Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Ekim 2010

Kadın bedeni, ak tepeler, ak baldırlar,
bir dünyadır açık kasığın senin.
Benim hoyrat çiftçi bedenim kazar seni
ve fırlatır oğulunu toprağın derininden.

Bir tünel gibi yalnızdım. Kaçardı kuşlar benden,
ve gece alırdı kudretli kucağına beni.
Yaşayabilmek için silâh gibi biçimledim seni,
yayımdaki ok gibi, bir taş gibi sapanımdaki.

Ne ki sonu vardır öç saatinin, ve severim seni.
Tenden ve yosundan senin bedenin, uysal ve güçlü sütten.
Ah, göğüslerinin vazosu! Ah, gözlerin ne kadar da uzak!
Ah, venüs tepeciğinin gülleri! Ah, senin usul, üzgün sesin!

Sen, kadınımın bedeni, merhametli yol gösterici yıldızım.
Arzum, sınırsız özlemim ve belirsiz yolum benim!
Doğurur kasvetli sular sonsuz susuzluğu,
ve kendini ele veren yorgunluğu ve sınırsız acıyı.

Pablo Neruda—

Reklamlar

Read Full Post »

Bir söz söyledim ve sen öldün.
Sustum ve sen öldün.
Bir şey yaptım ve sen öldün.
Hiçbir şey yapmadım sen yine öldün.
…Seyrettim ve sen öldün.
Düşündüm ve sen öldün.
İsyan ettim ve sen öldün.

Sen ölmeden, sen ölürken ve sen öldükten sonra.
Sordum, neden?
Bu akılsızlığın hiç bir akıllı yanıtı yok.
Çünkü gerçek herkesten önce öldü. Bundan ki ölüm nedeninin hiçbir önemi yok.

Öldüğün için;
“Sen haklıydın ben haksız.”
Dedim ve ben öldüm.
Şimdi ben de haklıyım. Artık eşitiz, artık kardeşiz ve artık özgürüz.

Peki mutlu muyuz? Mutluysak neden hala ölüyoruz? Mutlu değilsek neden hala savaşıyoruz?
Ortak akıl asgari deliliğimizin ortak paydasında buluşmak.
Gerçeğin/doğrunun olmadığı bir kaosta, deliliğin de aklın da hiçbir anlamı yoktur.

Theodor W. Adorno,,,

Read Full Post »

 

ben gökyüzünde bir yıldızım, nadir parlarım, gökyüzü kapkaranlık olduğunda, varacağın yeri gösteremem sana, bir adım öteni gösterebilirim,,,
ben virgülden önce sonluyum, virgülden sonra sonsuz,,,
ben hem birim, hem sıfırım, birimi topla, sıfırıma çarpılma derim,,,
ben bir oyunum, anlamımı oyuncuda bulurum,,,
ben gökyüzüne çıktığımda yeryüzünü seyrederim, yeryüzüne indiğimde gökyüzünü,,,
ben bir damla suyum, bir damla mürekkep, bir damla kan, gözyaşımla gözbebeğimi parlatırım, yazdıklarım geçmişi geleceğe bağlar, sevgim desen damarlarımda dolaşır,,,
ben üç noktaya kuyruk takar onu bilinir kılarım,,,
ben bir metaforum, olduğumu da, olmadığımı da bilirim,,,
ben dörtteüçüm, yarımım, bazen çeyreğim hatta, bunu da bilirim, ama bazen de tamım işte,,,
ben gecenin üçüyüm, yarım saat sonra üçbuçuk atacağımı, bir yarım saat sonra, dörde dört vuracağımı bilirim,,,
bildiklerim kadar bilmediklerimim,,,
ben gümbür gümbür bir fısıltıyım, fil kadar bir karıncayım, bir çelişkiyim, gökyüzüne düşerim,,,
ben bir bilgeyim: sometimes, somebody,,,

(senin hikayen nedir,,,)

Read Full Post »

Kişi, kendi birliğini ancak çatışmalar içinde bulabilen varlıktır.

Yaşam kişinin kendi alanıdır, ama yaşam- zindandır çoğunlukla; bazen bile değil.

Kişi hep başkalarının varlık bedelini öder. Kendi bedeli hiç yoktur zaten kişinin; ödediği hep başkalarının bedelleridir.

Kişi ‘Zaman dışı’ dır hep – Bu yüzden kendine zaman bulmak, çalmak zorundadır.

Kişi erteleyendir. Değerlendirmelerini; dolayısıyla ulaşacağı sonuçları; dolayısıyla vereceği kararları, dolayısıyla bulunacağı eylemleri, ve dolayısıyla, ne olacağını hep erteleyen.

Kişi hep, kendi yaptıklarıyla, olmayı istediği ‘kişi’ ile ‘kendisi’ arasında setler çeker.

Kişi ‘istem’ ile ‘olma’ arasında gidip gelen bir olumsuzluktur: Hep istemediğini olan; olduğunu hiç istemeyen – istemediğini hep olan; istediğini hiç olmayan – hep olduğu, hiç istemediği olan.

Kişi, susuyorsa, ya çok az şey biliyordur, ya da çok fazla.

Kişi, anımsadığıdır.

Kişi, kendini bir türlü bulamayıp, boyuna dünyayı ve nesneleri kurcalayandır.

Kişinin, kendi üzerine soruları arttıkça, yanıtları azalır. ( Zaten tersi doğru değil mi: Kendi üzerine bütün yanıtları” bilen” kişi, kendini hiç sorgulamamış kişi değil mi ? Yani insanların çoğunluğu.)

Ölümdeki hiçlik, kişinin en öz varlığıdır.

Kişi, kendi dibine hiç ulaşamayandır – Boyuna suya dalan ama nefesi yetmeyerek, dibe ulaşamadan hep yeniden, yüzeye çıkmak zorunda kalan.

“Kişi,çıkar” yolu olmayandır: kişinin yolları”çıkmaz sokak”lardır.

Kişiyi kişi yapan, kendisine”sahip olması” yada, sanki yoğun bir çabalama sonucu, kendisini “bulması”
değildir. – kendini aramasıdır; bu arama edimini de sürekli kılabilmesidir.

Kişi ancak kendi kendini atlatarak var olabilir; kendini tam ve sürekli bir bilinç içinde tutmaya çalışan kişi,
ölümün kapısına dayanır…intiharın.
215-Bir insan”cinsi”nin özelliklerini yinelediği sürece kişi değildir – ancak yinelenemeyecek, yepyeni bir yanıyla ortalama ”genellik”ten ayrıldığı yerlerde kişi olabilir.

Kişi, bir insanın kendine dönüp dineldiği yerlerde oluşur – o yerlerin toplamıdır.

Kişi, yoktur; yada varlığı yokluğudur.

Her düşünme, kendi yalnızlığının içinden çıkarak gizlice, sonradan gelen yada sonrasından giden düşünme içinde konuşur.

“Roma” kadar engin, derin, karmaşık; yüksek, geniş,dolambaçlı olmakla, herhalde.

Özgürlük budur belki de – sürekli bir yersizlik; sürüp giden bir yol.

Kişi, yaşamı boyu, bir yerde takılıp kalıp, yolda olduğunu sanabiliyor; yada, ters taraftan, sürekli yürüdüğü halde bir yerde durduğunu….

Önemli olan, bir yerde bulunmak değil, bulunduğu yerin bilincinde olmaktır; aynı şekilde, yolda olmak değil, yürüdüğü yolun bilincinde olmak.

Yer de, yön de, yol da, bilinçtir.

Kendi yönünü bulmanın tek yolu, başkalarının yüklerini yüklenerek başkalarının yollarını yürümektir.

Bir yaşam, bir yönün bir yol olup olamayacağının deneme sürecidir.

Yaşam bize pek aldırmaz gibidir
– yaşadığımız kadarı bile… (S 23)

Neyi ne kadar zamanda yapabileceğimiz konusunda temel bir yanılgımız vardır: hep daha hızlı hesaplarız yapabileceklerimizi – hep daha yavaş yaparız, yapabileceklerimizi… (S 28)

Uygar kişi acı çeken insandır. Ama “üzüntü” değildir bu; bir vah vah değil. Dünyanın temelden bozuk olduğu duygusu gelir uygar kişiye zaman zaman – o zaman acı çeker. Üzüntüden çok kızgınlıktır bu.
Ama, yine zaman zaman, birden, hiç beklemediği bir anda, dünyanın temelden yerli yerinde, düzenli, tam olduğu duygusu duyar; o zaman da, tam tersine, mutlu olur; içten derinden… Mükemmelin ne olduğunu anlar o zaman.
Böyle çelişmelerle doludur uygar kişi. (S 54)

Yol kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir. (S 69)

kendi yerini yerleşiklikte bulamayan kişi, onu yolculukta arar. (S 69)

Yerleşiklikten rahatsız olan kişinin gezginlikte aradığı, aslında yerleşebileceği bir yerdir: Düzenini bozarak gezginliğe çıkan kişi, kendi düzeninin peşine düşmüştür. (S 71)

Yerinden huzursuz olan kişi, yola düşer – yeni bir yer bulmak için olmasa bile, biraz yürümek, yol almak için… S 106)

Özgürlük budur belki de: Sürekli bir yersizlik; sürüp giden bir yol… (S 145)

Yürüme – Oruç ARUOBA – Metis

ben de bir kaç ekleme yapmak istiyorum—

kişi onu diğerlerinden farklı kılacak şeyin peşindedir, ama beri taraftan bu keskin bir yalnızlık anlamına gelmektedir, diğerlerinde kendinde bulunanları, bir tür aynılığı arar, bulabildiği ise olması gerektiği gibi sadece bir kaç noktada aynılıktır,,,

kişi, bir tür birleşmeyi değil, bir tür kopuşu işaret eder, bu anlamıyla bir tür olumsuzlamayı içerir, ancak kişi kendi üzerinde kişi olmanın yükümlülüğünü hisseder,,,

kişi, insan genellemesinin istisnasıdır, bu istisna olma hali, kişiyi, tarihin, toplumun ve doğanın dışına iter,,,

kişi varlıkla değil, varoluşla ilgilenir, varlığıyla varoluşunun çatışmasının ürünüdür,,,

kişi bir tür batı imgesidir, doğu imgesi kişinin hiçliği üzerine kuruludur, batı imgesi ölümün hiçliği üzerine kuruludur, kişi, ölümün dayattığı hiçliğe karşı kendini orjinal bir biçimde inşa ederek korunmaya çalışır,,,

kişi bu bakışla ezeli yenilgiye karşı bir tebessüm çabasından başka bir şey değildir,,,

Read Full Post »

(ben orbiti barışın izniyle şöyle tanımlıyorum, 23.yy’ın olrici))
“Hey patron!” diye vızıldadı Orbit…
— Sana muhtaşem bir hatun buldum. “İlişkiye Açık” hale geldi biraz önce… Bilinçaltı taramasını yaptım ve tahmini ilişki süreniz 16 yıl!!! Kaçırma bunu!. Yalnız yola çıkmak için 46 saniyen var… Diğer adaylar da yola çıktı ve senin mesafe avantajın var. %97 olasılıkla birbirinizi görünce vurulacaksınız. Patron hadi! Bu fırsatlar her zaman gelmiyor!!!
Yerimden kalkmadım… 
46 saniye sonra, Orbit şöyle dedi: “Patron seni terapiye almam gekiyor.”
Mesaj sonu…
tavsiye ettiğim bir blogu var:
Allaha inanmaz, ama benim Allahın oğlu olduğuma inanır : )))

Read Full Post »

(…) 1977′de İsviçre’de Zürih’te yaptığım bir konuşmada da söylemiştim: Bence bildiğimiz ‘insan’ (isim ya da sıfat’ sözcüğü bir ‘fiil’dir (edim) hem gerçekte, hem bence. Ve ben insan aklına gelebilecek bütün zamanlarda bu ‘insan’ fiilini  çekmeye çalışırım. Tabii yeni bir sözdizimi ve yeni bir dilbilgisiyle. Hem çaktırmadan yürürlüğe salınmış algı ortalamasına kesinkes karşı olarak. Evet bütün işlediğim iş bu. (…)

Read Full Post »

Gül…

1969 playmate i…

tanrıya (allahın ay tanrısı olduğunu öğrendiğim gün allaha da aşık oldum) allaha bir söz vermiştim, güzel gördüğüm ne varsa aşık olacağım diye, gül, nasıl bir güzelliktir bu ya,,,

hadi Allahla bir metafor daha, bir ayet, Allah size zulmetmiyor, siz kendinize zulmediyorsunuz,,, haksız mı Ay tanrısı,,,

ruh eşimi buldum, ama dört kadına da aşığım, ne yapacağım bilmiyorum, ateşime dokunmaları lazım, o ilk elemente, bu ateşten geçmek ve son element olmak istiyorum, toprak,,,

Read Full Post »

Older Posts »