Ne giydiğini yaz bana!
Sıcak tutuyor mu?
Nasıl uyuduğunu yaz bana!
Yatağın yumuşak mı?
Nasıl göründüğünü yaz bana!
Hep aynı mısın?
Neyi özlediğini yaz bana!
Kolumu mu?
Nasılsın, yaz bana!
Hoş tutuyorlar mı seni?
Ne bok yiyorlar, yaz bana!
Cesaretin yetiyor mu?
Ne yaptığını yaz bana!
Yaptığın şey iyi mi?
Neyi düşündüğünü yaz bana!
Beni mi?
Elbette sorulardır sana bütün verebildiğim.
Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim, mecburum buna.
Yorgunsan, uzatamam sana elimi.
Ya da açsan, seni besleyemem.
Sanki yaşamamışım bu dünyada, hiç yokmuşum.
Unutmuşum sanki seni.
Bertolt BRECHT
http://urumabdal.blogspot.com/
(nam-ı diğer: gecikmiş neandertal)
(hey KARDEŞ! Kardeşsen -kelimenin gerçek anlamıyla; abin olabilirim yani senin- bak bu adam ipodundaki 99 tane işe yaramaz şeyle ilgilenmiyor, bir göz at, biraz insan evladı olmanın sorumluluğunu al, lütfen! yaf hani ben de otuzunda akıllanmadım, onbeş yaşımda girdi kanıma delikanlılık, yapamayacak değilsin; YAPMIYORSUN! NİYE?)
Sana da merhaba Ka,
(Hangi Ka bu? Josef mi yoksa Kar’daki mi?)
Tanıştık işte. Gerçi daha okuyacağım çok şey var külliyatında. Seninle tanışmak epey zaman alacak ama şimdiden çok sevindiğimi söyleyebilirim. 3 yıl önce canını acıtan yalan neydi çok merak ettim, heralde onun da cevabını bulurum okudukça. Ya da bir gün yollarımız kesişir ve söylersin.
Öncelikle, quarklar konusunda ne demek istediğini anlıyorum ve haklısın. Ben de Mesih denilen şahsiyeti sosyolojik rüya tabirleri babında okumaya kalktığımda bir süre zıvanadan çıkıp darmadağın oldum. Günaha Son Çağrı’yı okurken de benzeri bir uhrevilikte kendimi kaybetmiştim. Herşeyimi kaybettim. Kurban ettim, diyelim. Herşey, basit bir ‘kurtuluş teolojileri’ okumasıyla başlamıştı. Neden bütün insanların günahlarını,çarmıhlarını bir kişi taşıyordu? Çünkü o, beklenen kişiydi. Simurg hikayesi gibi. Beklenen kişi değil, beklenen an vardı. An dediğin de ne ki zaten; hareketin ta kendisi. Beklenen hareketi yapmam yetti. Herkes lanet okudu ardımdan; zulmedildim, kovuldum. Bir çölde, yapayalnız ve özgürdüm. Tek sorun şuydu ki; ben Lotus Çiçeği pozisyonunda oturmaya bile tenezzül edecek bir adam değildim. Şüphe, bütün totemlerin karşısında aklımı kemirir. Bütün bu olanlardan sonra fakat, onun nasıl biri olduğunu anlamak için ruh haline yaklaşmaya çalıştım. Öyle ya, kimi bekliyor bunca insan? Ben bir gözün bir anlık bakışına sığıp o enerji taneciğini değiştirmeden anlamakla meşgulken… Öyle bir göz gördüm ki ona bir an bakmak bütün ömrüme yetti. Senin vahşi bir aşk yenilgisi dediğin şey. Sırası farklı sadece. Önce kendimi beklenen kurtarıcı sandım, oysa bunu yapmamam gerekiyordu. Bu sadece kendimi bilimsel nesnemin yerine koyduğum bir deneydi. Ama bu, diğer insanlar karşısında kibirli bir yaratığa çevirdi beni. Sonra o gözleri çıkardı karşıma. Aşık olabildiğime göre, ben kurtarıcı falan değildim. Zor iş abi, boşver, aman aman (ve bilimum türklük efektleri)… İyi ki de değildim. Ama halihazırda herşeyimi kaybetmiş ya da kurban etmiş ya da her ne zıkkımın kökü etmişsem işte, onun öyküsünün dışına çıkamıyordum. Bana sıradan bir insan olduğumu hatırlatan o aşk, imkansızdı. O da Salome gibi dansediyordu bütün diğer kaybettiklerimin yanında.
Sonra bi baktım, sen mail atmışsın : ) Atina’ya yolun düşerse beklerim. Şimdilik buralardayım.
atinada bi düğün olacaktı, demek tanrı adamımı yolladı .):)
athena, apollon, artemis, hades, demeter, zeus, hestia tamam,,, sen kimsin acaba.))
anlatacak çok şey var buraya sığmaz, otururuz bir sohbete bir gün,,,