Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Yalnızlık Atlası – Yılmaz Odabaşı’ Category

 

YALNIZLIĞIN ATLASI

 

 

I

Hayat, çarpar ya ağırlığını camlarına evlerin, ışıklara aldanmayın, evler de yalnızlıktır, evler de… Siz çekersiniz gece büyür, gece çeker de bazen siz küçülürsünüz; geceler yalnızlıktır…

 

Yalnızlığın tablosunu çizer ufukta biri, atlasını yalnızlığın uzak sularda bir gemici; birileri sınırlar koyar, haritalar basar biri… Oysa harita basan bütün matbaalar suçlu, bütün silgiler yalancıdır. Haritalar yalnızlıktır…

 

 

Kaç bin ışık yıl uzağız belki de en uygar gezegene.

Ay tutulursa

ay orda bir yalnızlıktır.

Yalnızlıktır emzirdiğimiz göz göre göre…

 

II

Yerkürenin son jesti insanın dehşet yalnızlığı olacak. Biz yine de çiçekleri sulamayı unutmayalım, ama yalnızlığımız çiçeklere de kalmayacak…Bu gezegen her gün milyonlarca ton ağırlaşıyor; her gün aşksız, azıksız azalıyoruz. Azalıyoruz, çoğalıyoruz; ikisini birlikte tartsak azlığımız çok gelecek.

Yerkürenin son jesti insanın dehşet yalnızlığı olacak! Bunu bilmek için kutsal kitaplara gerek yok; işte hiç de kutsanmayan bir kitap bile bunu söylüyorsa, inanın, yalnızlığımız kitaplara da sığmayacak.

 

III

Bir ölüdenizdir yalnızlık…

Bir çınarın upuzun gölgesidir çınar boylu yalnızlık.

Atlasına akbabalar, haramiler tüner de

kendi olmakta diretir yine…

 

 

 

IV

Her insanda birden doğan, ama can çekişip ölemeyen yalnızlık. Herkes bir evrede anlar bunu; kimileri de menapozlarda, antropozlarda, bir gözaltında, uzun bir yolculukta ya da.

 

Dal değil, köktür yalnızlık; kurumuş olmalıdır ve bir daha yeşermez…

 

V

Okyanuslar analarıdır denizlerin; gökyüzünün anası yok: Gökyüzü yalnızlıktır. Kurt dağında, kuzu sürüsünde, çoban kavalında yalnız. Kalabalık, kabarık verirsin kavgalarını; bin yumruğun tek olup göğe doğrulduğu günlerde de, akşam, dönerken evine filen kadarsın…

 

Yazıyorsan, duyarlığınla yalnızsın kendi derininde; duyarlığınla suya yazılan sözlerle… En az yalnızlık çeken şairlerdir yine de; bölüşürler seslerini birlerle, ikilerle, beşlerle, ama beşlerle…

 

 

VI

O, sevgiyi kendi için istiyor; sevgisiyle yalnız. Onu değil, ben sevgimi seviyorum, sevgimle yalnız…Yalnızlığı deşiyorum yapayalnız, yapayalnız! Sonra bölüyor, bölüşüyor, topluyor, çarpıyor ve çıkarıp giysilerimizi birer birer sevişiyoruz; susup kalıyoruz belki, çekip gidiyoruz, ama geride kalanın adını yalnızlık koymaktan neden ürküyoruz?

 

İşte kadınlar da, erkekler de doymaz uzuvlarıyla birer yalnızlıktır… Doğasının insana ihanetidir yalnızlık; özünde yaşamın da, ölümün de birer ihanet olduğunu kavradığımızda sorun yok…

 

 

 

VII

Tek kişilik kalabalıktır aşk.

Aşk tek kişiliktir; ikinci kişiye bilet yoktur.

Kendinin yayasıdır aşkta ikinci kişi, kendinin mayası;

herkes kendi sevgisini sever…

 

Aşk nedir İncil’e göre? Nedir Tevrat’a, Zebur’a, Kur’ân’a göre?

Bu kitaplardaki aşklar, küfürler neyin rengine göre?

İnsandır, insan aslolan: İnsana göre!

 

Bir bedeni o kıyısızlığa bırakma saati geldiğinde

gitmek bir yalnızlıktır.

 

Bütün gitmeler yalnızlıktır

kalmaya göre…

 

VIII

Sevginin ve cesaretin cesetleriyle günler ağır ve kirli, tortusunu bırakırken ömrümüze; günler düşlerimize, özlemlerimize… Uzaklığın şakağında kaç namlu kim bilir yakın olmasın diye? Sonra biz, burada uçurumlara teslim gençliğimizle…

 

IX

En rezil parayla insan arasındaki yalnızlıktır; hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir aşk, hiçbir kitap bu yalnızlığın kurallarını bozamıyor. Bu

da bir yalnızlıktır…

 

X

“Yalnızlık bir yağmura benzer…”

Yağmurdan önce biz, bütün çılgınlıkları bir bir bölüştük. Bir bir türküleri, telaşlı koşuşları; silahları, tabuları, ayrılıkları; çoğaltıp yalnızlığımızı feodal tekkelerde, ellerimizin üzerinde bir el bile yokken bölüştük vuruşları. Sonrası geceydi ve yalnızdık çoğalttık susuşları…

 

Yağmura yakalandığımız geceye çarptık; geceye hiçbir şey olmadı.

Ama biz paramparçaydık

ve hayat gaspetti o vakur duruşları…

 

 

 

XI

Hâlâ dağların üstünde, zambakların içinde işte şu hayat; destan ve yalnız hayat! Yalnızlığa halay halay ellerim; kırılası, kırılası ellerim! Benim ellerim, yuh ellerim, şair ellerim… Kalemini silahıyla koruyan; kalemi de, silahı da yalnız ellerim!

 

“Yalnızlık bir yağmura benzer.”

Yağmurlarda sırılsıklam ellerim…

 

XII

Daha birileri bir yerlerde yaralardan söz ediyor; sonra binlerce ses o bir sesin üstüne, belki de yüzbinlerce… Ama kime anlatılır ki yara, orada yara olarak yalnız. Yarayı anlatan, anlatırken; yara ise orada yara olarak yalnız.

 

Destan ve yalnızdır hayat kırılası ellerim.

Herkes kendine göre bir yalnızlıktır…

 

 

XIII

İyi ki doğmadınız hiç doğmayanlar ya da doğması olasılık kalanlar. Doğarken, biz de spermdeki olasılık kadardık; o olasılıkla doğmak veya doğmamak üzere yalnızdık. Şimdi yaşamak ve ölmek hâlâ bir olasılıktır.

Hep mengenede, kederde en çok da yaşamak bir olasılıktır.

Sevişmek ey, yaşamak bir olasılıktır…

 

XIV

Yalnızlığı sevişirken eksiltiyor, eskitiyor

ve eskiyoruz…

 

Seviştiğim gece emzirdiğim gecedir.

Özümü katarım ona.

Geceyi kanatırım, gece beni kanatır.

Geceyi kanatırız, gece bizi kanatır.

 

Geceler insanlığımız,

insanlığımız yalnızlıktır…

 

 

 

 

XV

Giderek insanlaşıyor, uygarlaşıyor

ve insansızlaşıyoruz…

 

“Görgü tanıklarının ifadelerine göre”:

Dağınık yüzü günlerin ter ve keder içinde;

zanlıları her sabah o resmi geçitlerde…

 

İşte hayatlarımız intiharların ve cesaretlerin sustuğu yerde; hayatları-

mız diğer hayatların da cesetleriyle…Hayatlarımızda kimselerin bilmediği yalnızlıklar; ama kimseler bilse de, bilmese de yalnızlık var ey bütün yalnızlıklar!

 

XVI

Şimdi travestiler kalçalarında ve slikon göğüslerinde biriken yorgunlukla Dante’nin “İlahi Komedya”sını konuşuyorler sperm kokan duvarlarla…O yırtık, yamalı ve yaralı sevgilerden, o kaypak sevgililerden, servetlerden geride hep namuslu bir orospum oldu benim de; tünediler yalnızlığıma hüzünlü bir yüzle o gecelerde…Sonra günlerin de üzerinde bir hayat; sürgit yoğunlukların, yorgunlukların, öfkelerin üstünde.

 

 

XVII

Şimdi güzel bir deniz karşımda; korkunç çırpıntılı, dehşetli mavi bir deniz tutmuş da bir ucundan b(akıyor) uzaklara…

 

Uzak, uzaklığında,

ben kendi yakınlığımda yalnızım;

ortalarda olsam da ortalı yalnızlıktır…

 

XVIII

Böyle yakın uzaklıklarda hep yalnızlıklar ve “yalnız değiliz” derken de yalnız! İşte cesetler ve cesaretler içinde aynadaki suretimi tuzla buz ediyorum; keder ırmakları akıyor ortasından… Birden bir kırlangıç sürüsü kanat çırpıyor uzaklara; yollara ve yolculara bakıyorum da, şarkıların kırık dökük notaları saçılmış sokaklara. Herkes kendine göre bir şarkıyı tutturmuş yangınlar ortasında!

 

 

YILMAZ ODABAŞI

Reklamlar

Read Full Post »