelim. Yaşamak yolda olmaktır. (Felsefe, yolda olmaktır diyen, dayım Jaspers’in kulakları çınlasın!) Yolu, bindiği taşıtın yolu olarak anlayan çağdaş insana, yürüdüğü yolları anımsatmalı: Yürüyorsun. Yoldasın. Belediyelerin döşediği bu yaşam içine batmış yollarda değil, ötede bir yolda. Dünyan bu kadar değil, sen bu kadar değilsin. Yolunu tanı.

Yolunu tanıyıp yürüyebilene, yürümeyi göze alabilene ‘eren’ diyorum.

Neden ‘eren’? Nereye ermiş? Yol hangi yol? Belki de o bir ceren. Öylesine saf, yolunda yürümekten. ‘Ermiş’ değil, eren. Erememiş, ermeye çabalayan, ermeye, erişmeye doğru yürüyen. Döşenmiş yollardan değil. Hiçbir eren asfaltta yürümez. Erenin yolu arkasındadır. Önü yürünmemiş bilinmezliklerle doludur. Eren, izleyen, ardında giden değildir. Elbette kültürünün, toplumunun değerlerini tanır, sayar. Onları, onlara zenginlik getirecek biçimde yorumlar, onların yürüyeceği yeni yollar sunar.

Erenlere ne çok gereksinimimiz var! Sıkışmışız daracık yaşamlarımızda! Yaşamımıza temiz hava getirecek, pencerelerimizden içeriye taze kır havası dolduracaklar.

Kim olursan ol, eren ol! Böyle bir buyruk, belki hiçbir kitapta yazmıyor. Havalandıralım yaşamlarımızı. Daracık, sıkışmış, çoğu kez pis kokan. Yaşam var evrende. Yaşama dönelim. Yeni yollar arayalım. Yürüyelim. Erişmeye çabalayalım. Varamazsak, bir daha. Aynı yolu ya da yeni yolları. Yollar bitmez. Yaşamak yolda olmak demektir. Umut tükenmez. Sakın ola, umut dangalağı değiliz. İktidarın aldatmaya çalıştığı iyimser enâyilerden asla değiliz! Yol çetin. Yol zor. Ama hiçbir zulüm, hiçbir güç içimizdeki varolma aşkını ortadan kaldıramaz.

Erebiliriz. İçimizin özgürlüğü ile. Bilimle. Teknolojiyle. Kültürümüzün, yaşam biçimimizin olanca zenginliği ile. İnsanız biz. Tükenmeyiz. Yaşam tükenmez.

Tarih, tüketmeye çalışanların mezarlarıyla dolu.

Taze yaşamların, canlı düşüncelerin, heyecanlı duyguların erenleriyiz. Her iktidar bizden korkmalı. Yaşam adına hesap sorarız. Bilimden. Teknolojiden. Şiirden.

Yoldayız. Sakın ola, korkmayalım. Bir gün varacağız. Yaşamanın, has yaşamaların erenleriyiz.

————————————————————-
Ahmet İnam’ın Gönülden Bilime adlı kitabınının 47-63 sayfaları arasındaki yazılarından alınmıştır; Hece Yayınları, Ankara, 2002.

 

Read Full Post »