Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Ağustos 2008

Tanrı’nın işlevleri diye bi kitap yazmak isterdim, hatta mümkünse türevini ve integralini almak… Kuzu tandır seven insanlara, Tanrı, kuzu kesmeyin demeli mi… Bi farkındalık yok etmek cinayet mi dir…Kuzu Büyüsü (Bunun için 300gr Tanrı gerekmektedir):
Eskiden Sony Walkmenim vardı, Thindersticks, Leonard Cohen, Lou Reed, Morphine gibi otherside of the Moon müzikler dinlerken, en önemli soru ne olaki diye düşünürdüm, kırlangıç gibi Ben kimim? Ben kimim? uçuşurdu aklımda; ama ayakları bir türlü yere basmazdı bu sorunun, bu önemin belki de…
DNA’nın mucidi Francis Crick’in bi kitabı var: Şaşırtan varsayım! Konu Özgür İrade var mıdır, yok mudur, denekten önündeki ekrandan seçim yapmasını istiyolar, beyne elektrotlar bağlanmış, seçim gerçekleşmeden önce beyinde nörobiyolojik bi şey oluşuyo, seçim sonra gerçekleşiyor, aslında materyalist birisi de bu sonuca varır, ama bunun anlamını düşünmek, özgür iradenin bi yanılsama olduğunu idrak etmek bilebileceğim en lanetli gerçek, Ben kimim? Ben Ben değilim, yani Özne değilim…
Dinler bu sorunu daha ustalıklı çözmüş, Tanrı külli iradesinden cüzi irade üflemiş sana diyolar> Ben kimim? Tanrı bana kendinden üfledi, en bi ÖZ ve en bi NE olarak tanrının bir parçasıyım… Tanrının cesedi mumyalanmalı… Büyü şu: Özgür İrade bi büyüdür ve bu büyü inandıkça varolur… Rivayet odurki akşam yatmadan önce 3 defa bu büyüye inanan sabah kuzu olarak kalkar…
 

 

 

Read Full Post »

Entropim! O pimi Tanrı mı çekti?

Başlangıç;

 

Başlangıç var mı gerçekten; hareket yoktu diyorsun ve madde sonsuz yoğundu, zaman yoktu diyorsun…

 

 

 

Patlama;

 

Bir sır ver bana, sende kalsın de, tüm bu evren bir hidrojen atomunun içinde ve her hidrojen atomu bir evren de bana, bunu bağıra çağıra herkese anlatayım, ihanet mi; hayır! Kimse buna inanmazsa sır ortaya dökülmüş sayılmaz; böyle bir sır ver bana bir kuyuya değil gökyüzüne fırlatayım yine de aramızda kalsın…

 

Adalet istiyorum senden, cana kıyanın canına kıyıla, diri diri mezara gömen diri diri mezara gömüle, seven sevile, nefret veren nefret ala… Adalet bu gerçekten, gerisi palavra! Acı acıyla, neşe neşeyle, akıl akılla, hile hileyle kadeh tokuştursun, gör o zaman acımdaki azameti, işit şen kahkahalarımı, konuşmam sadece, dinlerim de o zaman, hilesine güvenebilir insan, şansına değil!! Adalet istiyorum senden, affetmek benim işim değil, o senin işin ve senin işine burnumu sokmak istemem!

 

Öyle bir renk gösterki bana kırmızı onu gördüğünde kıpkırmızı olsun, gözlerimi simsiyah yap ama içinde o renk olsun ve o rengi gören taş olsun!

 

O kadar İnsan yapki beni Şeytan önümde secde etsin! Ve onu elinden tutup ayağa kaldırayım.

 

Her insan yap beni, herkes olmak istiyorum, ona ne dokunduysa bana da dokunsun, ne kadar yücelmişse ve ne kadar alçalmışsa… Cellad cellad olsun yani kendi kafasını uçursun. Kral olmak istiyorum ama bir o kadar soytarı da. Tam olmak istiyorum ve eksik olmak, korkudan ölmek istiyorum ve ölümden korkmamak, hür olmak istiyorum müebbet yatarak.

 

Böcekler rüya görsün bunu istiyorum senden.

 

Öyle kelimeler istiyorumki senden zirve yerin dibine batsın, okyanus bir damlaya sığsın, bir fil ezsin karınca o kelimeyle, bal ekşi kaçsın yanında, acı kaçsın, zehir utansın, beyaz kör olsun, denge kaybetsin kendini, imkansız birde bin ve işkence ninni gelsin kulaklara, bu kelimelerle dile gelen iki doğru sonsuzda kesişmesin hemen kesişsin…

 

Dostum olmanı istiyorum ve düşmanım, bir azizeden çok bir orospu olmanı ve sana öyle aşık olmak istiyorum!

 

 

 

Dağılma;

 

Tanrım! Sen yoksan, ben de yokum!

 

 

Read Full Post »