Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Nisan 2011

Kavuşma…

Ete kemiğe bürünmüş bir halde dünyaya gözlerimizi açtığımız an, annemizle iç içe geçirdiğimiz dokuz aylık zaman dilimi boyunca edindiğimiz bütün bilgilerin bizden koparak boşluğa dağıldığı andır aynı zamanda – inanıyorum buna. Ve insanın hayatın manası diyerek aradığı da boşluğa dağılan bu bilginin ta kendisidir bana kalırsa. Üstelik öylesine sancılı bir arayıştır ki söz konusu olan, insan bir noktaya kadar sessiz, sakin kalabilir. Bir infilak anı vardır. Bir bulma… yeniden bulma anı vardır – beklenir.

(fil uçuşu adlı blogdan, feelozofun akışına ve bağlamına oturttuğum bir paragrafı aldım, blog, kültür ve sanat üzerine, okunan, dinlenen şeyler üzerine değerlendirmelerden oluşuyor, değerlendirmelere tatmin edici bir derinlik katılmış, üçbinküsür izleyicisi görünmesine rağmen, tek tük yorum gelebilmesi, yorum fukaralığı göze çarpıyor, ona hoş bir yorum attım, bir sinema filmini değerlendirmesinin üzerine, yolu buraya düşerse, buradan sorayım, bir fil “sadece” uçarken mi özgürdür, yoksa “bir yere” uçarken mi : )

Reklamlar

Read Full Post »

5 kuruşluk değil, 3 kuruşluk bir akıl bunları anlamaya yeter, altın değil gümüş bir kalbin olsa şuradaki şeyler sana batar (hani sözümona müslümansınız ya, ulan tayyip, evine altın musluk taktırırken, hiç mi düşünmedin, bu ülkenin ateisti bile, islamın neden altını yasaklayıp, gümüşü önerdiğini bilir, değerli bir şey taşı, ama altına değil, allaha kulluk et))

beni hor görme kardeşim

bir kız çocuğunun kafası kesilecek… sen epey bir süre kâtili bulamayacaksın… sonra kalkıp kızın anasına babasına “kızını dövmeyen dizini döver” edebiyatı yapacaksın…

sen altınsın ben tunç muyum

bir yerde bir miting/toplanma sırasında güvenlik güçleriyle çatışma çıkacak… sense sadece resmi raporları ölçüt kabul edecek; asla “senin vatandaşı”n olanın anlattığını dinlemeyecek, sonra da âdil olduğunu söyleyeceksin…

aynı vardan var olmuşuz

statükoya karşıyım diyeceksin… ‘statü’yü ele geçirir geçirmez ‘ko’ maya başlayacaksın…

sen gümüşsün ben saç mıyım

sen vurunca milletperver olacaksın, ben vurunca hain olacağım…

kimi(miz) molla kimi(miz) derviş

devlete karşı bireyi savunan gene sensin elhak… de niye sen hep doğrusun ben hep yanlışım?..

sen balsın da ben çeç miyim

suçlu olup olmadığı belirsiz insanları hapsedeceksin… “araç yoktur” gibi sebeplerle yargılanmalarını erteleyeceksin, bir anlamda engelleyeceksin… ama uçan, yüzen, koşan makam araçlarınla her yere zamanında gideceksin…

yüzbinlerce gencin yaşamını belirleyen kurumsal hataları -kurumların kendileri kabul etse bile- sen etmeyeceksin… sonra kalkıp bunu eleştirenleri illegal örgütlerle ilişki içindedir diyerek mesnetsizce damgalayacaksın… o da yetmiyecek eleştiricileri, karşılarına yasadışı milis kuvvetleri dikmekle tehdit edeceksin…

toplumsal iradeyi %10 barajıyla budadığın yetmiyecek, toplum yararına temsilcilik edeceklerin önünü tıkayacaksın… sonra da kalkıp halkın temsilcilerinin önünü tıkayan kurumun için o bağımsızdır ben karışmam, diyeceksin…

sen kalemsin ben uç muyum

şurda başka bir özerk kurumun sorumluluğunu paylaşırken burdaki özerk kurumun kararlarında sorumluluğu reddedeceksin…

şurda halka hesap verir görünecek -mesela enflasyon mevzuunda- ; burdaysa -mesela nükleer santral mevzuunda- tüm ititrazları reddedecek, nesnel saydığın öznel doğrularına sarılarak, hesap vermeyi lüzumsuz sayacaksın…

sen yolcusun ben baç mıyım

ben senin karşında neyim?.. sen devletsin ben yurttaş… haaaayır!.. ben suçluyum sen mâsum…

peki suçum ne?..

görmek… tepki vermek… aksülamel yahut aksülnazar eylemek…

sen tatlısın ben acı mıyım?..

italikler: âşık veysel

(blog: açık-koyu; yazan cüneyt uzunlar)

çeç: tahıl yığını

aksülamel, aksülnazar: tepki vermek, dikkat etmek

Read Full Post »

Din

‘’Din’’ kelimesi çok güzeldir. “Kavuşmak’’,’’tekrar bir araya gelmek’’ anlamlarına gelen religere kökünden gelir. Kiminle? Kendinizle, benliğinizin kaynağıyla. Peki neden tekrar bir araya gelmek? Çünkü siz kaynağınızla zaten bir aradasınız ki bu yeniden bir araya gelmedir. Siz kaynaktan gelmektesiniz. Derinlerde bir yerlerde hala kaynağın içindesiniz. Yalnızca bir ağacın dallarının köklerini unutması gibi, ama dalları kökten koptuğu için değil çünkü öyle olsaydı yaşayamazlardı. Dallar sadece köklerinin orada olduğunu unutmuşlardır. Egoları, göğe uzanan yükseklikleri, ayla olan romantik ilişkileri sonucunda, yeraltında onları besleyen, destekleyen, olmadıklarında bir an bile var olamayacakları kökleri olduğunu unutmuşlardır. Kökleri kesilirse tüm yeşilleri, tüm çiçekleri ve tüm meyveleri bir rüyadalarmış gibi bir anda kaybolur. İşte size de böyle olur. Köklerden çok uzaklarda, dallarda yaşamaya başlarsınız. Bir yığın çiçek açarsınız. Kendinizden geçmişsinizdir. Çevrenizdeki her şey güzeldir. Köklerinizi tamamen unutursunuz, ancak köklerinizden de kopmamışsınızdır.Bu unutkanlık, sadece unutkanlık. Dinin anlamı budur: Tekrar birleşmek, yeniden hatırlamak. “Hatırlama’’ kelimesi de güzeldir.Yeniden üye olmak anlamına gelir; tekrar kaynağın bir parçası olmak, kaynağa gitmek ve yeniden üye olmaktır. Din hatırlamadır. Din sayesinde organik birliğin, kendinizin yeniden parçası haline gelirsiniz. Din kendi kaynağınızla yeniden birleşmedir. Diğerleriyle ilgisi yoktur, bu tamamıyla sizi ilgilendirir, kesinlikle sizi. Din kişiseldir. Sosyal bir olgu değildir. Ego, her zaman diğerleriyle ilgilenir. Tamamen kendinizle ilgilendiğinizde egoyu bırakırsınız. Var olması için bir neden yoktur. Din tamamen yalnız olduğunuzda, karşılaşacak kimse kalmadığında gerçekleşir. Böyle bir bütünlük söz konusu olduysa el değmemiş bir teklik ve müthiş bir kendinden geçme gerçekleşir.

Dindarlık

Tanrı yoktur, dindarlık vardır. Bu bir özellik, bir kokudur. Onu yaşar ama göremezsiniz.Ve yaşadığınız zaman dışarıda, orada olan bir nesne değil, burada olan bir nesnedir. Kalbinizin derinliklerindedir. O sizin öznelliğiniz, bilincinizdir. Bu yüzden inanmayla ilgisi yoktur ve görmeyle de ilgili değildir. Dindarlık vardır ama Tanrı yoktur. “Tanrı” sözcüğünü ne zaman kullansam basitçe dindarlık demek isterim. Unutmayın. Bu kelimeyi her zaman dindarlık olarak düşünün. Dindarlığın bir özelliği vardır, ama Tanrının yoktur. Ama insanlar bir Tanrı isterler, dindarlık değil; dindarlık ilgilerini çekmez. Buda gibi insanların çok fazla ilgi görememesinin sebebi budur. Buda ve tüm dini, Buda’nın doğduğu yer olan Hindistan‘da yok oldu. Buda dininin yok olmasının en büyük nedenlerinden biri Buda’nın Tanrıya değil, dindarlığa önem vermesiydi. Dindarlığa doğru yönelmelisiniz, ama bu hemen sahip olabileceğiniz hazır bir şey değil. Dua edebileceğiniz, isteyeceğiniz bir şeyde değil. Orada hazır beklemez, varlığınızın özünde bir yerde yaratmanız gerekir. Tıpkı sevgi gibidir, içinizde açması gerekir ve onun kokusunu bırakmanız gerekir. Dindar olmanız gerekir. Sadece o zaman Tanrı vardır, aksi durumdaysa yok.

Dinsiz

İlk olarak paganın kim olduğunu anlamak gerekir. Bir pagan, Hıristiyanların pagan dediği şey değildir. Pagan, doğal bir insandır: içtendir, ikiyüzlü değildir, hayatı doğallıyla yaşar, aklın egemenliğinde değildir.Varoluşun bir parçasıdır. Her zaman varoluşla birlikte hareket edip başka bir yere gitmeye çabalamak yerine, varoluşun götürdüğü yere gider. Bir paganın hayatında amaç yoktur. Bir paganın hayatında anlamlarla ilgili sorular yoktur. Hayatın kendisi o kadar güzeldir ki onun anlamını sorgulamak son derece gereksizdir.

Read Full Post »

Bence – ke

– Bence öyle!

– Bence değil! 

Read Full Post »

Sevinmek İçin Çok Erken

Hayır yoldaş hayır!

Kışlık Saraydan ve müzelerden en az sizin kadar ben de tiksiniyorum. Ama yıkmak, kurmak kadar eskidir, o ölçüde gelenekseldir. Artık sevmediklerimizi yıkarken, sıkıntıya doğru gidiyoruz, tıpkı kurulanı seyrederken olduğu gibi esniyoruz. Tarihin dişi düşündüğümüzden çok daha fazla ağuludur, zamanın kargışlaması silinemez. Çığlığımız hala acının çığlığı, nesneninki değil.Yıkarken, eski dünyanın kölesi kalmış oluruz gene:Geleneği durdurmak onu sürdürmektir. Daha büyük bir kargış ağırlığını duyuruyor üzerimizde: Uyumadan yemeden edemiyoruz. Kimileri kurmayı, kimileri yıkmayı sürdürecek, çünkü güneşin altında her şeyin kendi zamanı vardır, ama ne kurmaya ne de yıkmaya benzemeyen bir üçüncü güç doğmadıkça, bizler köle olmayı sürdüreceğiz.

Mayakovski

Read Full Post »

Ortalığın mına koyucam diyosun, buyur koy, okudum bi şeyler anladım sanırım;

Vürüz müsün sen yoksa???

“Çişim varken daha hızlı yazıyorum..ya işerken?” temalı yeni saçmalamaya hoşgeldiniz..diniz..diniz…diniz…
Nihayetinde içinde bir İŞ var.
Nihayetin de (kokulu bar) içinde bir şeyler var. Fukara isyankarlar mesele ama hep isyan ettiler en küçük sesleri ile???
Bir önceki cümlede 3. Sırada ikamet eden kelime “mesela” dır. Fakat kulak organının kimileri tarafından fetiş meselesi olması beni çok üzüyor. “Çişim varken daha hızlı yazıyorum..ya işerken?” temalı saçmalamaya hoşgeldiniz demiş miydim?
Gittim ve çişedim. Herhangi bir değişiklik farketmedim.Ne yaparsam yapayım olmuyor.İnek içiyor,dağa kaçıyor,yanıyor bitiyor kül oluyor.Küllerinden yeniden doğuyor, daha da sapkın, daha bi delice.Peki söyle bakalım “ doktor bu ne???? ”.
“ B U B İ R B O R U.. “
Büyük harflerle yazışmanın haykırmakla bir olduğunu öğrendiğimde önemsediğim ve de ciddiyetine inandığım tüm sistemler sistem of a down. Kalitesiz yazar kaliteli okurum demiş miydim?
Mütemadiyen kendi abuklamalarından bahseden bir zavallıyı okuyan sen sanırım benden beter durumdasın. “doktor sen kimsin?”
……………………………………………………………………………………………………………………………………………….
İçeride biri var??
Konsantrasyonum bozuldu, sulandım.
Bazı fiiller var ki –kimi pozisyonlu durumlarda- mümkün mertebe (kusucam) kullanılmamalı :
-orgazm esnasında GELMEK.
-tahrik olunca SULANMAK.
-banyo ETMEK.
-kahvaltı OLMAK.
-çüke YAZMAK. (düşerken özellikle)
-taklit ÇIKARMAK (kullanıcısı bol [şişko anlamında] )
-rahatsızlık VERMEK (zaten rahat değilim)
-ve diğerleri (yaklaşık 7891 adet)
Bir sayı öne geçer devrim olur..bir sayı geride kalır benim olur.. Dünyayı kurtarırken beni mi ezeceksiniz?
Cevap ……………………………………………………………………………………………………………………………….
a-ezeceğiz vesselam.
v-ezmekle kalsak iyi.
g-acılı ezme var mı ağbi?
ö-ezeli rakibim yok, zaten başarısızım.
ğ-son seçenek olmakla ğururlanıyorum.homoyum. (burada homojen kastedilmiştir.)
CHAPTER 4
Çocuğum olursa adını Huyunutku koyacağım…ğım..ğım..ğım..
Huyla, huysuzla,3 beyazdan biriyle (un),zaferle (utku) ya da bunamayla (unut) bir ilgisi yok. Sadece huyunutku.. uktunuyuh da olabilir.anlamı: ateşe tapan. Kaynağı: hiç bir dil.

sENEM


,,,
neden üç virgül koyuyorum, üç nokta koyduğum ne varsa, hani macera devam ediyor kıvamındaki çizgi romanlar gibi, de, anladın mı bu de yi, bağlayacak, mı, bağlayamayacak, mı, bir sonraki sayıyı soruyorum bayiye, o bayide yok, bu bayide yok, maceraya ne oldu, yaşandığı kısmına, bu maceranın sonu desek, mi, yarım kalan da bi tam değil mi, o da sonuçta iki yarım değil, mi, mı lar soru edatıdır, ama mi desen kalbimden kopan bir nota, anlamlı, mı, sesli ama sözsüz, bence gerçekte bi bu anlamlı, değil, mi, bak biri değil dedi ve kısaşarkısını yaptı: mi!, şarkılar niye 3 ila yedi dakika arasında, on saniye ya da atmışüç saat değil, burada kesin hayatın anlamı gizlidir,
ne anladık,,,
de bağlayamamış, üç nokta bir dua olmuş da tanrı yine de duymamış,,,
gelelim yazının başına yine, (başını götüne koyuyorum, sırf post-modern olsun, kolaj olsun, afili olsun diye)
neden üç virgül koyuyorum,,,
akıllı mısın,
e o zaman dedim ya, başını götüne koyuyorum, o göte de üç kuyruk takıyorum- hehakeh (doktor, — kim olduğunu hala bilmiyorum— bendeki kişilik bölünmesini gülüşümden çıkardı, söylediğine götümle güldüm, lakin çıkan sesi duyunca, mına koyiim, herifçi haklı mı ne : )

not:

vürüzüm, dikkatli ol içine girersem, kendimi kopyalıyorum, eğer sadece oradan giriliyorsa ıslanacağım demektir- hehehe (hafiften utanmış gibi güliim, birisi bi şey derse utandım ya derim) kız milleti kibar senemcim, ıslandım diyolar,,,

Read Full Post »

hayat bir hesap çizelgesi, stratejiler bütünü değildir.
çünkü biz insanız
ve hayat bir hesap çizelgesi, stratejiler bütünüdür.
çünkü biz insan değiliz

ya da insan olmak ne?
aslında bunu mu konuşmalı dersiniz

değiştirmeye çalışmadan değişiyorsa
değiştirmeye çalıştıkça değişmiyorsa
içinde bulunduğumuza savaş mı denir?
ve en yorgun halimizdeki uykunun adı mıdır ölüm?

ne nedir?
ne değildir?

(http://monnigigi.wordpress.com/

sedas— 

(bunu daha önce bloguma almadığım için yazarından özür dilerim, gerçi teması bloguna yapmışım, ve gerçi(k): öpüşmenin bir zamanı vardır,,,

ortayaşta bir adam olduğum için mektup denilen hadiseyi tatmışımdır, çekmecemde de çok özel mektuplar vardır, posta kutunda o beyazlığı görmenin, o beyazlık üzerinde mavi-siyah rakseden kadınlar görmenin tadını yaşadım, bir yere geleceğim, mektuplar mahremiyeti de temsil ederdi, nasıl etmesin, yazarken içini dökerdin, en cesur korkaklığındı, ya da en korkak cesurluğun, dijital saatler vardı belki de, japonlar yapmıştı belki de, ama zaman dijitalize olmamıştı, günler, haftalar sayılmazdı, şimdi değişik bir ifade tarzı imkanı doğdu bu bloglarla, mahremiyet yerine açık kart, mahremiyet algısıyla kurduğu kutuba bakacak olursak; yine şu değil mi; en cesur korkaklık, en korkak cesurluk,,,

mahremiyet – açık kart kutuplaşmasında sanmayın ki biri doğru, biri yanlış, bunu en güzel milan kundera anlatmıştır (bkz. varolmanın dayanılmaz hafifliği 2)

lakin kanımca, mahremiyetin benlik ayrışmasıyla ilgisini kurmak, anlayışımıza derinlik kazandıracaktır, bir travma sonrası, çok da korunmacı güdülerle yüklü olmama rağmen, açık karta prim vermem bundan dolayı (ancak doğrudan değil, metaforlarla, yaşadıklarımın özeti, a, b, c, kişisiyle x, y, z, olabilir, olayları açıklamak, durumları açıklamakla çakışmıyor, ancak metaforlar bu bağı kuruyorlar)  açıkçası ben kendimi post-modern zamanın turnusolu olarak görüyorum, ilk elden verdiğim şey bir tepki, o kağıdın mavileşmesi ya da pembeleşmesi, bir adım geri çekildiğimde ise şunu diyorum: bu asit! bu baz!

Read Full Post »

Older Posts »