Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Gidenlere Ne Yaptınız – Orkun Usta’ Category

Hırpalanmış Bir Dilden Söylemler” | Orkun Usta

GİDENLERE NE YAPTINIZ?

“kızdınız
siz haklıydınız
artık size gerek yok”
Mor ve Ötesi

Karın üzerinde yürüdüğümü hayal ediyorum bazen. Hiç vakit kalmamış olsa da, direniyorum. Kibirli bir güzellik, pembelere bürünmüş, sırtında derin bir günahın lekesi; tırnaklarını batırıyor dileklerime. Duvarlar sarmış sürüyü; görmüyorlar mı, hissetmezler mi; tütün sarmış dört bir yanı. Korktuğumu belli etmemeye çalışarak, sabahtan borç alıp nefesi, şiirin ‘sen’e bulandığı yerde aynaya iğneler saplıyorum.

“Bir hataydınız! Kendinizi hapsettiğiniz tuğlalar arasında, hiç bıkmadınız mı gaybtan kopardığınız kelimelerden. Tıpkı kendiniz gibi; savaşlardan ve zafer gibi yenilgilerden artakalmış sözleri de nereden buldunuz öyle? Işık ışıktır, uçuk yazarları ise yitenlere bırakın dedik. Anlatamadık. Kaçtınız, mevsimler içine dağıldınız. Bir süre sonra ‘beşinci mevsim’in bulunduğuna dair haberler yolladı düş örenleriniz. Oysa ki biz, o beşinci mevsime dair hiçbir şey göremedik… Gidenlere ne yaptınız?”

Konuştukça konuşuyor. Dinlemiyorum, dinlememeliyim. O hiç inanmamıştı zaten. Kötü bir ev arkadaşı. Odadan kovuyorum.
“Cehennem ol be kadın!”
O kirlenmiş şehrin yüreğinde, birbirine yalan söyleyen, kıyım kıyım kıskanan kafelerin arasından belli belirsiz yürüdüğümü -yoksa yağdığımı mı demeli- düşünüyorum. Zorlamayın, şarkılar ve zamanın küçük düşürdüğü bütün o aziz yara! Yıkmak, parçalayabilmek; günün birinde kendimi Batıya doğru giden yollardan birisine atabileceğimi düşlemek ve Doğunun alnına kazınmış olan o transparan mühre dokunabilmenin güne ahlar çektiren özleminde yanmak “eskisi” değil.
Bir yaz uykusunun ardından içilen sıcak bir kahve kadar uyuşuk ve de kendine münhasır isimler.

Kalplerinden daha önemli e-mail adreslerine sahip yüzler geçiyor dışarıdan. Resmi çizilecek bir manzara değil. Perdenin renklerine sinip kendimi yüksek topuklu kadınlara teşhir etmemeye çalışarak şehrin kırıldığı noktaya bakıyorum; reklam panoları, egoistlik abidesi otomobiller, içinde yazılanları okuyamadığım mönüler, tuhaf aksanı olan ses telleri, Balkanlardan gelen yüksek hava basıncı, hayata ters ters bakan sahaflar ve geride kalan bütün bir ucube varoluşlar; hepsi de şehrin karanlıkta kalan zevklerini, kırılma noktasını oluşturmuş. Arnavut kaldırımlı sokaklar hizasında, ışıktan geçer gibi kendinden geçmiş, aklı bulanık bir ressamın yitirdiklerine çöküyor.

İstiyorum ki, konuş benimle, yazıya karış hadi, “yalan söylüyorsun alçak!” diye bağır yüzüme, dilimin varmadığı kelimelerden bahset, çarmığa bir yüz de sen batır. Ne olursun yeter ki susma yazdıklarıma.
Farkındayım, yüzüne, yüzüne ve yüzüne söyleyebilmeliyim bunları. Kıpkırmızı iki çift göze. Kıpkırmızı bir ruja. Kıpkırmızı bir ayrılığa.
Yolarak çiçekleri, biten bir aşktan intikamımı alabilsem. Fildişi kulelerden neden düşer bir insan, sorabilsem. Yorulmasanız öyle geceye doğru. Neye gülüyorlar hiç durmadan, yoksa görmüyorlar mı tütsüye sinmiş koridorları. Anlatabilsem ve içine Selim Işık sinmiş bütün o kitaplar nerede ve nasıl ve hangi bakış ile yazıldı, öğretebilseler.
Arsızca, sır saklamadan, “biz” ile.

Güneşin altında söylenmedik, yaşanmadık, denemedik, çekiştirilmedik hiçbir şey kalmadığını söylediler, daha ne bekliyorsun benden?! Aklımdan, üzerine mürekkep dökülmüş tuhaf bir hatıranın milyonlarca kez kıskançlık ile terbiye edilmiş eskizleri geçiyor. Sigaramdaki duman uzuyor, “Her şeyi bilir misin sen böyle?” diye soruyor. “Bazen” diyorum, “bazen geceyi vurabileceğimi düşünürüm… Fakat ne büyük bir kurnazlıktır gecenin hilesi! Her seferinde onu birdenbire tam da sayfalarıma oyunlar batırırken buluveririm.”

Ne yapacağıma karar veremesem de, kaçabilirim. Her zaman kaçabilirim. Gurursuzca, hiç çabalamadan. Bir keresinde Metin, “Kendine yakıştırabilir misin bunu?” diye sormuştu.
Bu da soru mu…
Arabanın altına saklanmaya çalışan hırpalanmış tekir kediyi görünce sözlüklerden birinde, “Yağmur tarafından tartaklanan ruhlar” diye bir başlık açmayı düşünüyorum.
“Hiç ciddi olamaz mısın sen?”
Artık olamıyor gibiyim.
Ses üstüme üstüme yürüyor,
“Bu gece bitirmek ister misin Melih? Yola çıkmak?”

Artık yapamam, anlasana! Derinlere yürüyemem! Yağmur çağırmıyor…

Reklamlar

Read Full Post »