Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘mişel fuko’ Category

 

mişel fuko (micheal foucault)
marksist cenahta iktidar ve devrim sorununa yaklaşımı yüzünden eleştirilir. halbuki fuko kadar iktidarla uğraşmış bir başka düşünür yoktur.

evet, fuko “kurtuluş”un nerede olduğunu göstermez, zaten spesifik entelektüel tanımını da bunun üzerine kurmuştur, devrimin ortak bir tahayyül olduğunun altını çizer. ancak varolan iktidar yapılarının, onların söylemsel araçlarının, teknolojilerinin eleştirisini yapmazsak bunların kendisini ileride tekrar üreteceğini söyler. (bir burjuva fransız tarafından çarlık döneminde ruslara önerilen çalışma kamplarının stalin zamanında büyük çapta tekrardan ortaya çıkması gibi. ya da bir hapishane gözetleme sistemi olarak düşünülen panoptikonun daha sonra okullara yayılması gibi) demek istediğim, fuko hiçbir zaman, marx’ın işçi sınıfına “biz size neden mücadele ettiğinizi göstereceğiz” demesi gibi bir şey dememiş, iktidarın analizi ve kendi deyimiyle “şimdinin ontolojisi” işiyle iştigal etmiştir. analizlerini yaparken heidegger’in ontolojisine, nietzscheci soybilime, kantçı kritik tutuma, marksist maddeciliğe sadık kalmış ve özellikle les mots et les choses’de görülebileceği üzere fenomenolojiden de yoğun şekilde faydalanmıştır.

fuko analisttir sözün özü ve devrim gibi büyük bir altüst oluşun ardından kurulacak, sentezlenecek yeni toplumun teknisyenliğine soyunmak onun işi değildir. ona göre, öncelikle iktidarı ve nasıl işlediğini anlamak çok önemlidir. iktidar basitçe iyi ya da kötü denemeyecek ama tehlikeli olabilecek bir fenomendir ve devrimci çabanın da bu tehlikeleri gözardı etmemesi gerekir, çünkü geçmişte özgürleşme adına yola çıkmış hareketlerin nasıl özgürlüğü yok ettiği, bakunin’i haklı çıkarır şekilde defalarca gözlemlenmiştir.

marx’la ve onun düşünce evreniyle arasındaki farklara -ki birçok marksist bu farklara dikkat etmez- gelince…

fuko diyalektiği, çelişki mantığını bir yöntem olarak reddeder. ona göre esas olan çelişki değil çatışkıdır. diyalektik düşünüş, marksistlerin bildiği gibi, sentezi, çelişen güçlerin “sublated” bir anda aşılmasına dayandırır. fuko bu düşünüş modunu kullanmadığı için onda gelecekte devrimci sentezin nasıl olacağına dair sorunun yanıtını aramak nafiledir. bu sorunun yanıtı hepimizdedir. hatta marksizmi, bazı devrimci ütopyaların sonunu getirdiği için eleştirmekten kendini alamaz.

fuko’da tarih anlayışı, progresif, lineer değildir. ona göre toplumlar bir tahakküm formundan ötekine geçer ama mutlak surette ilerlediklerini söylemeyeyiz. bu da onu marx’ın eurocentric bakış açısından ayırır. entelektüeller fransa’da atıp tutarken fuko irandadır, tunustadır. mayıs 1968 olaylarını “hypermarxization of events” diye küçümser ve ısrarla dönmediği tunus’ta eylemlerde yakalanıp 15 yıl yiyen öğrencilerin direnişini yücelterek “quartier latinde taş atmak kolay!” diyerek bizatihi vatandaşı fransızlara ayar verir.

fuko, kankası deleuze ile aynı şekilde, asla hegelyen değildir. (böyle diyorum ama gizli-hegelyen olduğu yönünde de eleştiriler mevcuttur) (zizek’in ikisine kaptığı gıcığın altında da bu anti-hegelci tutumları yatar. bu noktada lacan-zizek çifti, deleuze-foucault çifti tamamen zıt noktalardadır) hegelin devlet felsefesi fukoda yoktur, dolayısıyla kamusal-özel ayrımını fuko’da göremeyiz (işte burada da habermas’ın eleştirileri başlar) devlet iktidarı, siyasal iktidar kavramları fukoda başka türlü belirir. onda devlet iktidarı bütün bunların üstünde, ele geçirilebilecek salt bir iktidar biçimi değildir, her ne kadar tumel bir karakteri olsa da, devlet iktidarının yanında, yöresinde, belki zaman zaman ondan bağımsız başka iktidarların da işlediğini söyler.

fuko’da, bu anlamda, ele geçirilecek, sabit bir iktidar odağı tarifi yoktur ama nasıl işlediğinin ve hangi şartlar altında işleyişinin hastalıklı bir hal aldığının anlaşılması gereken iktidar ilişkileri vardır ve bunlar her yerde direnişi üretirler. (bu yüzden fuko’da kilit kavram devrim değil ama direniştir)
iktidar ilişkileri her yerdedir ve mesela, anarşist külliyatta çokça dile getirildiği biçimde sadece negatif olarak işlemezler. kendisi, eğer böyle olsaydı iktidarın çok kırılgan olacağını söyleyerek önemli bir noktaya parmak basar ve pozitif iktidar kavramını ortaya atar. fransada burjuva devriminin ardından kralın kellesi gittikten sonra toplumsal gövdenin sanki başı yerindeymişçesine nasıl işlediğini sorarak analizini derinleştirir ve farklı iktidar teknolojilerinin tanımlarına, tasnifine varana kadar çalışmasını genişletir. kendilik teknolojileri, bu yoldaki önemli bir buluşudur.

ote yandan, niçeyan tutumunu koruyarak, iktidarın ezilenlerin de elinden geçtiğini hatırlatır. marx’ın da, zekası sebebiyle, bu konuda oldukça dikkatli olduğunu düşünür. hatta diyebilirim ki marx’daki iktidar nosyonu (marksist değil) ile fukodaki iktidar nosyonu arasında ciddi benzerlikler mevcuttur.

ve en önemlisi, marx 19yy filozofudur, fuko ise 20yy. sscb deneyimini, stalinizmi, çin devrimini, ikinci dünya savaşını görmüştür. fransız kartezyen ve ingiliz empirist geleneklerini birleştiren kant vasıtasıyla büyük bir felsefe devrimi yapmış almanya’nın, nazilerin eline düşmesini (ona göre bu iktidarın bir patolojisidir) ve çocukluğunda yaşadığı şehre saldırmasını* tecrübe etmiştir. bu deneyim fuko’da travmatik bir etki yaratmıştır. öte yandan marx zamanındaki iktidar yapıları, üretim teknolojileri, devlet örgütlenmeleri ile fuko zamanındakiler (savaş sonrası) arasında büyük farklar vardır, toplumlar ciddi kabuk değiştirmiştir. habitusları bambaşkadır, ancak aralarında bir süreklilik, bazen açık bazen örtük bir diyalog olmadığı kesinlikle söylenemez. zaten bu süreklilik olmasa, negri gibi marksistler fuko’yu düşüncelerinin merkezi izleğine yerleştirmezlerdi.

 

 

 

Read Full Post »