Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Aralık 2009

Ay…

AY

Akşamın giderken bıraktığı bir dizeden doğuyor ay
acıtarak annesini.

Çıkıp çocuk adımlarıyla bir masalın içinden
ölü doğmuş annemi bile okşadı bir peri.
Gümüşe boyandı oda. Masa, büfe, sedirde uyuyan
kedi.

Eskiden de burada mıydı
bu gidecek bir yeri yokmuş gibi duran
sokak
-Hadi al gel de çocukluğunu gidelim uzaklara
diyorum
ev…e çağırıyor annesi.

Kaygılardan yapılmış kalbime gülümseyen sokak
beni kuytunda sakla,
çünkü dönemem artık uyanınca unutulmuş o rüyaya,
beni gölgenle sar, beni benden koru,
alacakaranlığında.

Ölü doğmuş annemi bile okşadı bir peri.
Gümüşe boyandı oda. Masa, büfe, sedirde uyuyan
kedi.

Akşamın giderken bıraktığı bir dizeden doğuyor ay
acıtarak annesini.

OYA UYSAL

Read Full Post »

Ay çiçeği kollarımda açmaya başladı
gözlerim
başka dünyalarda yüzen
gümüş bir balıkla buluştu

sarı bir ışık doldu ruhuma
o kendisini korurken
yayıldığı ovaya düştü gün

ay kalpli gece
doğumu beklemeye başladı

inci kuşunun konduğu kristal dallar
dile geldi

dua mumlardan çıktı
sırra yükseldi
bir boyut kapandı

ay çiçek açtı bedenini
her yer büyülenmişti.

Read Full Post »

Ayna…

aynadan böyle göründü – nevzuhur

———

———

Buğulu aynanın üzerine, kendi nefesinin sıcaklığını göreceksin. Yaşam bu kadarcık mı? Kendini göremeyeceğin anlamsız bir yük olarak taşıdığın bu ayna o mu? Onu sürekli sırtlamak zorundasın üstelik ve dik yokuşlarda çekeceğin sancılara katılarak acılarını arttırmaya eşlik edecektir o. Kaç kez onu kırmayı düşündün; paramparça edip, bu yükten kurtulmayı, anlamsızlığı şu çıktığın yokuştan bırakıp alaşağı etmeyi. Bunu yapabilirsin. Fakat seni durduran bu sesi sürekli işittin. Şimdiye değin hiç bu denli ayan beyan duyamamıştın onu.

Az ötede kıpır kıpır bir hayat seni bekliyor. Oraya koşabilir, hüznüne ve sevgine sahip çıkabilirsin. Aşkı tutabilir, dizlerini kırıp, başın gökyüzüne kaldırıldığında sevgiden bir yağmur yağdırabilirsin. Fakat sana engel olan, ne? Kendi önünde dikilen şu buğulu saydamlık ve keskinlik. Düşüncelerinde zuhur eden bir nefret sesi aynı zamanda; “kır onu!”

“Şatonda bu ayna fazladır sana! Tepeye çıkarken onu neden bir yük olarak yanına alacaksın ki?” dendiğini de işitebilirsin. Ama sen şatoları bilir misin; güçlü kalelerin güçsüz kollarını ve hasta zenginliğin kara altından başka tutacak hiçbir şeyi olmadığını? Manayı maddede boğan Midas’ın altına dönüştüren ellerinin karalığını gördün mü? Şatolarındaki prenslerin kurbağaya dönüşmek için sırada beklediğini ve o güzellik perisi tarafından asla öpülemeyeceklerini biliyor musun? Oysa sana şu dağ yakışıyor, şu zirve!

Korkma! Bütün kurbağalar prense dönüşebilir. Ve benim prenslerim şatolarda yaşamaz ve aslında hiçbir prensin şatosu yoktur. Ve onlar aynalarını kırmaz. Bir zamanlar derelerinde acı ezgilerini söyleyen; tembel kurbağalarımdır onlar. Ama aynası olmayanın prens olamayacağını bilmelisin. Aynasızlar, kendi suretlerini kendilerinden kaçırmaya çalışırken, kırıklarının kanattığı kalpleriyle hissizleşip solarlar. Kurumuş dallar onlardır, ben onlara şeytanlarımı musallat etmişimdir ve nihayet onlar, kendi ateşlerinde yanmak için sıraya sokulmuşlardır.

Ama onların ateşi paklar mı? Ateşe düşman olup da ateşte yananın çığlığını duydun mu? Dünya, çığlık atmakta! Bu yüzden sesim çok cılız. Beni duyabilecek kadar hisli olman ise buğulu aynanı hala sırtında taşımandandır. Ve her şey senin ellerinde…

Lütuf, kabullenmekle doğar. Sen bu aynayla doğdun ama onun buğulanıp durmasından da şikâyetçisin. Ona bu kadar yakın olman, nefesinin sıcaklığında kendini görememene sebep oluyorsa, suç senin aynanda mıdır? Ondan uzaklaşman, kendini göremeyecek kadar küçültüyorsa seni, suç senin aynanda mıdır? Şimdi ellerinle onu tutuyorsun ve ellerinin kanaması karşısında, daha ne kadar dayanacağını bilmiyorsun. Buharın, kendini görmene engel oluyor ve ellerin kanıyor. Ne yapacaksın? Acizliğin içindesin. Hangi sese kulak verilmelidir? Bilemiyorsun.

Dünyanın hissizlik girdabından kurtulan bir ses olarak sana sırrını fısıldamaya geldim. Kırıcı seslerin üzerinden atlayıp gönlüne düştüm ve şimdi içinde şekilleniyorum. Onu taşımalısın. Eğer varlığının hakikatine baş koyduysan, onu taşımalısın. Herkesin onu kırdığı, bir yük olarak gördüğü diyarında, acısına sahip çıkanlara bir vaadim var; sen kabullen! Ellerin kanasın, yüreğin yansın ve acın ümitsizliği damarlarında dolandırsın. Ama seni bu anlamsızlık yıkamayacak. Zira bu boşluğa rağmen, onda henüz hiçbir şeyi görmemiş olmana rağmen, sen bu aynayı taşıyacak ve tepeleri aşıp, dağının zirvesine yerleştireceksin. Ve o zaman göreceksin ki, o soğuk zirvede, senin sıcaklığın önünde buhar olmayacak. Sevgin, başkalarının zevkine meze yapılmayacak. Atlas’ın soyundan geldiğine ama ondan daha da soylu bir şeyi taşıdığına şahid olacaksın.

Issız diyarının bütün iklimini kendi nefesinle değiştireceksin. Üflediğinde yaz gelecek ve nefesini tuttuğunda kışınla donduracaksın. Ama sana bütün kerametlerini, sana kırmanı söyledikleri şu ağır yükün; şu ayna bağışlayacaktır.

Rüzgâr esip deli gönlünü coşturduğunda ve sen zirvende yalnızca, bağdaş kurduğunda, çektiğin acılarının anlamının yaratıcısını bileceksin!

Issızlık senin içindi, hiçlik senin oyuncak kutundu ve zirvene taşıdığın şu varoluş aynası seni sana gösteren sırrındı; SEN OYDUN. BAŞKA TÜRLÜ OLAMAZDI.

http://kalirind.blogspot.com/

Read Full Post »

Elma 2…

adem cennette bilgi ağacının meyvesini yedi ve kovuldu diye anlatılır, bu doğrudur da, ama bu meyveyi yemesinden değil, meyveyi yeme şeklinden kaynaklanıyordu, adem elmayı eliyle yararak yarısını havvaya verdi, işte o andan sonra her şey ikiye yarıldı, iyi ve kötü, doğru ve yanlış, güzel ve çirkin olarak ve hafif, bir o kadar da ağır olarak, bilinsin istedim,,,

Read Full Post »

acılarımın bütün toplamında,
sizden bir parça olacak –eksik filozof-.
işte sevgilim senin yerin burası.

utku kaygusuz—

Read Full Post »

aforizmalar doğar yanarsam

yapraklarındaki çiği dök
en kavruk halime
tekrar doğayım
bir dağın lavından kopar gibi
döküleyim tanrım

bütün suçlarının zanlısı benim
olağandışı bir hükme sürgünlüğün tanığı
adımlarım bile gözaltına alındı sen giderken
tutanaklar halinde yürüyorum
yürürken biri beni düşünüyor
deli gömleği giydirdiler sessizliğe ve
köhne bir duvara yalnızlık bağladılar
önümde kurşuna dizilen kalabalığın sesi
yalnızlığın konçertosunu veren bir piyanistin ellerinden
kaldırımlara aktı

ağır yaralı aykırı bir tutuğuyum
genzime takılan bir yudum aşkın

sürgün et beni tanrım
kalbimde unuttuğum biri var
duvarlar çırpınıyor işte
kuşlar ağlayacak…
ayrılıkların olmadığı yere
sürgün et beni tanrım
aforizmalar doğar yanarsam

UTKU KAYGUSUZ

bir aforizma yumurtlayayım bari,,,

hayat gridir, senin beyazlarına kendi siyahlarını ekler,,,

Read Full Post »

bu kızın büyüyünce tavşan kız olacağı aklınızın ucundan geçmez di di mi, halbuki o da çocuktu, gökten 3 elma düşmüştü, o da hepsini tutmuştu…

Read Full Post »

Older Posts »