Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Nisan 2009

Lavuk…

bir hatun arkadaşımla sohbet ederken, bir lavukla konuşuyorum bir dakika dedi, sıkça kullanıyoruz da bu kelimeyi, anlamını merak ettim, ilgilerinize sunulur:

[1] (argo) Gereksiz konuşan (kimse)

[2] (halk ağzı) Genelevlerde ilişki sonrası müşteriye kolonya ve peçete tutmakla görevli kimse.

http://tr.wiktionary.org/wiki/lavuk” adresinden alındı.

 

Read Full Post »

 

 tracks2

“insanı baskı altına alan ve insanın özgürlüğünü kısıtlayan 4 zorlayıcı güç vardır.”
1. Naturalizm (Doğanın zorlayıcı gücü)
2. Historizm (Tarihin zorlayıcı gücü)
3. Sosyolojizm (Toplumun zorlayıcı gücü)
4. İnsanın kendisi
– Naturalizm zorun tutsağıdır; doğayı eksene alır ve insanı şekillendiren unsurun tabiat olduğunu belirtir.
– Historizm, insanı şekillendiren unsurun tarih olduğunu öne sürer.
– Sosyolojizm ise toplumu asıl belirleyici olarak kabul eder ve toplumsal ilişkilerin insanı her yönden şekillendirdiğini iddia eder.
– İnsan; Tarihin, Doğanın ve Toplumun zindanından bilimle kurtulabilir,
kendi zindanından ise inançla ve aşkla kurtulur.

Read Full Post »

“Megapol açıklayamadığı her şeyi yok eder.

Açıklar, yorumlar, sergiler, ‘seyirlik’ hale getirir, yani tek yöne yatırır.

Kültürel anlamda sağırlaştırdığı, tembelleştirdiği kitlelere “zevkler ve renkler”inizi döktürün diyen kendi içine gömülü siteler, bloglar, kanallar sunar.

“Bu haber hakkında ilk yorumu siz yapın” diye heveslendirir, “şu filme puan verin” diye dalga geçer, sadece ertesi güne, ertesi filme kadar sürecek bir itibar vermiş gibi yapar, dolandırır.

Düşünmeyi unutturduğu insanlara her konuda fikirleri olması gerektiğini fısıldar ve kıkırdayarak döner arkasını.

Melankoliyi bir içe kapanma hastalığı olarak görür, aşkı sadece seksle açıklar.

Sırlar piyasaya sürülür, trajediler haber bültenlerinde birer seyirlik olarak söndürülür.”

Altyazı’nın Aralık 2008 sayısında yayımlanan Reha Erdem’in notlarından.

 

Read Full Post »

2322083117_3a0b8bb75c

 

AYDINLIK VE KARANLIK

 

Sabina için yaşamak görmek demekti. Görmek ise iki çizgiyle sınırlanmıştır: Gözleri kamaştıran güçlü ışık ve zifiri karanlık. Belki de Sabina’nın her türlü aşırılığı tatsız bulmasının altında yatan neden buydu. Aşırı uçlar, ardında yaşamın sona erdiği sınırlar demektir ve sanatta da politikada da, aşırılığa duyulan tutku, ölüme duyulan örtük bir özlemdir aslında.

 Franz için ‘ışık’ sözcüğü yumuşacık gün ışığında uzanıp giden bir doğa görünümünü getirmiyordu akla, ışık kaynağının kendisini getiriyordu; güneşi, bir ampulü, bir projektörü. Franz’ın çağrışımları tanıdık eğretilemelerdi; adaletin güneşi, aklın dört bir yana yayılan alevi ve benzerleri.

 Karanlık da ışık kadar kendine çekiyordu onu. Günümüzde sevişmeden önce ışığı söndürmenin gülünecek bir davranış olduğunu biliyor ve bu nedenle de yatağın başucundaki lambayı hep yanık bırakıyordu. Oysa Sabina’nın içine girdiği an gözlerini kapıyordu. Tüm bedenini kaplayan zevk, karanlığı gerektiriyordu, o karanlık anı, kusursuz, düşüncesiz, görüntüsüzdü; o karanlık sonsuz, sınırsızdı; o karanlık her birimizin içinde taşıdığı sonsuzdu.

(Evet, istediğin sonsuzluksa, kapatıver gözlerini!)

 

Milan Kundera – Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği    

Read Full Post »

Trinity…

n1113902785_30003619_1836

 

AYNA

 

Şimdi bir gölüm. Bir kadın eğiliyor üzerime,

Erimimi arıyor gerçekte ne olduğunu anlamak için

Sonra bu yalancılara dönüyor, mumlara veya aya.

 

—Sylvia Plath

 

 

‘Ben farklı bir güzelliğe erişiyor, sonsuz çelişkiler vasıtasıyla simetriyi yakalıyor, zihnin dünyadan geçişinin izlediği bütün yolları gösteriyorum; en sonunda ürpertici parçalardan bir bütüne erişiyorum; bu bana doğal bir süreç gibi geliyor; hayal. Onlar da gerçekten aynı şeye ulaşıyorlar mı?’

—Virginia Woolf (Yaşam Bir Rüyadır, Uyanmak Öldürür)

 

‘Bir gün gelecek insanların siyah ama altın gibi gözleri olacak; onlar güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını unutacaklar. Bir gün gelecek insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür olacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar.’

 

—Ingeborg Bachmann (Malina)

Read Full Post »

İllizyon…

n522933913_484808_857

 

Sevgi sözcüğüne o kadar takıntılı olursun ki, sevginin bir sözcük değil, bir deneyim olduğunu unutursun. Tanrı sözcüğüne o kadar takıntılı olursun ki, Tanrı’nın bir sözcük değil, bir  deneyim olduğunu unutursun. Tanrı sözcüğü Tanrı değildir, ateş sözcüğü ateş değildir, sevgi sözcüğü de sevgi değildir.

Usta seni sözcüklerden kurtarır, her tür hayali felsefeden kurtarır. Seni bir sözsüz sessizlik durumuna getirir. Dinin ve felsefenin başarısızlığı, her birinin gerçek deneyimin yerine konan şeyler olmasındadır. Buna karşı dikkatli ol!

 

ilizyon151 

 

 

Read Full Post »

I

Ben bir yaban atıyım
Serseri rüzgârlardan doğma
Ömrüm benim, şu rodeoda.
Sarhoş bir denizanasıyım
Geçiyorum
Budanmış budunlar arasından
Ömrüm benim
Uyur gibi yapan çocuğun
Bütün duydukları.
Bir elim orgda
Bir elimde orak
Geçiyorum dünyadan
Turnede bir oyuncuyum
Uyandığı şehri tanımayan
Yaşım yok
Adım hiç Erdal olmadı benim
Kötü tarif edilmiş
Bir adres gibi
Dolaşıyorum gövdemi
Geçiyorum yıllardan
Unutmaktan yorgun
Beynim bir sonbahar sarayı
Kızgın kelimelerden bir kovan
Yunuslar gibi sıçrıyor
Aklımda dizeler

erdal akova

Read Full Post »

“Kişiyi silahlı eğitime zorlamak, onun özgür iradesini körelterek ölmeye ve öldürtmeye mecbur kılmak, insan onurunun ve değerinin apaçık bir şekilde ayaklar altına alınmasıdır ve asıl hesabı verilmesi gereken budur…”

einstein

 

Vicdanî ret, bir bireyin politik görüşleri, ahlaki değerleri veya dinsel inançları doğrultusunda askerlik hizmetini reddetmesidir. Vicdani ret düşüncesi geniş anlamda ilk olarak 19. yy.da ortaya atılmış, 20. yy.ın başlarında I. ve II. Dünya Savaşları sırasında taraftar bulmuştur. Savaş karşıtlarının uzun mücadeleleri sonucunda, vicdani ret hakkı günümüzde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu tarafından temel insani hak olarak kabul edilmiştir.

 

Türkiye’de henüz tanınmayan vicdani ret için başta savaş karşıtları olmak üzere çeşitli grupların çalışmaları sürmektedir. Perihan Mağden gibi bir çok aydın vicdani reddi işleyen yazılar ele aldıkları için haklarında dava açıldı. Ayrıca konu ile ilgili `vicdani ret hakkı`nın verilmesi için kanun teklifi DTP tarafından meclise sunuldu. Türkiye’de 2008 yılına kadar 13’ü kadın olmak üzere toplam 69 vicdanî retçi çıktı. İlk kez 1989 yılında Tayfun Gönül, 155. maddeden yargılandı ve aldığı ceza, para cezasına çevrildi.

 

Vicdanî ret, Avrupa Birliği üyesi tüm ülkelerce tanınan “askere gitmeyi reddetme” hakkıdır. Bu hakkın uygulanması ülkelere göre farklılık gösterebilmektedir. Bazı ülkelerde vicdanî retçiler askerlik yapmak yerine, zorunlu olarak bir kamu hizmetinde görevlendirilmektedirler.

 

Vicdanî reddin geçmişinin ilk devletlerin kuruluşuna kadar eskiye uzandığı iddia edilse de, resmi kayıtlara göre yirminci yüzyılın başına uzanmaktadır. İlk kez 1916’da İngiltere vicdanî reddi Anayasasına dahil etmiş, İngiltere’yi 1917’de Danimarka, 1920’de de İsveç izlemiştir.

 

—vikipedi

http://www.savaskarsitlari.org/

Read Full Post »

Uğur Kaymaz

eleştirel günlüğün çağrısına uyarak, buradan da duyurmak istiyorum, 12 yaşındaki uğur kaymaz, güvenlik güçleri tarafından öldürülmüştür, güvenlik güçlerinin savunması meşru müdafaa olmasına rağmen, otopsi sonucunda, atılan pek çok kurşunun elli santimden kısa bir mesafeden yapıldığı saptanmıştır, uğur kaymazı anmak isteyen beş eğitimci hakkında 12 yaşındaki uğurun terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle idari soruşturma başlatılmıştır,,,

bre efendiler, hadi bir cumhuriyet kurduk, ve onun kurucusu belki de yaptığı en hayırlı iş olarak, 23 nisanı hediye etti çocuklara, hadi biz yine de bu utancı yetişkinler olarak kulaktan kulağa söyleyelim, çünkü bunu duyan hiçbir çocuk, sizin o hiçbir koltuğunuza oturmak istemez,,,

 

gse_multipart10763

1614 gündür hukuk bir utancı simgeliyor!

Bu dünyada yıldızlar kayar, uğurlar kaymaz demiştik, başımız eğik!

Read Full Post »

Dinleyin Sürüngenler

Sizler özel değilsiniz,
Sizler güzel yada eşi benzeri olmayan
kar tanesi de değilsiniz,
sizler işiniz değilsiniz,
sizler paranız kadar değilsiniz,
bindiğiniz araba değilsiniz,
kredi kartlarınızın limiti değilsiniz,
sizler iç çamaşırı değilsiniz,
Sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz..!
Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden pislikleriyiz. Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz …

 

 

ceviz çalışma masasının karşı tarafında oturup tanrı’yla bir görüşme yaptım. arkasındaki duvarda diplomaları asılıydı. tanrı bana dedi ki: “neden?”
neden bu kadar acıya sebep oldun?
her birinizin kutsal, eşsiz bir kar tanesi olduğunu anlayamadın mı? eşi bulunmaz eşsizlikte, eşsizin de eşsizi bir kar tanesi olduğunuzu göremedin mi?
hepinizin sevginin tezahürleri olduğunu anlamıyor musun?
karşımda oturmuş, bir not defterine bir şeyler karalayan tanrı’ya baktım. ama tanrı bu meselede tamamen yanılmaktaydı.
bizler eşsiz değiliz.
süprüntü ya da pislik değiliz.
biz sadece biziz.
biz sadece biziz ve hayatta başımıza gelenlerin bir nedeni yok.
tanrı diyor ki: “hayır, bu doğru değil.”
peki. öyle olsun. tanrı’ya akıl öğretmek bana kalmadı ya.

Read Full Post »

Older Posts »