Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Dionysos-Apollon – Nietzsche’ Category

 Bütün etik, terimin en geniş anlamıyla kendini ifade etmenin toplumsal birliği dürtüsüne dayanır. Ama Nietzsche’nin hareket noktası soyut bir toplum değildir. O, somut bireydir. Belli bir kültürel çerçeve içindeki birey. Birey doğa gereği sosyo-kültürel içgüdülere sahiptir. Bunlar doğuştandır. Ama “tabula rasa” (boş levha) durumundadırlar. Burada rasyonalist-empirist karşıtlık aşılmıştır. Birey anasının karnından toplumsal anasının karnına doğmuştur. Kültürleşmeyi beklemektedir.

 Birey tarihsel olarak doğmuştur. Bu hayatın ancak insanlarda bulunan biricik fenomenidir ve temel bir çelişki içerir. Rudolf Steiner bu noktada, Nietzsche’nin düşüncesine giriyor. Estetik kültürel dürtüyü, Dionysos’cu-Apollon’cu güçler temelinde yeniden formüle etmenin yeri burası. İnsandaki Dionysos’cu yan onun içgüdülerini gerçekleştirmeye çabalar. Bu terime Steiner “impuls” (uyarım) diyor ve bu dürtü terimiyle eşanlamlıdır. Bu gerçekleştirmeyi bir coşku içinde anda yaşayarak, kendiliğinden ve tüm sosyal, kültürel, tarihsel koşulları belleğinin dışına çıkararak yapmaya çalışır. Ama sürekli olarak bu durumda yaşamak olanaksızdır. Çünkü, insan geçmişi tamamen unutamaz. Bellek içeri girer, geçmişin deneyimlerini getirerek içeri girer. Deneyimler tarihsel olarak düzenlenmelidir. Apollon’un oynadığı rol budur, (düzenlilik simgesi olarak). Her iki yol karşılıklı etkiye bir uyum içinde girdiklerinde, varoluşun estetik anlamı gerçekleştirilir ve bunun için olan dürtü yaratıcı olur.

 Bu varoluş üzerine bir teori değildir. Kolayca görülebilir ki, Nietzsche’nin estetik hayat tarzı üzerine görüşleri ve estetik hayat tarzının kendisi teorik aklın başarılarından biri değildir. Bu bir tasvirdir ve bütün olarak alındığında makul bir tasvirdir. Bu Wittgenstein’ın diyeceği gibi “hatırlatıcıları toplayan” felsefedir. Bu görev üzerine son sözü Nietzsche’ye bırakıyoruz:

 Ödevim: Her halis kültürün iç tutarlılığını ve zorunluluğunu kavramak; her kültürün koruyucularını, onarıcılarını ve bunların halkın dehasıyla ilişkisini kavramak. (Bu cümleler çok önemlidir, Nietzsche içinde bulunduğu kültürün ve doğal olarak bütün kültürlerin, halklarının dehasından bahsetmekte ve kültür onarıcılarının da (değerleri yeniden değerlendirecek olanların) bu yapıların içinden çıktığını belirtmektedir. Nietzsche’yi ‘ism’lerin içine yerleştirenler ve onu kaba ‘aristoklatlık’la suçlayanlara karşı bu iyi bir örnektir.) Bir kültür her büyük sanat dünyasının sonucudur, ama sık sık öyle olur ki –hasmane karşı akımlar yüzünden- bir sanat eserinin bu nihai resonansı başarılamamış olarak kalır.

Read Full Post »