Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Unison – Selin Can Özdemir’ Category

without contraries, there is no progression” W. Blake

(çelişkiler olmadan ilerleme olmaz)

Sözcükler hislerimden sıyrılıp bağımsızlıklarını ilan ettiklerinde yaralarımı saklayan göğüs kafesim ağrımaya başlıyor. Bendeki tüfeğin karşısında kalakalmış bir kuş tedirginliği mi?

Kanatlarımın bir iki kez örselenmiş olması tüm tabiat ananın bana karşı olmasını gerektirmiyor, biliyorum. Yine de, yaralarım ve zaaflarım görülebilir olduğunda derinliği olmayan bir ruhun göğsümü delik deşik edeceği fikri korkutuyor beni. Ne var ki, ben de “ben”in döngüselliğine inanıyorum; kaçmak için ne kadar uzağa uçarsam o kadar yakınlaşıyorum kendi sonuma. Biliyorum.

Bu yüzdendir, ki aylardır kendime tahammül edebilme yeteneğimi sınıyorum. “Başka bir ben yok”. Başka bir ben olmadığı gibi bu yolun benden başka yolcusu da yok. Bunu idrak ettiğim ana rastgelir “yalnız kalan” olmaya çalışma denemelerim. Ve tam da bu denemelerden sonrasına denk gelir “olmaya çalışmak”la birdenbire “olmak” arasındaki farkı anlamam. Yalnız kaldığımdan değil, oluvermenin büyüsüne kapıldığımdan.

Her acının, sevincin ve yalnızlığın ve hayatın ve ihanetin ve ruhun ve bedenin “bir”liğinde sınanıyor benim inancım. Önceden inandıklarımı birdenbire biliyorum. Bilmiş oluyorum. Bilene kadar sıkıntıları katmerliyorum belki, ama “biri olabilmekle” “bir” olmanın arasındaki farkı hissediveriyorum günün “bir”inde.

(çokluğun karmaşasına karşı bir’in kudreti kelimelere sığamayacak kadar üstündür. birden başlayan insan onun anlamına vakıf olabilmek için önce sonsuzca çoğalır, döndüğü yer birdir ,birliktir. bir bakarsınız ki, çoğalmalar anlamsız- laşmış. aslında bir teklikteki çoklukmuş, sessizlikteki çok seslilikmiş. bir her şeymiş. )

Bir tel koparsa ahenk ebediyen kesilir, ama ahenk kadar sıkıcı şeye de az rastlanır. Düzensizliğin arasından düzen kendini gösteriverince geçici huzur bulunur belki, ama kemirgen düşüncelerden arındırılmış birkaç steril an’dan başka şey değildir bizim için huzur. Huzur, bir hissetmekte, kendine tahammül edebilmekte, kendini affedebilme kabiliyetinde yatar. Bildim.

Bu yüzden kendime -yani yaralarıma, çocukluklarıma, sevinçlerime, kaygı ve korkularıma, içimdeki telleri koparıveren sevdiklerime, toplum ve birey arasında kalışlarıma, ansızın içimde uyanan yaradan’a, kuruntularıma, bedenime, doğaya, çelişkilerime, geçmişime ve geleceğime sarılıyorum artık. Bir tek acıyla kendimi var etmeyi reddediyorum; bütün hislerimi koynuma alıyorum. Bak, deniyorum en azından! Bu dinmek bilmeyen tedirginlik kendini bilmenin gerçekliğiyle yansın diye bekliyorum. Ve inanıyorum, ki “Gerçek nedir? Gerçek benim!”*

Yol sürmekte. Yol uzun ve zorlu. Varış yeri en önemsiz olanı. Hep diyorum: Yol da benim, yolcusu da. Bardağın dolusu, boşu bir yana bardağın ta kendisiyim ben! Sevmekten çekinmeyen, kendini bilme çabalarından vazgeçemeyen de benim, her şeyi bir anda ardımda bırakıp kanatlanan da. Dipte sürünen de benim semaya kafa tutan da. Bir gün somut bir yalnızlığa bulanacak olma fikrinden deliler gibi korkan benim.
Nar gibidir güzelliğim. Herkesten önce ben bilmeliyim bunu. Anlamsızlığa bulanan da benim, anlamların alası da bende. Hiç de benim Hep de. Hepsinden önemlisi şunu biliyorum ben:
“Ne kadar yalansız yaşarsak, o kadar iyi”**

Björk’ün sesi bir kez daha bana hatırlatıyor
“i never thought i could compromise”***

Ve yine bırakıyorum şiir konuşsun:

“yara benim,
hançer benim
hem tokat, hem tokat yiyen
çarmıh da ben, isa da
hem celladım hem kurban”****

* Montaigne
** Can Yücel/Sevgi Duvarı
***Björk/Unison
****Baudelaire

http://selincozdemir.blogspot.com/

Read Full Post »