Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘ke’ Category

ke,,,

(dicleyle sohbet ettik biraz, bazen itici oluyorsun dedi, dediğinde haklı olabilir, savunma gibi olacak belki ama niyetim kışkırtıcı olmak, (kabul! horozlandığım da oldu, ama kellem gitmesin diye vakitlice öttüm be, bunun faili ise ben değilim, vallaha billaha tavuklar : ) (lanet olsun bu içimdeki tavuk sevgisine, yine onları düşünüyorum, sahibi çok olan tavuğu tilkiler yer!)

yani beklediğim övgü felan değil, bunu geçmiş bir insanım, (samimi olduğum insanlardan duyduğum zaman hoşuma gider, çünkü o insanla bir ilişkim vardır ve benim payıma düşen, bir parça da olsa onun da payına düşer), beklediğim şey daha çok, diyalog, rezonans, temas, zeka  ve dokunduğumu hissetmem, üstelik ben de bir insanım, çok da özel bir insan değilim, üzülebiliyorum, canım yanabiliyor, yaşadıklarıma zekice bir cevap geliştirene kadar tepkisel olabiliyorum, ama her zaman bir kıstasım oldu, ifadelerimin, tepki ya da cevap, özgün, kısmen sanatsal olması, gerçek hayatımda kapıcımızın dört yaşındaki kızına aşık, camiden, namazdan çıkan yaşlılara selam veren, (clublarda uçmuşluğum da var) vs. vb. bir adamım, genelde insanları severim, bu arada yemediğim adilik de kalmamıştır, arada hazım sorunu yaşıyorum, karın ağrılarım için anlayışlı olun : ), (şu insanoğlu yok mu, e bana götlük yapmışsın, bekliyorum ki, ben sana götlük yaptım, özür dilerim, ama yok, ne zaman ki cezalarını kesiyorum, -e sen götsen, senin bir deliğin, o deliğe de uygun bir şey vardır muhakkak- canları yanıyor, o zaman başlıyor muhasebe, ondan önce bir de utanmadan benim psikanalizimi yapmaya kalkıyorlar, yine de burada doğrudan kişileri hedef almadım, daha çok olgularla ilgilendim, bir kere pis delirdim bir yazı yazdım, onu da iki gün sonra sildim)

ahlak netameli bir konu, bir hukukçuyum, tabi ki ilgimi çekti, her kavram gibi ona da yaklaşmasını iyi bilmek gerek, bu doğrudur, şu yanlıştır gibi reçeteler sunmanın ahlakla ilgisi yoktur, bu bağlamda, bu blog ahlakçı çemberin dışını özellikle konu edindi 

(mesela cinselliğin şehvet hali, pornografinin bu kadar yaygın olduğu günümüzde insanın bu gerçekliğine erkek jargonuyla yaklaşmak sığ kaçacaktı, bunun için bu konuya bile kadın dilinden dokunmaya çalıştım, cinselliğin şehvet hali yargılanacak bir şey değil, lakin insan fıtratının şöyle bir gerçekliği var, şehvet bir zevk mekanizmasıdır, hayvanlar bile zevk alır, cinselliğin aşk halinde ise haz duyarsınız, hayvana karşı öteki olursunuz, tanrı olursunuz, bu arada hayvan bir metafor, daha yarım saat önce bir “saka melezi” gördüm, tanrı gibi ötüyordu)

ama- ama olma artık, aç gözlerini- ahlakla ilgili çok temel iki gerçek vardır, biri bir yükümlülüktür ki ahlakın negatif tanımından doğar, bu bir sınırdır, bunu aşmak tecavüzdür, akli baliğ olan her hangi bir insanın kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmaması, diğeri bir sorumluluktur pozitif bir tanımdır, bu sorumluluğu almak zaten maharet ister hediyesi de onurdur, sevgiden doğan sorumluluk!

bazen hiç bulaşmayayım diyorum, salla gitsin, sonra zekaya duyduğum saygı geliyor aklıma, ne de olsa kendi aklını kullanan akıllıdır, başkalarının da aklını kullanan zekidir, bu bir kılıf derseniz, belki de haklısınız derim, göt salladığım rahatlıkta minareyi sallayamıyorum,,,

kişi olarak “ben”le değil de, çağın benmerkezci prototipiyle daha çok ilgiliyim, gerisi iki kulak, bir ağız, iki göz, herkeste var,,,

bencillik bir tercihtir, tercihler yargılanmaz, ama bencillik tek kişilik bir oyundur, oyuna başkasını dahil edersen, olası sonuçlarına katlanırsın,,,

bu arada postmodern zamanı bilen bilir, bu blogda, şu ünlü ve kaçınılmaz soruyu sordum: İnsan bitti mi?

HAYIR!!! 

üf ya içimi dökmem lazım dicle, geçenlerde bir ağladım biliyor musun, bu hayatta tombaladan ağır bir mevzuat çektim, bana hep sevdiklerim zarar verdi, ve sevdiğim için zarar gördüm, daha iki gün önce annem paylaştı benimle bir şey, psikiyatride yatıyorum, doktorlar pisikoz teşhisi koymuş, pisikoz değilim ama belli ki ruhum ağır bir sarsıntı geçirmiş, yakın bir dostum geliyor ve anneme benim için tüfeyli bir insan, baba parası yiyor diyor, gelse bunu yüzüme karşı söylese hiç bir sorun yok, böyle şeylerden mat olmam, yaptığı işi sıkı bir bilgisayar programı yapabilir, bunun çok onur kırıcı olduğundan da bahsedebilirim, insanın küstahça dünyayı mülkiyetine geçirmesinden de ya da protestan ahlakıyla sürüleri uyumlulaştıran çalışma toplumundan da ya da hiç de sikime takmayabilecekken entellektüel bir namus sergileyip gerçekten parlak olan zekamı bu işe koşup insanı ve dünyayı dert edinmemden de, benim anlayamadığım şey şu oluyor, bu annemi teselli etmez ki, daha da çok üzer, bense onun kızının eğitim masraflarını karşılamayı düşünüyordum, onun üçyüzyılda kazanacağını bir yıl içinde kazanacağım, garez bağladım artık, sırf bunun için, üstelik vereceğim şeyin parasal karşılığı yok, yok yani, ama dedim ya garez bağladım artık,,, pezevenkler için zevk mühendisi denir, işe bakın ki bir pezevenkle çalışmam gerekiyor, ben dünyadaki nadir ruh mühendislerinden biriyim, ve bu “post”un açmazı bu, insanlara ruhlarının bile pazarlanması gerekiyor,,,

para bir araçtır, insan bir araca düşman olmaz, ama günümüz toplumunda bir düşmanlık yaratma aracı, adam üniversiteyi bitirmiş, mesleği ölü ya da şişmiş, memur olmuş, birbuçuk milyar alıyor, diğeri haytalık yapmış, bir ilaç şirketine orospu olarak (reprezan gibi afili bir isim de takmışlar bu fahişeliğe, bu fahişelere gönlünü kaptırıp, reçetesine fahiş olan ilacı yazan her doktor orospuçocuğudur) işe alınmış üç-beş milyar alıyor,,,

bu dünyanın içine doğmuşsun, ekmek parası demene, emeğine saygı duyarım, ama e itoğluit, yıllarca diptendibe öykündüğün o elin avrupalısında bile böyle derin bir kavrayışa nadir rastlanırken benimle alıp veremediğin ne,,,

yine de sevmekte inatçıyım, ahde vefalıyım (ama sanırım buraya bir metafor gerekiyor, tanrı yeni-ahiti yaptığında bu eski-ahiti ilga etmişti -ortadan kaldırmıştı)

sonunu mizahla bağlayalım, geçen senemle oturuyorduk, çok zeki bir kadındır ve tabi ki bu dünyanın bedeninden de ruhundan da ızdırap çekerek bir psikiyatriste gitmiş, psikiyatrist buna üç-beş basmakalıp söz söyleyince açmış ağzını, doktor rolünü oynayan bir doktor olduğunu, baba rolünü oynayan bir baba olduğunu, yurttaş rolünü oynayan bir yurttaş olduğunu söylemiş doktora, bunun anafikri şudur: sen sahtesin! Bir sonra ki görüşmede sekreter (doktorun kendisi bile değil) doktor değiştirmesini tavsiye etmiş, benim de başıma benzer bir şey geldi, ama ruhumun sarsıntısından bu kadar hazırcevap olamadım, görüşme bittikten sonra merdivenlerden inerken aklıma geldi, dönmedim, kendi kendime güldüm, bu bana fazlasıyla yetti:

doktorum ankaranın en ünlü psikiyatristi ve anormalliğimi tescil etmesi için elindeki yegane aracı kullanıyor: sosyal norm, ve soruyor bana ekmek paranı kazandın mı hiç (diplomamdan bahsetmiyorum hiç, bir, bir-buçuk ay çalışıp, ilk beşbine girmişim, zaten anormalim, biliyorum) cevabım hayır oluyor, yatıralım seni diyor ve yanımda asistanını arıyor, bence şizofren, (bence ne lan, o zaman ben, onca, bunca ve şuncayı da merak ediyorum) neyse, asistanlar gerekli vahiyi doğru çıkartmak için gerekli kazı çalışmalarına başlıyorlar, kazı sonucunda bir kemik parçası buluyolar, sonuç: bu ademin kaburga kemiği, demek ki bu havva, hahaha! pipimi göstereyim mi diyorum, hasta toplumsal ahlaka duyarlılığını tamamen yitirmiş olup en az beş yıl süreyle anti-psikotik ilaçla tedavisine yazıyor raporumda,,,

gelelim merdivene, ellibin yıldır homo sapiens sapiensiz, merdivenle şöyle bir geçmişe inelim, erol karşımda (isme bak ya, hehehe, bir de bir gazetede siyasetçilerin psikanalizini yapıyor, ne analizi dostum, var mısın, yok musuna çıkan yarışmacılar neyse, onlar da o, yani şempanze, taklit ediyolar : )), risksiz, emin bir yol— hadi seni “post”ladım, afiledim, e-rol, matrixtesin ve hapı yutmuşsun e-rol, harddiski bir daha kurcala erol, dellendim, başımı duvarlara vurdum, beyin sarsıntısı geçirdim, diğer ihtimal şu, onbinmetreden çakıldım, beyin sarsıntısı geçirdim, dellendim, problem “t” ile ilgili değil erol, “x” ile ilgili, bunun peşinde değil miyiz erol) 

ve

ve

ve

çekiyor beni mağaranın kuytusuna 

soruyor bana:

Ava çıktın mı hiç?

(Senem buna katıla katıla gülmeseydi pipimi ona gösterecektim,,,

hahaha!

(pisikozlar, beyindeki maddi bir işleyiş bozukluğundan kaynaklanırlar, modern psikiyatri, bu işleyiş bozukluğunun sonucu olan semptomları gidermek için farmakolojiyi kullanır, nispeten de başarılı olur, ancak aynı rahatsızlığa sahip olup da hayatla bağını koparmış ve hayatla bağını kurmuş insanlara rastladım, konuyu sadece kimyaya indirgeyip, bu insanları katı bir disiplin altında tecrit etmek ne yazık ki, yüzyıllar öncesinin Osmanlı’sından bile çok daha geri bir pozisyon, Fuko deliliğin arkeolojisini yaptığında şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştı, psikiyatri klinikleri, cüzzam kliniklerinden kopya edilmişti, ruh içinse nasıl demeli, ruh bir kimyadan daha fazlasıdır ve onu gerçekten de bir kelime karşılar: simya!, bu blogu başlatan ilk hikayenin “Simyacı”dan alınmış olması bir tesadüf olmasa gerek, fazla söze ne hacet .)

Yoksa sen hiç ağlamadın mı erol, biraz daha söz edeceğim, ama fazla olmayacak söz!

Klasik Rus romanlarında dikkatimi bir şey çekmişti, ağlamanın yaygınlığı, modern külliyat içinde, özellikle de kahraman erkeğe yasaklanmıştır ağlamak, bir tür zayıflık ve güçsüzlük olarak kodlanmıştır, halbuki gözyaşları ruhun incisidir ve sebebi sadece keder değildir, daha çok ruhun “hakiki” bir duygulanımında ruhun bedenden taşmasıdır, sevinç ya da keder ve hatta orgazm, “hakkımda”da bir çocukla dalaştım, sana uf yaparım, ağlarsın demişti, hadi diyelim ruhumun bir açığını yakaladın, beni gerçekten! üzdün, ağlattın, eyvallah, peki söyle bana gerçekten maharetli misin, sevinçten de ağlatabilecek misin beni,,,  

orgazm olduktan sonra üşüyorum, bir aşama kaydettim, ama bir kadın gibi ağlarsam, o zaman size bir vasiyetim var, bu nadide şahsı, dünyaya değil, aya gömün,,,

Read Full Post »